Çoğu kişiye garip gelse de hayatta herkesin karşısına en az bir tane önemli fırsatın çıktığına inanan biriyim. Tabii bu fırsatı yakalamak için önce görebilmek, sonra da değerlendirebilmek gerek ki bu iki unsur da başlı başına önemlidir. Çünkü birey, o fırsatı aramıyorsa veya nasıl göreceğini bilmiyorsa fark edemez. Benzer şekilde yakaladıysa bile o fırsatı elinde tutabilmek için gerekli altyapıya sahip olması gerekir. Tıpkı büyük bir balık tutan balıkçının yeterli büyüklükte kovası yoksa o balığı evine götüremeyeceği gibi.

90’ların en iyilerinden biri olsa da değeri pek bilinmeyen filmlerinden Chasing Amy (1997) de bunu anlatır. Hayatının aşkını yakalayan bir adamın göz göre göre sevdiği kızı elinden kaçırışını izleriz, Kevin Smith’in -bence- çektiği en iyi filminde. Yer yer kahkaha attıran filme aslında derin ve içten bir melankoli hâkimdir. Baş karakterimiz Holden ile beraber biz de sorgularız durumu çünkü, “Ya onun yerinde ben olsaydım, kabul edebilir miydim?” diye düşünürüz.

chasing-amy-2

Filmin ana konusunun, ülkemiz için biraz aşırı görünse de gayet evrensel olduğu kanısındayım. Holden sırılsıklam âşık olduğu Alyssa’nın biseksüel olduğunu öğrendiğinde elini ayağını nereye koyacağını bilemiyor. Çok derin sorgulamalara girişiyor. Bir tarafta hayatının aşkı, diğer tarafı içinde büyüdüğü ve ait olduğu maskülen dünya! Biraz geriye çekilip filme uzaktan baktığınızda aslında olayın biseksüellik-heteroseksüellik olmadığını gayet iyi görebiliyorsunuz ki film, bu çelişkiyle çok başarılı şekilde dalgasını geçiyor. Kevin Smith çok daha üst ve kapsayıcı bir olguyu anlatıyor filmde.

Smith, hikâyenin özünü filmin en başarılı ama aynı zamanda en kopuk sahnesinde anlatıyor. Holden’ın filmle hiç alakası olmayan -ama Kevin Smith hayranlarının Clerks (1994) ve Mallrats‘ten (1995) tanıdığı- iki karakterle görüştüğü sahne, -yine bence- sinema tarihinin en iyi monologlarından birini içeriyor. Bunun öncelikli sebebi tabii monoloğun içeriği olsa da önce yardımcı olanından başlayalım.

Smith’in filmlerinde bizzat kendisinin canlandırdığı Silent Bob (Sessiz Bob) karakteri, lakabına uygun olarak hiç konuşmaz. Ekürisi Jay zaten o kadar gereksiz konuşur ki Bob’a laf bırakmaz, ona sadece jest ve mimikleriyle onaylamak kalır. İşte bu sahnede tam tersi oluyor! Jay ve Holden ağzı açık şekilde dinlerken Bob izleyiciyi sarsan bir tirat atıyor.

chasing-amy

Bob, birkaç yıl önce âşık olup birlikte olduğu Amy’yi anlatıyor onlara. Her şey güzel giderken Amy’nin geçmişte yaşadığı cinsel aktivitelere kafasını takan Bob, kızı gözünün yaşına bakmadan terk ediyor. Her ne kadar onu kıskansa da asıl sebebin kendini yetersiz hissetmesi olduğunun da gayet bilincinde. Sonuçta Bob, hatasını anlasa da ilişkileri bir kere zarar görüyor ve hayatı ‘Amy’nin peşinde koşmak’la geçiyor.

İnsanların kendilerine ters gelen veya yetiştirilme biçimlerine aykırı olan şeylere karşı olumsuz tavır sergilemeleri, her ne kadar doğal gözükse de aslında o insanın ne kadar hoşgörüsüz olduğunu da gösterir. Karşısındakine âşık olsa da kafasındaki kalıplardan/dogmalardan kurtulamayan birey; sevgilisini kıracak, aşkını mahvedecek kadar onların esiri olabilir. Tabii bunun yanında erkeklerin sevmeyi bilememesi olgusu da var ki ülkemizdeki çoğu erkek bundan muzdarip. Sevgilisini döven, başka fiziksel/psikolojik şiddet yöntemleri uygulayan, hatta öldüren ve sonra da tüm bunları sevgisinden yaptığını iddia eden erkekler; aslında sevmeyi bilmiyorlardır; empatiden yoksundurlar ve daha önemlisi kendilerini kadınlardan üstün görüyorlardır. Hâlbuki sevemedikleri ve ellerindekinin kıymetini bilmediklerinden asıl âciz olan onlardır. Ama bunu anladıklarında iş işten çoktan geçer, balık oltadan kurturur ve bir daha geriye dönmez.

Filmin adını tayin edecek kadar mühim olan bu sahne, yüzeysel komikliğinin yanında derin düşünceler barındıran çok ayrıksı bir yapıda. Önününüze gelen fırsatı yakalayıp değerlendirmeyi bilebilecek misiniz; yoksa kendi Amy’nizin peşinden koşacak mısınız? Bence karşınıza Amy gelmeden, kendinizi ona iyi hazırlayın. İkinci bir şansınız olmayabilir.

Artun Bötke

Artun Bötke

1984'te İzmir'de doğdu. 2008'de İTÜ Makine Mühendisliği'nden mezun oldu. Halen mühendislik yapmasına karşın, çocukluk tutkusu sinemadan hiç vazgeçmedi. Sinema üzerine düşünmeyi, eleştiri ve denemeler yazmayı hep sürdürdü. Kendi sitesinde bunların yanında gezi yazıları başta olmak üzere, hayatından notlar yazmaya devam ediyor. Öncelikle de kendini 'koca evrende yaşayan küçücük bir insan' olarak tanımlıyor.

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Bir Sahne: Peşinde Koşulan Amy’ler"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
evil within
Ziyaretçi

Empatiden bahsediliyor ama erkekler açısından hiç empati yapılmıyor garip. Kadınlara yaranma gibi bi salaklik başladı bizim erkeklerde. Başka turlu elde edemiyorlar herhalde ondan. Abazanlık kötü bişey 🙂

wpDiscuz
Önceki yazı

Ghostbusters Kamera Arkası

Sonraki yazı

Fantastic Mr. Fox Kamera Arkası