Hollandalı sosyal medya fenomeni Boris Lange’ın, IKE Andrews çakma ismiyle İkea’dan 10 €’ya aldığı bir tabloyu, Arnhem Modern Sanatlar Müzesi’nde teşhir ederek sanat tutkunları ile nasıl kafa bulduğunu belki bazılarınız hatırlar. Kimisi bu tablonun milyon dolar değerinde, kimisi ise bir şaheser niteliğinde olduğunu söylemekten çekinmez. Hatta sanatçının beynindeki kaosu tuvale yansıttığını söyleyen eleştirmenlere bile denk gelirsiniz. Mesele, sanat eserine olan bakış açısının aslında nasıl yönlendirmeye açık olduğudur. Instagram’da olağanüstü bir fotoğraf çekip paylaşımda bulunan umursamaz bir kullanıcının 30-40 beğeni alıp diğer yandan sırf popülarite sahibi olan birinin tüm teknik değerlerden yoksun bir fotoğrafına 10 bin kişinin beğeni bırakmasındaki algısal yönerge gibi.

FlorenceFosterJenkins_FirstLook-840x772

Gerçek bir tarihi karakter olan Florence Foster Jenkins, yaşadığı dönemde belki de bu soruları milyonlarca kez sordurmuş olabilir kendi halkına. Neden mi? Dünyanın en berbat sesine sahip olup da, inanılmaz bir dinleyici kitlesine ulaşan bir opera sanatçısı olduğu için. Kendi döneminde gerçekleştirdiği tüm sanat katliamları tam da azimli sıçanın duvarı delme hikâyesidir. Opera sanatını katlederek yaptığı çılgın aryalar sayesinde belki de dünyada troll kavramını yaratan ilklerden biri olma şansını da yakalamış olabilir kendisi. Mustafa Topaloğlu’nun gerçek mi yoksa troll mü olduğunu kavrayamamamız gibi bir durumun içine düşmemiz söz konusu yani.

Dangerous Liaisons (1988), Dirty Pretty Things (2002), The Queen (2006), Philomena (2013) filmlerinden de anlaşılacağı üzere kendi şahsına münhasır kadınların yaşam öykülerine büyük ilgi duyan Oscar ödüllü İngiliz yönetmen Stephen Frears’ın yeni eseri Florence Foster Jenkins (2016); başrollerinde usta oyuncular Merly Streep ve Hugh Grant ile karşınızda.

null

Film boyunca beyninizin içinde yankılanacak kontrolsüz desibel aralıklarında, bir kadının kendi ideal dünyasında ulaşmak isteyeceği zirve noktasına olan yolculuğunu izleyeceğiz. Siz buna şımarıklık mı, tutku mu, azim mi, hırs mı, tirad mı, trollemek mi yoksa toplumsal deney mi dersiniz, bilemem. En iyisi hep birlikte vizyon tarihini beklemek.

Alpaslan Paşaoğlu

Alpaslan Paşaoğlu

27 Şubat 1987 yılında Söke'de doğdu, Bodrum'da büyüdü. Lisenin son sınıfında Ankara'da bulundu, Üniversite bitirmişliği var. Hatta İtalya'da 'yüksek'ten düşüş denemeleri de mevcut. Fakat uzun yıllardır konargöçer bir Egeli olarak İstanbul'da yaşamakta. Muhabirlik, ticaret, beyaz yaka, kreatif yazarlık gibi birbirinden alakasız şeylerle uğraştığından çoklu meslek bozukluğu gösterdiği söylenebilir. Hayatında değişmeyen şeyler; Parliament Sinema Klubünün kendisine musallat ettiği film sevdası, okumak, yazmak, dere-tepe seyahat ve ilk tutkusu basketbol. Lise döneminden bu yana çeşitli mecralarda kısa film, reklam, animasyon senaryoları, blog ve dergi yazıları gibi çalışmaları bulunuyor. Özetle esnaf ruhlu yazar adayı.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

35. İstanbul Film Festivali İzlenimleri: Kötülüğün Tohumları - The Childhood of a Leader

Sonraki yazı

15. Tribeca Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu!