Bir Sahne-Playtime: Modernizmin Mekanik Ritmi

Sinema tarihinin başyapıtlarından bahsederken sıklıkla şöyle deriz: “Tekrar tekrar izlenmesi gereken bir film!” Jacques Tati’nin Playtime’ı (1967) içinse bir zorunluluktur bu söz. Neden mi? Tati, Playtime’da sinematografisini 70 mm filmin imkân verdiği geniş görüş açısı ve orta-geniş planlarla kurar. 1920’lerin birçok dışavurumcu yönetmeninin dahi kalkışmadığı perspektif etkisi için yıllar süren …

DEVAMI →

Hollywood’un Havuzlu Anıt Mezarları: Sunset Boulevard (1950)

“Bizim yüzlerimiz vardı, diyaloglara ihtiyacımız yoktu!” Sunset Bouleverd’ın (1950) eski sessiz sinema yıldızı Norma Desmond’un ağzından çıkan bu ünlü replik, Hollywood’un sesli sinemaya geçişiyle birlikte yok olan eski yıldızlarının nafile çığlığıdır. Sessiz Sinemanın Devrilen Heykelleri Hollywood’da 1920’lerin sonunda ilk örnekleriyle, 30’lara gelindiğinde de artık neredeyse tamamen sesli sinemaya geçilmişti. Bu …

DEVAMI →

Bir Sahne- Caché: Seine Nehrine Atılan Özgürlük

Fransa. 17 Ekim 1961. Cezayir Savaşı’nı protesto eden on binler ve o on binlere ateş açan Fransız polisi. Kırmızı günün sonu: Seine nehrine atılmış yüzlerce Cezayirlinin cesedi ve nehirden haftalarca akan katliam kırmızısı. Fransa suskun. Yıllarca, bu utancın fotoğrafı Fransa’nın toplumsal hafızasının bodrumuna hapsedilir. Yıllarca… Gerçekten hapsedilebilir mi peki? Tak …

DEVAMI →

Erhan Tuncer’le Söyleşi: Ağustos Böcekleri ve Karıncalar

Üçüncü Adam adlı bloğuyla da hatırı sayılır bir takipçi kitlesi oluşturan senarist ve yönetmen Erhan Tuncer’le, Altın Koza Film Festivali’nde gösterilen filmi Ağustos Böcekleri ve Karıncalar (2016) vesilesiyle buluştuk. Konu konuyu açtı, kısa filmlerden Yadigâr Ejder’e, festivallerden Ağustos Böcekleri ve Karıncalar’a uzanan güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Erhan Bey, kurucusu olduğunuz …

DEVAMI →

Filmekimi 2016 İzlenimleri- The Happiest Day in the Life of Olli Mäki: Mutluluk, Ne Zaman?

Joseph Campbell’in formüle ettiği ‘erkek kahramanın yolcuğu’ şablonunu sinemada yeşertmek için uygun olan toprağın bulunduğu coğrafyalardan biri de ‘boksör hayatı’. Campbell’ın ‘sıradan kahramanının’ serüvene çağrılmasıyla çıktığı yolculuğunda karşılaştığı akıl hocası, engeller, ödüller, sınavlar, dostlar, düşmanlar, sanırım Hollywood’un uzun yıllardır elini boks merkezli filmlerin omzundan neden indirmediğinin belki de cevaplarından biridir. …

DEVAMI →

Noriko Masalı: Tokyo Story

“Tokyo ne kadar büyük baksana! Kaybolursak birbirimizi asla bulamayız.” Çocuklarını ziyaret için Tokyo’da bulunan yaşlı çiftten annenin, eşine söylediği bu söz, Tokyo Story’nin belki de meramını tülün ardından değil de önünden gösteren az sayıdaki repliklerinden biri. İsminin yazmadığı mezar taşında sadece “hiçlik” anlamına gelen bir simge bulunan Yasujiro Ozu’nun, sineması …

DEVAMI →

Le Notti di Cabiria (1957)

Roma sokaklarına melankolik, hayattan bezmiş bir hayat kadını ve kadrajına onu yerleştirmiş bir Fellini. Hayatını bedeninden kazanan Cabiria, saflığının ve inancının karşılığında sevdiği erkeklerden hep ihanet görmüştür. Öyle ki, sevdiği adam tarafından parası için öldürülmek dahi istenir. Yaşadığı tüm yıkıntılara rağmen bir yuvanın ve onu sevecek bir erkeğin hayaline tutunan …

DEVAMI →

Ayrıksı Ot: Elser (2015)

Soykırım, toplama kampları, gaz odaları ve ölüm. Hitler isminin kulaklarda çınladığı ilk anda, zihinde canlanan fotoğrafların bunlar olduğunu söylemek iddialı bir söz olmaz sanırım. Adolf Hitler, neredeyse tüm insanlığın zihninde yer edinen simasıyla fiziksel gerçeklikten çıkıp insanlığın bilincine yerleşmiş bir imge: Ölümün, saf kötülüğün ve … “Ve” si nedir? Gizemin, …

DEVAMI →

Kral Oedipus’un Sinema Serüveni: Oedipus Karmaşası

Adını Yunan mitolojisindeki Kral Oedipus’un öyküsünden alan Oedipus Karmaşası (kompleksi), Freudcu analizin merkezi kuramıdır. Freud’un psiko-seksüel bakış açısına göre; erkek çocuğun annesine karşı duyduğu güçlü bir “sahiplenme” duygusu, rakip olarak gördüğü babasına karşı ise düşmanca beslediği duyguların toplamıdır. Freud’un bu kuramdaki erkek merkezci yaklaşımına karşı, (ki kendisi bu yaklaşımında çokça …

DEVAMI →

Hitchock’un Kekinden Bir Dilim: Hithcock/Truffaut (2015)

Amerikan Film Endüstrisi’nin düzenlediği gecede sahneye çıkan Fransız bir yönetmen, tam karşısında oturan gecenin onur konuğuna parmağını uzatıp şu cümleleri sarf eder: “Amerika’da bu adama sizler ‘Hitch’ dersiniz, Fransa’da ise biz ona, ‘Monsieur Hitchcock’ deriz!“ Hithcock’un ABD’de popüler kültür figürü olarak konumlandırılmasına vurgu yapan bu cümleleri o geceden bu yazıya …

DEVAMI →