İsmi “Zaman” olan bir kitabın konusunun da zaman üzerine olması çok normalken, ismine bakıp konusuna dair ipucu aranamayacak filmlerden Özgürlük Tepesi (Hill of Freedom – 2014). Kore Sineması’nın auteur yönetmeni Sang-soo Hong, özgürlüğü ancak çizgisel akışı bozan kurgusunda hissettiğimiz hikâyesinde izleyicilerine tüm naifliğiyle aşktan ve arayıştan bahsediyor. İki hafta boyunca her gün yazılmış ama tarih atılmamış mektupların yere düşüp sıralarının karışmasıyla Seul’un dingin ve steril mekânlarında, zamanın ve olayların farklı yönlerini göreceğimiz bir yolculuğa çıkıyoruz.

hill-of-freedom-2

İki yıl önce evlenmek üzereyken ayrıldığı Kwon’u tekrar bulmak için Japonya’dan Güney Kore’ye gelen Mori (Ryo Kase), herkesin yaşayabileceği anlık bocalamalar dışında aslında çok net ve açık sözlü biridir. Sevdiği kadına ulaşmaya çalışıp da onu bulamadığı her gün, o gün yaşadıklarını yazıp bir mektup olarak Kwon’un kapısına bırakmaktadır. Mori’nin kısa süreliğine geldiği bu ülkede, Kwon’un mektuplara hiç ulaşamayabileceği düşüncesiyle birlikte boşuna uğraşıyormuş hissine kapılarak vazgeçmek üzere olduğu günleri, akşamları yeni tanıştığı kişilerle içki masasında yaptığı muhabbetleri, Özgürlük Tepesi isimli kafede tanıştığı güler yüzlü Youngsun ile yakınlaşmasını da bu mektuplar aracılığıyla izliyoruz. Fragmanlara bölünmüş bu günlük hikâyeler, bazen sadece basit bir gündelik olaydan bahseder gibi dursa da, seyirciye adım adım Mori’nin aşkını, korkularını, hatta zamana dair algısını da anlatıyor. “Köpek benim olsun, pastayı sen al” hareketiyle sadakati vurgulamaktan da geri kalmıyor.

hill-of-freedom

Neredeyse nötr bir ışık kullanımı ve yer yer yakınlaşan kamera hareketleriyle özdeşleştiğini söyleyebileceğimiz yönetmenin gösterişsiz tavrı hikâyeyle birlikte bir uyum yakalarken,filmin kurgusu izleyicinin dikkatini dağıtmadan sonuna kadar sabit bir tempoda ilerliyor. Karakterlerin film boyunca çoğunlukla İngilizce konuşmaları ise ön yargının aksine hoş aksanları ve filme paralel giden konuşma ritimleri sayesinde eğreti durmamayı başarıyor. Yeni bir teknik keşfetmeyen ve aslında çok da farklı bir konuya değinmeyen Özgürlük Tepesi, sadece “temiz ve nazik” olması sebebiyle bile izlenmeyi hak ediyor.

Tuğçe Mamati

Tuğçe Mamati

21 grama kaç yaşam sığar? 1989 yılında İstanbul’da doğdu. Haydarpaşa Lisesi ve Maltepe Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Mimari Tasarım alanında yüksek lisansa başladı. Mimarlık ve tasarım merakının yanında analog fotoğrafçılık ile uğraşmakta. Miyazaki hayranı. Aylak adımlarla kentte dolaşmayı sever. Uzun zamandır ilgisini çeken bilim kurgu ve sahne tasarımı konularını mimarlık ile aynı tezde buluşturma hayalleri var.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

A Royal Affair (2012)

Sonraki yazı

Soundtrack / The Breakfast Club(1985)