Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Bir Günah Olarak Sessizlik: A Touch of Sin

“Bu aslında eşitsizliği, fakir ile zengin arasındaki uçurumu nasıl tolere ettiğimizle alakalı. Her şeyden önce sessizliğin bir ‘günah’ olduğunu düşünüyorum.”

Jia Zhangke

Suç, şiddet ve intikam çoğu zaman sinemanın her türünün ilgilendiği temalar olagelmiştir. Özellikle şiddet ve suçun sahneye nasıl ve hangi dramaturji ile yansıtıldığı da politik bir meseledir bir yandan da. Örneğin Amerikan sinemasının kişisel intikam filmlerini ele alırsak, suçun ve şiddetin oldukça kişiselleşmiş ve toplumsallıktan uzaklaşmış olduğunu görürüz. Oysa Jia Zhangke son filmi A Touch of Sin’de (2013) epey alışılmadık bir suç, şiddet ve intikam tasvirine soyunuyor. Çin’in sosyal paylaşım sitesi Weibo’daki haberlerden derlediği dört suç hikâyesini kesiştirdiği filminde yönetmenin “kesişen hayatlar” klişesine saplanmadığını ve önceki filmlerine oranla çok daha fazla kullandığı grafik şiddetin olası görsel hazzına başvurmadığını söyleyebiliriz. Karakterlerin dördünün de işçi sınıfına mensup olduğu hikâyede, kimse gerçek bir “günaha” dokunmuyor ancak günah olarak adlandırılan bu eylemlere sürükleniyorlar. Bu suç hikâyelerinin kişisel hikâyelerden ziyade nedenleri ve koşulları olan eylemler şeklinde tasvir edilmesi de suçun ve şiddetin toplumsallığına dikkat çekiyor.

touchofsin

Altıncı kuşak Çin sinemasının önemli isimlerinden sayılan Jia Zhangke, filmografisi sürekli belgesel ve kurmaca arasında gidip gelen, aynı zamanda filmlerinde Çin’in toplumsal ve politik belleğine dair pek çok olaya yer veren bir yönetmen. 24 City’de (2008) Fabrika 420’nin yıkılıp yerine 24 City adında bir lüks alışveriş merkezinin kurulmasından yola çıkan Jia,  Still Life’da (2006) ise yine devletin kentsel dönüşüm ve globalleşme çabaları sonucunda göç etmek zorunda bırakılan milyonlarca insanın hikâyelerinden derlediği bir kurmacayla ortaya çıkmıştı..

A Touch of A Sin’de de yine bu “gerçek/kurmaca” meselesi ortaya çıkıyor, özellikle filmde yer alan dört hikâyenin de gerçek olaylardan esinlenerek oluşturulduğu düşünülürse. İlk hikâye Hu Danhai adında bir maden işçisinin köylülerin vergi üzerindeki vaat edilmiş haklarını alamaması sonucunda belirli otorite figürlerini protesto etmesi, bunun sonucunda dövülmesi, tehdit edilmesi ve köy halkı tarafından gülünç duruma getirilip aşağılanması ile başlıyor. Çareyi eline silahını alıp herkesi öldürmekte bulan Hu Danhai’nin hikâyesi içerdiği şiddeti haklılaştırıyor denemez, şiddeti öven bir tarafı da yok, ancak devletin ve otoritenin uyguladığı görünmez ya da görmezden gelinen makro şiddetin yanında buradaki şiddet çaresiz duruma düşen bir bireyin çıkışsızlığı olarak koşullandırılıyor diyebiliriz. Aynı şekilde ikinci hikâye Zhou Kehua adında bir göçmen işçinin içerisinde bulunduğu ortamdaki geleceksizlik ve umutsuzluk sonucunda “boş zaman öldüren” ya da eşlerinin ailesinin parasının tüketen erkekler gibi olmamak için hırsızlık yapması, bu hırsızlıklar sırasında ise  üzerindeki ekonomik açıdan baskılanmayı somut şiddet eylemlerine dökerek cinayetler işlemesini anlatıyor. Üçüncü hikâyemiz Deng Yujiao adında bir kadının, çalıştığı saunada iki adam tarafından taciz edilmesi ve aşağılanması sonucunda tacizcilerini öldürmesi ile sonuçlanıyor. Son olarak Çin’deki Foxconn fabrikasında çalışan işçilerin intiharlarından yola çıkan dördüncü hikâye, fabrikada yanlışlıkla elini kaptıran arkadaşının suçunu ekonomik olarak yüklenmek zorunda kalan ve sonucunda ailesini ve kendisini geçindirecek parayı asla kazanamayacağı fikriyle intihar eden Xiao Hui’nun hikâyesi.

touchofsin2

Dört ayrı hikâye de aslında Jia Zhangke’nin derlediği gerçek olaylardan yola çıkmış hikâyeler. Bu hikâyeler belki de üçüncü sayfa haberleri diyebileceğimiz olaylardan oluşmakta. Haber dili ve üslubu ile yansıtılabilecek milyonlarca kişisel ve toplumsal olaydan sadece birkaç tanesi belki de. Jia ise bireyselleştirmeye ve ayrıksılaştırılmaya oldukça müsait bu olaylar ile Çin’in değişen sosyo-ekonomik gerçekleri, sınıfsal ilişkilerin eşitsizliği, toplumsal değişimin bireyler üzerindeki etkileri arasında bir neden sonuç ilişkisi kurmaya çalışıyor. Bu sayede bu hikâyeler artık kişisel intikam hikâyelerinden çok daha farklı bir yere evriliyor. “Filmin kesişen hikâyelerinin birbirlerine eklemlenerek oluşturduğu toplumsal portre, bu şiddet ve suç eylemlerinden, intikamdan bir katarsis çıkarmak yerine sınıfsal bir çıkışsızlık halet-i ruhiyesi gözler önüne seriyor.”[1]

Jia Zhangke bir röportajında şiddete dair şu sözleri dile getiriyor:

“Şiddet uzun bir müddetçe Çin’in kültürel yaşamında yok sayıldı. Üzerine konuşmuyoruz ve anlamıyoruz. Bu bağlamda filmler insanların şiddet ile karşılaşmasında, onu anlamasında ve hissetmesinde oldukça etkili bir rol oynayabilirler. Eğer şiddetin filmler üzerinden tartışılmasına izin vermezsek, daha da şiddet dolu bir ülke hâline geleceğiz.”[2] Bu noktada Jia’nın şiddeti tasviri ve onu nasıl görselleştirdiğine bakmak önemli. Ekranda gördüğümüz şiddeti toplumsal hâle nasıl getirebiliriz ve onu aksiyon filmlerinin görsel haz veren yapısından nasıl kurtarabiliriz sorusu cevabını A Touch of a Sin’de bulmuş gibi gözüküyor. Öncelikle şiddet sahnelerinde kullanılan kameranın, (Örneğin Deng Yujiao’nun tacizcisini bıçakladığı sahne ya da Zhou Kehua’nın bir kadını öldürüp çantasını çaldığı sahne) bu görsel hazza çok da izin vermediğini görüyoruz. Şiddeti ana eylem olarak alıp onu vurgulayan sahneler değil bunlar. Daha çok karakterlerimizin çıkışsızlığı, çaresizliği ve patlama hallerine odaklanıyoruz, sonuçta bu şiddet eylemlerinden ne görsel bir haz alabiliyoruz ne de karakterlerimizi yargılayabiliyoruz. Öte yandan film ismi ile aslında bir wuxia filmi olan King Hu’nun A Touch of Zen (1971) filmine gönderme yapıyor. Dolayısıyla tür olarak belki bir suç filmi iskeletine oturtulan bir hikâye, oldukça farklı noktalara açılıyor. Durağan kameranın yanı sıra, Jia’nın özellikle Still Life’ta kullandığı geniş ölçekli planlar ve mekân tasvirleri, karakterlerin koşullarının görsel birer yansıması gibi. Bir yandan karakterleri kendi mekânları içerisinde resmederken, diğer yandan da Çin’in farklı bölgelerinden belgeselvari görseller ile ülkenin kendisine dair bir tablo sunmuş oluyor.

touchofsin3

Jia Zhangke, sessizliğin bir günah olduğunu söylerken aslında bir yandan da kendi filmografisi ile ve film yapma pratikleriyle ile nasıl “sessizliği bozmaya” çalıştığını da vurguluyor. Kurmaca da olsa hikâyelerinde yaptığı röportajlardan, medyada yer bulamayan hak mücadelelerinden beslenen ve  ülkesinin, insanlarının geçmişten bugüne geçirdiği dönüşümlerin getirdiği yıkıntıyı ve bellek kaybını kendi aracı olan sinema ile onarmaya çalışan bir yönetmen olarak, bu sessizliğin bozulmasında büyük bir rolü olduğu su götürmez.

[1] Senem Aytaç, “Günahın Dokunuşu”, Altyazı 132 (İstanbul, Ekim 2013).

[2] Dennis Lim, “In ‘Touch of Sin,’ Jia Zhangke changes his style but not themes”, Los Angeles Times (Mayıs 2013)

Aslı Ildır

Aslı Ildır

1991’de Ankara’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler son sınıf öğrencisi. Aynı zamanda üniversite bünyesinde Batı Dilleri ve Edebiyatı bölümü altında açılan Film Çalışmaları programını da bitirdi. Mithat Alam Film Merkezi’nde öğrenciler tarafından çıkarılan Sinefil dergisinde yazmakta, Altyazı sinema dergisinde de stajyer olarak bulunmakta. Ara sıra kısa filmler çekiyor, film eleştirisi ve film teorisine oldukça ilgi duyuyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Sessiz Sinema Günleri

Sonraki yazı

Gece Filminden İlk Fragman!