Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Bir Fragman: Goodbye Berlin

Hayat varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir.”

457218-jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-2

Bugüne kadar Im Juli (2000), Solino (2002), Head On (2004), Soul Kitchen (2009) ve The Cut (2014) filmleriyle seyirciyle buluşan Fatih Akın, son filmi Goodbye Berlin’le (2016) filmografisinin çeşitliliğini tazeleyecek gibi duruyor. Çağdaş Alman Edebiyatı’nın sevilen yazarlarından Wolfgang Herrndorf’un Tschik (Yokuş Aşağı) isimli romanından uyarlanan filmde, henüz ergenlik çağlarında olup kendilerini tanımaya çalışan, birbirlerinden farklı yaşam tarzlarına sahip iki arkadaş Maik ve Tschik’in yol hikâyesiyle seyircilerin karşısına çıkıyor Fatih Akın.

Son filmi The Cut ile çok fazla eleştiriye maruz kalan yönetmenin, Goodbye Berlin ile kendisine gard almış bir kesim izleyicinin gönlünü kazanıp kazanamayacağı da akıllarda bir soru işareti bırakıyor. Böyle bir amacının olup olmadığı da bilinmez elbet; ama genel itibariyle bakıldığında, film keyifli bir tat ile hatırlarda kalmaya aday gibi.

maxresdefault

Bugüne kadar ergenlik çağına yeni girmiş, bu çağın içinde olan, içinden çıkmaya çalışan ve bir türlü çıkamayan gençlerin çok fazla sayıda filmi yapıldı ve seyircilere sunuldu. Goodbye Berlin’in bu filmlerden farkı ne olabilir diye sorgulamaya başladığımız zaman, fragmandan gördüğümüz kadarı ile elimizde çok fazla materyal kalmıyor. Ama son yılların genç kitlesine yakın sorunları, günümüze çiğ durmayan diyalogları, gençlerin tüm sıkıntıları, bunaltıları, ceplerinde para olmadan, ehliyet alma yaşları bile henüz gelmemişken Berlin’den çaldıkları küçük bir Lada ile yola çıkışları, iki kafadarın ne kadar kararlı ve onlara göre olan cesaretliliğini gözler önüne seriyor. Lafı açılmışken değinmek istediğim ve gözüme çarpan bir nokta ise şu: Çalıntı arabanın idealden küçük boyutta, mavi renkte olması ve geçtiği yüksek boylu ekin tarlaları, aklıma, Liev Schreiber’in 2005 yapımlı Everything Is Illuminated filmindeki arabayı ve arabanın geçtiği yolları getirdi. Çekim planlanırken yönetmenin böyle bir esinlenişi olmayabilir; lakin bir izleyici olarak aklıma gelen bu tarz benzerlikler güzel etkiler bırakabiliyor.

goodbye-berlin

Yol boyunca bütün aksiliklerin peşlerini bırakmadığı filme, aşk temasını da eklemekten geri kalmamış film, genç sinemaseverler başta olmak üzere bütün yaş gruplarını etkileyecek türde görünüyor. Film 30 Eylül 2016 günü vizyona girecek.

Nurbanu Gürsoy

Nurbanu Gürsoy

1993 yılının mart ayında İstanbul'da çıktığı bu garip yolculuk, ismini bir avuç içinde bulunan kağıtlar arasından kendi eliyle seçerek başladı. Lise hayatının son senesinde sinemanın büyülü dünyasını fark etti ve 2011 yılında sinema okumaya başlayarak farkındalığını resmiyete döktü. O gün bugündür okur, izler, keşfeder ve yazar. Artık yolda yürürken kafasında çektiği klipleri kameraya dökebiliyor. Bir de içi durmadan seyahatler çekiyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

3. Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali Başlıyor

Sonraki yazı

Bir Fragman: Sesini Çıkarmayan “İyiler”