Buz hokeyi hakkında bildiğiniz tek şey ”buzda oynanması” bile olsa bu belgesel ilginizi çekecek. 85 dakika boyunca hikâyeye kapılıp gitmeniz, yönetmen Gabe Polsky’nin başarısında saklı. Kızıl Ordu (Red Army – 2014) belgeseli, tüm iyi yapımlar gibi, birey ölçeğinden genel bir insanlık durumuna ışık tutarken seyirciye Sovyet Rusya dönemini görme fırsatı tanıyor.

Ïåðâàÿ ïÿòåðêà ñáîðíîé ÑÑÑÐ ïî õîêêåþ, 1988 ãîä

11 ay kampta olduğunuzu, saatlerce antrenman yaptığınızı düşünün. Evinizde kalmanıza izin verilmiyor. İçinizden birinin babası ölüm döşeğinde ama kamptan çıkıp onu ziyaret etmeniz yasak. Üstelik haftada bir kez balık yeme hakkınız var ve bunun garip olduğunu Amerika’ya gidince anlıyorsunuz. Çünkü kurallar böyle. Sisteme hizmet etmek için oyundasınız.

Çünkü siz sadece sporcu değilsiniz. Çünkü spor, sadece spor değil.

Fetisov’un Kızıl Ordu’ya dâhil olmasını milat alan belgesel, bizi 1980’lerin Rusya’sına götürüyor. Slava Fetisov’un hikâye anlatıcılığıyla gelişen kurgu, Sergey Makarov, İgor Larionov, Vladimir Krutov ve Aleksey Kasatonov’un da yer aldığı efsane Rus Beşlisi’nin röportajlarıyla zenginleşiyor. Fotoğraflarla pekiştirilmiş sahneler müzikle desteklenirken arşiv görüntüleri ve gazete manşetlerinin kullanımı ise filmi çarpıcı hâle getiriyor.

Filmi izlerken Anatoli Tarasov’un buz hokeyinin yalnızca teknik anlamda kurucusu değil, ruhunu da biçen adam olduğunu hissediyoruz. Tarasov’un ardından koçluk makamına acımasız Viktor Tikhonov geliyor. 11 ay süren kampların sorumlusu o. Fetisov’a göre, tüm takım ondan nefret ediyor. Kızıl Ordu belgeseli için Tikhonov’un röportaj vermeyi reddetmesi ise dikkate şayan.

Ancak Tikhonov’un rejimi bir yerde hata veriyor, entropinin önüne geçilemiyor. Sıkıştırılan her toplum gibi hokey takımı da bir noktada patlıyor. Takım kaptanı Fetisov; ”İnsanlığına inanmadığım bir antrenörle daha fazla çalışamam, bırakıyorum.” diyor. Başkaldırısını, tüm ülkeden gördüğü itibarsızlaşma ile ödediğine şahit oluyoruz. Çocukların idolü, hokey şampiyonu, kahraman asker, vatansever sporcu Fetisov, ülkede antrenman yapmak için tek bir pist bile bulamıyor.

Red_Army_review_-_CANNES_article_story_large

Rusya’da yüzüne kapılar kapanan Fetisov, nice badirelerden sonra ‘Özgürlükler ülkesi Amerika’ya gidiyor. Böylece belgeselde Soğuk Savaş döneminin yanı sıra kültür çatışmasını, bir ülkede yabancı olmanın mânasını, oyunun kurallarının sadece kâğıt üzerinde aynı olduğunu görüyoruz.

İlk kez geçen yıl Cannes Film Festivali’nde gösterilen belgesel, Putin’in çağrısıyla neticeleniyor. Şampiyon Fetisov, hırpalanarak ayrıldığı Rusya’ya Spor Bakanlığı’ndan aldığı teklifle geri dönüyor.

Gülfem Kıroğlu

Gülfem Kıroğlu

1992'nin Mayıs'ında dünyaya, 2009 Eylül'de İstanbul'a geldi. MSGSÜ Türk Dili ve Edebiyatı'ndan mezun oldu. Öğrenciliğe doyamadı ve aynı yıl Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. Hayattaki uğraşı edebiyat, kültür-sanat ve sinema. Senaryo dersleri alıyor, bu filmleri nasıl çekiyorlar diye düşünüp duruyor. Sinemanın büyülü gerçekçiliğine inanıyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Soundtrack / The Judge(2014)

Sonraki yazı

Human Nature (2001)