Nuri Bilge Ceylan’ın benim için en özel filmi olan Uzak (2002), taşradan şehre iş bulma ümidiyle gelen Yusuf’un, kent hayatını çoktan benimsemiş akrabası Mahmut’un yanında kaldığı günleri anlatır. Bu iki karakter üzerinden kent yaşamını, taşralı ve şehirlinin hayatı algılayış biçimini, yaşadıkları çelişkileri film öylesine yalın ve sahici bir şekilde aktarır ki her sahnesi üzerine söylenebilecek binlerce söz yaratır.

uzak_yusuf-snowy-road-res

Kendisi de taşradan gelmiş olan ancak zaman içinde kentlileşmeyi başaran Mahmut, kendi egemenliğini ilan ettiği evinde Yusuf’a bir konuktan ziyade işgalci gözüyle bakar. Şehirde nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen, dolayısıyla Mahmut’un gözünde hayata dair algısı oldukça dar olan Yusuf ise taşra ile kent arasında kalmış, bir yandan ümitsizce iş aramakta, bir yandan da akrabasının tacizkâr tavırlarından bunalmaktadır. Yusuf bu çıkmazın içinde uykusuzlukla boğuşurken bir gece, evdeki tuzağa yakalanmış farenin iniltileriyle bölünür.

Farenin acı içinde kıvranışı, Yusuf için yabancı bir tepki değildir. Kendi doğasından uzakta bir yabancı olarak Yusuf ile farenin can çekişmeleri arasında açık bir benzerlik, hatta özdeşlik bulunmaktadır. Taşrada yaşamasına izin verilmeyen Yusuf’un zihnine ekilen şehir rüyaları gerçeğe döküldüğünde, bu rüyalar çıkışsız bir kâbus biçimine bürünür. Kentin tuzakları içinde nasıl yer edineceğini bilemez. Mahmut’un özünden uzaklaşarak evrenin uyumlu bir parçası hâline geldiği bu yerde Yusuf, henüz emekleme aşamasındadır.

Mahmut ile Yusuf’un olaya tepki veriş biçimleri, ikisi arasındaki farklılığı net bir biçimde ortaya koyar. Taşradan uzaklaştıkça onu aşağılama eğilimi yükselen, taşraya dair şeylerden neredeyse korkmakta olan Mahmut, can çekişmekte olan fareyi kendi eliyle yok edemez. Evindeki bu düşmanın dilinden anlayabilecek kişi olarak Yusuf’u görmektedir. Bir canlı olmasından çok, evi için zararlı bir unsur olan bu farenin acı çekmesiyle de ilgilenmez. Ondan kurtulmak dışında, yani kendi huzurunun korunmasından daha önemli bir şey yoktur onun için.

uzakasdasd

 

Modern insanın en büyük eseri, yeniden yaratılan dünyanın merkezi şehir, kendisini en çok da doğal olandan ve insanın özünden korumaya çalışmaktadır. Sınıfsal ayrımların keskinleştiği, iş bölümünün en üst düzeyde olduğu, rekabetin had safhada yaşandığı ve en mistik inanışların bile rasyonalize edildiği soğuk kentler insan için doğanın yeni biçimidir. Taşra ile bağını koparan insan, doğayı biçimlendirirken onu parçalamış, doğal olanın yerini yapay ve sanal unsurlara teslim etmiştir.

Bu uzaklaşma içinde Mahmut, Georg Simmel’in deyimiyle “yüreği yerine beyniyle tepki veren” bir metropol insanına dönüşmüştür. Bulunmaması gereken bir yerde bulunan fare de, şehirde var olmanın kurallarını bilmeden kurtuluşunu arayan Yusuf da cezalandırılmayı, hatta buradan kovulmayı hak etmektedir. Şehrin yasaları içinde ne bencillik ne de kibir, günah değildir, bunlar hayata tutunmak için gerekli olan “erdemler”dir.

uzakmaaaamut

Yusuf ise farenin çektiği acıya üzülmektedir; onun bu şekilde bırakılmasına, naylon bir poşetin içinde canlı canlı kedilere yem edilmesine razı gelemez. Yusuf, karanlık sokakta sessiz sedasız fareyi çektiği acılardan kurtarırken saklamaya çalıştığı bir günah işlercesine etrafını kolaçan eder. Yusuf bu hâliyle, ondan daha akıllı ve üstün bir gücün ayıbını örtmek mecburiyetinde gibidir. O, vicdanı sızlayan bir “emir kulu”dur. Mahmut, onun bu anlamsız telaşına pencereden, tıpkı fareye baktığı gibi küçümseyen gözlerle bakmaktadır.

Yusuf’un hayallerinde onu refaha kavuşturan renkli bir dünya olarak tasvir ettiği fakat karşısına çıkan engeller içinde eriyip gittiği; Mahmut’un ise insanlardan uzakta bilinçsizce çırpındığı, gitgide yalnızlaştığı ve kendine yabancılaştığı bu şehirde, ikisi için de kaçış yolu belirsizdir. Yusuf’un çırpınışında kendini gördüğü fare, Mahmut adına ufak bir sorundan ibaret gözükse de onun saklı çaresizliğini gözler önüne serer. Yukarıdan oldukça aydınlık görünen bu kentte, bu iki adamdan hangisinin daha uzakta olduğunun cevabı, bir türlü ulaşamadıkları arzularında gizlidir.

Deniz Sayınhan

Deniz Sayınhan

Mart 1995’te İstanbul’da doğdu. Çocuk yaşlardan beri karmakarışık bulduğu dünyayı anlamak için kendine hep bir yol aradı. Mavi önlük giydiği zamanlarda tanıştığı sinema, bu yolda en büyük tutkusu oluverdi. Sinemanın gizemli evrenine duyduğu merak ile dünyayı anlama isteğini bir araya getirebilmek için 2013’te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girdi. Yazarak ve hayal kurarak en büyük tutkusuna doğru kendi yolunu çizmeye devam ediyor.

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Bir Sahne: Farenin Son Çırpınışı"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Serkan mutlu
Ziyaretçi

Benim de en sevdigim filmi ‘Uzak’ fare ile Yusuf’un bağlılığını farketmemistim. Teşekkürler. Bence ‘Uzak’ en uzun ‘Samsun sigarasi’ reklamı.

wpDiscuz
Önceki yazı

Black Swan'dan Kamera Arkası Kareleri

Sonraki yazı

Uluslararası Film Eleştirmenleri Derneği Ödülleri Belli Oldu