Annesini, eşini ve işini kaybettikten sonra bir kadın için hayat bitmiş midir yoksa onu gelecek günlerde yeni yollar bekliyor mudur? Eğer bahsettiğimiz, henüz genç yaşta bir kadınsa yeni ve güzel günlerin ileride olması ihtimaline daha olası bakılabilirken yaş arttıkça bu ihtimallerin düşmesi beklenir. “Bu hayat bana daha ne verebilir ki aldığı bunca şeyden sonra?” sorusunu sorarak aldığı nefese haksızlık etmektense, “Dursana, belki de her şey daha yeni başlıyor.” düşüncesiyle süsleyebilir günlerini. Kişinin cesareti, isteği ve yaşama arzusuyla da doğru orantılıdır hangi yolu seçeceği. Hayat seni kaybedip içine çekmeye çalışır ama sen ona aldırma, yaşa bu hayatı. Çünkü nefesin buna değer.

L’avenir (2016), felsefe öğretmeni olan Nathalie’nin, annesini kaybettikten sonra uzun senelerdir evli olduğu eşinin, kendisine onu aldattığını ve boşanmak istediğini açıklamasıyla büyük bir boşluğa düşmesini temeline alıyor. Nathalie eşinin bu isteğini her ne kadar kahkahalarla karşılasa da biliyoruz ki içten içe kendini yiyor. Her şeyiyle eşine karşı sevgi dolu olan bir kadının böyle bir terk edilişi hak etmeyeceği kesindir. Kadın, aldatıldığını öğrendikten sonra dağılmışlığını hiç göstermemesi gerekecek ki bu sarsıcı itirafın karşısında güçlü durabildiğini göstersin. Bütün hatıralarını yakıp yıkması da Nathalie için kolay olmayacaktır elbet; ama o, bir şekilde üstesinden gelmelidir bu durumun. Entelektüel yönden birikimli olması, hayatının geri kalanında kimseye tamah etmemesi için önemli bir etken, Nathalie de buna sahip bir kadın. Fakat ne olursa olsun o da farkında ki daha önce tatmadığı özgürlükler ve deneyimlemediği bir yaşantı var. Tam da bu noktada yol ikiye ayrılıyor: ya her şeyden vazgeçmiş bir şekilde bitik olacak ya da sanki daha önce hiç yaşamamışçasına peşine düşecek bu hayatın. Tabii buradaki en önemli dinamik de yaşadıklarından sonra karşısına çıkacak kişi. Okulda karşısına çıkan ve Nathalie’yi özgürlükle tanıştıracak olan Fabien (Roman Kolinka), onun cesur tarafını harekete geçirecektir. İlişkilerin kırıcı noktaları olan aldatılmalar, terk edilişler, elinde avucundaki her şeyi yitirip bir başına kaldığın hatıralar, beraber uyuduğun yataklar, yürüdüğün sokaklardan iki kişi sorumludur. Ama sonrasında seçeceğin yoldan sadece sen sorumlusun. Nathalie de bu noktada sorumluluğunu tanıyacak ve kendini bilmediği denizlere bırakacaktır.

66. Uluslararası Berlin Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen, Goodbye First Love (2011) ve Eden (2014) filmleriyle tanınan Mia Hansen-Løve’ın beşinci uzun metraj filmi olan L’avenir, Isabelle Huppert’ın eşsiz oyunculuğu ve kalp kıran duruşuyla şimdiden yılın en iyi filmleri arasında gösteriliyor.

Orta yaşlı bir kadının hayatının dönüm noktaları, birikimleri, hatıraları ve cesur seçimleriyle dolu olan bu güçlü film, özellikle toplumdan kadını silmeye çalışan kişilere ders ve bunun sonucunda kendi varlığını bile kabul edemeyen kadınlara yol gösterici olabilecek nitelikte.

Nurbanu Gürsoy

Nurbanu Gürsoy

1993 yılının mart ayında İstanbul'da çıktığı bu garip yolculuk, ismini bir avuç içinde bulunan kağıtlar arasından kendi eliyle seçerek başladı. Lise hayatının son senesinde sinemanın büyülü dünyasını fark etti ve 2011 yılında sinema okumaya başlayarak farkındalığını resmiyete döktü. O gün bugündür okur, izler, keşfeder ve yazar. Artık yolda yürürken kafasında çektiği klipleri kameraya dökebiliyor. Bir de içi durmadan seyahatler çekiyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Ankara Uluslararası Film Festivali Başladı!

Sonraki yazı

Bazen Boş Bir Sayfa Daha Fazla İmkân Sağlar İnsana: Paterson