“…ve bütün dünyanın dili bir sözü birdi. Ve vaki oldu ki şarkta göçtükleri zaman, Şinar diyarında bir ova buldular; ve orada oturdular. Ve birbirlerine dediler: Gelin kerpiç yapalım, ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim ve kendimize bir nam yapalım. Ve ademoğullarının yapmakta oldukları şehri ve kuleyi görmek için RAB indi. Ve RAB dedi: İşte bir kavmdırlar ve onların hepsinin bir dili var; ve yapmaya başladıkları şey budur; ve şimdi yapmaya niyet ettiklerinden hiçbir şey onlara men edilmeyecektir. Gelin inelim ve birbirinin dilini anlamasınlar diye onların dilini orada karıştıralım. Ve RAB onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı; ve şehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil denildi. Çünkü RAB bütün dünyanın dilini orada karıştırdı.”

 

Babil sözcüğü Eski Ahit’te Babel şeklindedir ve kargaşa, karışıklık anlamlarına gelir.

Babil bahsi Eski Ahit’in Tekvin (yaratılış) kısmında geçer. Anlatıldığı üzere tanrı, insanları cezalandırmak ama dillerini karıştırmış ve böylece insanlar anlaşamamış, kuleyi bir daha inşa edememişlerdir.

İletişimsizlik ve insanların birbirini anlamayışı öylesine büyük bir lanettir ki tanrı, insanları cezalandırmak için bu yolu seçmiştir.

İletişimsizlik hayatımıza yeni girmiş bir kavram değil. İlk insanlardan günümüze uzayan ve genişleyerek devam eden bu problem, sanatın var olmasındaki en temel yapıtaşlarından biridir. Anlatılamayanı anlatma çabası olarak sanat ve dalları, bu meseleyi oldukça sık bir şekilde işler. Sinemanın bu bahisteki rollerinden biriyse çevremizdeki görüntüleri, hareketleri ve kelimeler yığınını biçimlendirip anlamlandırarak estetik bir kaygıyla sunmaktır.

Günümüzde ise dışa bağımlığımız gitgide azaldıkça ve her birimiz, kendi kendimize yetebilen bireyler hâline geldikçe iletişimsizlik artarak daha da can sıkıcı bir meseleye dönüşüyor.

Siz değerli okurlara (naçizane) iletişimsizliği tema edinen, insanların anlaşamayışının en yakıcı dillerle anlatıldığı birbirinden güzel filmlerden oluşan bu listeyi hazırladım, memnun kalmanız umuduyla…

 

Not: Sıralama herhangi bir kritere göre yapılmamıştır.

 

1.Babel (2006, Yönetmen: Alejandro González Iñárritu)

 Iñárritu Babil’i, “Gerçekte sınırlamalar insanın, kendi iç dünyasında yaşadığı düşüncelerdir. Mutluluğumuzu oluşturan şeyler toplumsal yapıya göre değişkenlik gösterirken, çaresizlik içinde ise hepimiz din, dil, ırk fark etmeksizin aynı duyguları yaşıyoruz. Babil, bizi ayıran değil, bizi birleştiren duygular üzerine bir film oldu.” cümleleriyle anlatmıştır. İnsanların hayatını alt üst eden olayların nasıl ilerleyip geliştiğini, kısaca yaşamın arka planlarını gösterir bize Babil. Japonya’daki bir hayatın Meksika’daki bir diğerini nasıl etkilediğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. Filmin sonundaysa  kendimize “Suçlu kim?” sorusunu yöneltiriz. Sahiden kim? Hepimiz mi, hiçbirimiz mi? Yoksa iletişimsizlik mi?

 

2. Persona (1966, Yönetmen: Ingmar Bergman)

Persona Türkçede “maske” anlamına gelmektedir ve Jung tarafından bireylerin günlük hayatta takındıkları faydacı tavırları anlatmak üzere ortaya atılmıştır. Jung kişiliğimizi örten maskeye persona der. Toplumsal hayatta taktığımız maskeler bizleri birbirimizden korur, bunu da gerçek kişiliklerimizi gizleyerek, örterek yapar. Çünkü kendi kişiliğimizi apaçık ortaya sermekten korkarız, bu yüzden de hepimiz maskelere ihtiyaç duyarız. Usta yönetmen Bergman’ın Persona’sında ise Elisabeth karakterinin takındığı tutum akıllara bu teoriyi getirir.

 

3. L’avventura (1960, Yön:Michelangelo Antonioni)


L’avventura, yönetmen Antonioni’nin yazıp yönettiği iletişimsizlik üçlemesinin ilk filmidir. Filmde İtalyan burjuvazisinin iletişimsizliği ve bir türlü arayıp bulamadıkları mutlulukları oldukça yoğun bir biçimde işlenir. Ayrıca film, Cannes’da “yeni bir film dili yaratması” ve “fotoğraf karesi güzelliğinde görüntüleri” sayesinde jüri özel ödülüne layık görülmüştür.

 

4. Festen (The Celebration – 1998, Yön: Thomas Vinterberg)

Festen, Vinterberg’in Dogma 95 akımının ilk filmi olma özelliği taşıyan 98 yapımı filmidir. Film babalarının 60. yaş gününü kutlamak için toplanan bir ailenin hikâyesini konu alır. Yemekte en büyük oğlu, babasını, intihar eden ikiz kardeşine tacizde bulunmakla suçlar. Vinterberg bu filmiyle bizlere aile içi iletişimsizliğin en güzel örneklerinden birini sunar.

 

5. Kış Uykusu (2014, Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan)

Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da Altın Palmiye alan filmi Kış Uykusu, iletişim kurarken anlatmak kadar dinlemenin de önemli olduğunu vurguluyor. İkisi de kendisini son derece iyi ifade etmesine rağmen bir türlü anlaşamayan kardeşler Aydın ve Necla arasında yaşanan diyaloglar bu problemi çarpıcı bir şekilde seyirciye yansıtıyor.

 

6. Julieta (2016, Yönetmen: Pedro Almodóvar)

Anne-kız ilişkisi, İspanyol ressam Miro’nun da ustalıkla kullandığı kırmızı ve mavi renkler, kutulara konan ya da kutulardan çıkarılan eşyalar, sadakatsizlikler ve en nihayetinde ölüm… Almadovar denince sanırım akla en sık gelen çağrışımlar bunlar. Özellikle anne-kız ilişkisi temelinde Julieta’nın annesi ve kızıyla yaşadıkları ve ayrıca eşiyle geçirdiği yıllar sonrasında öğrendiği gerçek, bizlere iletişimsizliğin yarattığı tahribata örnekler sunuyor.

 

7. Abluka (2015, Yönetmen: Emin Alper)

Yönetmen Emin Alper’in ikinci uzun metraj filmi olma niteliği taşıyan Abluka, yirmi yıl hapis yattıktan sonra şartlı tahliye olan Kadir karakterinin yaşadıklarını konu alır. Kadir tahliye olduktan sonra kardeşi Ahmet’i bulur ve çok çabalamasına rağmen ikilinin arasında sağlıklı bir iletişim kurulamaz; nitekim Ahmet, ağabeyi Kadir’den çeşitli nedenlerden dolayı saklanmaktadır. Film ayrıca seyirciye, Kadir’in cezaevinde daha özgür olabileceğini ve aslında sadece sınırları daha geniş bir cezaevine tahliye edildiğini hissettirmektedir.

 

8. En Duva Satt På En Gren Och Funderade På Tillvaron ( A Pigeon Sat On A Branch – 2014, Yönetmen: Roy Andersson)

Roy Andersson, “Yaşayanlar” üçlemesinin son filmi  A Pigeon Sat On A Branch’de diğer iki filminde olduğu gibi depresif, tekdüze ve insanların birbirleriyle iletişim kuramadıkları bir dünyayı tasvir ediyor. Film, insanların birbirleriyle konuşurken sürekli tekrarladığı “İyi olduğuna sevindim” gibi birkaç cümleyle ilerliyor.

 

9. La Notte (1961, Yönetmen: Michelangelo Antonioni)

La Notte ise Antonioni’nin yukarıda bahsettiğimiz üçlemesinin ikinci filmi olma özelliğini taşıyor. Filmde evli bir burjuva çiftin artarak ilerleyen iletişimsizliklerinin evliliklerini nasıl bitirme noktasına getirdiği anlatılır. Filmin birçok sahnesinde Lidia ve Giovanni çiftinin birbirleriyle konuşmak isteyip başaramadıkları ve beraber gittikleri bir partideyse, insanların iletişim kurabilecekleri birilerini aradıkları göze çarpar.

 

10. Der Siebate Kontinent ( The Seventh Continent – 1989, Yönetmen: Michael Haneke)

Der Siebate Kontinent, Haneke’nin duygusal buzlaşma üçlemesinin ilk filmi olma özelliği taşır. Yabancılaşmayı, iletişimsizliği ve şiddeti seyirciyi oldukça rahatsız edecek bir şekilde vermesiyle ünlü Haneke, Der Siebate Kontinent filminde de bunu son derece yoğun şekilde yapar. Filmin konu olarak Avrupa’nın ortasında küçük burjuva bir ailenin yaşantılarını ele alır.

 

 

 

Fil'm Hafızası

Fil'm Hafızası

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Kostüm Tasarımı Ödülleri İçin Adaylar Belli Oldu

Sonraki yazı

Cate Blanchett’in 13 Farklı Rolde Yer Aldığı Manifesto’dan Fragman Geldi!