under the sun 2Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.

Joseph Goebbels

Nazi Almanya’sının en önemli isimlerinden biri olan Joseph Goebbels’in bu sözünü bilmeyen yoktur sanırım. Faşist yönetimin ikinci adamı Goebbels, Nazi düşüncelerini halka empoze etmek amacıyla şu an emperyalist ülkelerin de sıklıkla kullandığı propaganda sistematiğini yaratan kişidir. 20. yüzyılın en etkili propaganda uzmanı sayılan Goebbels’in yöntemleri hâlâ geçerlidir maalesef. Medyanın hükümet tarafından kontrolü, kitapların yakılması, insanların ön yargılarla donatılması, karşıt düşüncelerin bayağılaştırılması, şu aralar sıkça da duyduğumuz algı operasyonları vs. Tüm bu yöntemler dikta rejimlerinin sıklıkla kullandığı silahlardır ve savaşlardan daha çok etkili olduğunu da söyleyebiliriz.

Bu yıl festival kapsamında NTV Belgesel Kuşağı seçkisinde gösterilen V Paprscich Slunce/Under The Sun (2015) Kuzey Kore’nin yalanlar üstüne kurulu imajını gözler önüne seriyor. Kuzey Kore şu anda dünyadaki sayılı sosyalist ülkelerden biri olarak varlığını sürdürüyor. Her ne kadar anti-komünist hareketin öncülerinden Goebbels’in sözü ile yazıyı açsam da durum sosyalist bir ülke olunca değişmiyor maalesef. Bu iki uç siyasi fikrin kullandığı araç aynı aslında, esas amaç -doğru ve ya yanlış- bir düşünceyi bir başkasına empoze etmek.

under the sun

Ünlü Rus belgeselci Vitaly Mansky, Under The Sun’da Koreli devlet yetkililerin propaganda filmi çekerken nasıl yalanlara başvurduklarını gözler önüne seriyor. Kahramanımız küçük Zin-mi ve ailesi devlet yetkilileri tarafından yazılmış senaryoya göre “ideal aile” yapısını ve mutlu(!) hayatlarını herkese gösteriyorlar. Şu anki Komünist Kore’nin kurucusu Kim II-Sung’un doğum günü anısına yapılan Çocuk Birliği törenlerini ve kahramanımız Zin-mi’nin mutlu(!) hayatlarından kesitler izliyoruz. Devlet görevlilerinin sıkı kontrolleri ile çekilen filmde yönetmen Mansky’nin, gerçekleri göstermek için sahneler arası kamerasını açık bırakması yetiyor. Gerçeğe dair hiçbir ayrıntıya dokunmuyor. Sadece çekiyor. Mesela yaşlı bir gazinin çocuklara kahramanlık hikâyeleri anlattığı sırada küçük çocuklardan birinin uyuklayarak dinlemesi küçük ama bir o kadar etkili bir sahne. Yine bir başka örnek Zin-mi’nin geleneksel Kore dansını öğrendiği sahnenin ilkinde mutlu gözükürken, ilerleyen sahnelerde baskıdan ağlayacak duruma gelmesi ve yönetmenin yakın planda bunu vurgulaması çok şey anlatıyor. Devlet ideolojisinin yılmaz savunucuları tüm dünyaya ülkelerini güzel göstermek için böylesi bir yapaylıkta halkın mutlu ve huzurlu olduklarını inandırmaya çalışması oldukça üzüntü verici. Kore halkı özelinde bunu bilemeyiz, belki de hayatlarından çok memnundurlar. Sonuçta dışa bağımlı olmayan sayılı ülkelerden biridir Kuzey Kore ama; ama esas üzüntü verici durum, neyin doğru neyin yanlış olduğunun devlet tekelinde olması kesinlikle. “Biz senin için en doğrusu nedir biliriz, sen yeter ki itaat et” mesajının devletin her kademesinde halka empoze edilmesi Nazi Almanya’sını hatırlatıyor. Siyasi düşünce ne olursa olsun, bu tür düşünceler her zaman diktatörlüktür.

İki ülke arasında diplomatik krize yol açan Under The Sun, belgesel sinemanın gücünü göstermesi bakımında oldukça önemli bir yapım.

Güray Karaayak

Güray Karaayak

1986’nın karlı bir kış günü dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu. Salo ve Solome’un 120 günü filmini yurtta 5 arkadaşıyla başlayıp tek başına bitirdiğinde, Pasolini en sevdiği yönetmen, sinema da en büyük tutkusu oldu.Çocukluk hayali, Sadun Boro’nun Kısmet’i gibi dünyayı dolaşmak olup, şu an özel sektörde proje finans departmanında masa başı bir işte çalışıyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

22 Nisan'da Vizyonda!

Sonraki yazı

35. İstanbul Film Festivali İzlenimleri: İnsanlığa Dair - Auf Einmal