Toplumsal Normlar Ve Değer Yargıları Üzerine Bir Film: The Salesman

“Ağlayamadığım için beni affet hayatım. Neden bilmiyorum, ağlayamıyorum. Bunu neden yaptın? Bana yardım et Willy, ağlayamıyorum. Bana sanki yine iş gezisine gitmişsin gibi geliyor. Seni beklemeye devam edeceğim. Willy, hayatım ağlayamıyorum. Bunu niye yaptın? Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, anlayamıyorum. Bugün evin son taksidini de ödedim. Bugün hayatım. Ve evde kimse olmayacak. …

DEVAMI →

Zihinde Var Olan Bir Aşk Hikâyesi: Hiroshima Mon Amour

-Ben de senin kadar biliyorum unutmanın ne olduğunu. -Hayır, unutmanın ne olduğunu bilmiyorsun sen. -Benim de bir belleğim var, senin gibi. Biliyorum unutmanın ne olduğunu. -Hayır, belleğin yok senin. -Senin gibi ben de var gücümle çırpındım, unutmamak için. Senin gibi, unuttum. Senin gibi ben de, avunmak bilmez bir belleğim olsun …

DEVAMI →

Jarmusch’un Suç Okulu: Down By Law

  “I scream, you scream, we all scream for ice-cream…” Down By Law (1986) başrollerinde Tom Waits, John Lurie ve Roberto Benigni’nin yer aldığı, Jarmusch’un üçüncü uzun metraj filmidir. Film Zack (Tom Waits), Jack (John Lurie) ve Roberto (Roberto Benigni) adında üç karakterin merkezde bulunduğu underground, naif bir hapishane komedisidir. …

DEVAMI →

Takma Dişiyle Hayata Meydan Okuyan Adam: Toni Erdmann

  Toni Erdmann aslen Winfried, iflah olmaz bir romantik. 21’inci yüzyılda hâlâ takma dişiyle insanları –özellikle de kızını- güldürebileceğine inanıyor, kapısına gelen postacıya bile takılıyor, dünyasını gülümsemeyle aydınlatıyor. Eğer filmi izleyip de “Koskoca adamın yaptıklarına bak” diyenlerdenseniz, muhtemelen sistemle iyi bir uyum içindesiniz. Yok, kalbinde ufacık bir kıpırtı meydana gelenlerdenseniz, …

DEVAMI →

Bir Derviş Olarak Balthazar ve Bresson: Au Hasard Balthazar

“Au Hasard Balthazar; bir buçuk saate sığdırılmış hayat.” J.L.Godard  Au Hasard Balthazar (1966), Fransız usta yönetmen Robert Bresson’un on dört filminden biridir. Sinemada minimalist bir dil tutturmaya çalışan ve sinemayı sinematograf olarak yorumlayan Bresson, bu filminde de diğer filmlerinde olduğu gibi olduğu gibi oldukça sade bir anlatım tarzı benimsemiştir. Bresson, …

DEVAMI →

Belle De Jour: Kırmızı Mı? Beyaz Mı?

Kadın olmanın kuralları var mıdır? Bir kadının düşünebileceği ya da isteyebileceği her şey bir yerlerde yazılı mıdır? Masumiyeti, hiçbir zaman kontrol edemeyeceği, yalnızca bastırabileceği bilinçaltıyla mı ölçülmelidir?  Bilinçaltındakiler harekete dökülmezse mi masumdur; yoksa daha fazla yalan söyleyemeyeceği için bunları bastırmaktan vazgeçtiği zaman mı? Bunuel, Belle De Jour‘da (1967) çocukluğunda yaşadıklarının …

DEVAMI →

Bir Sahne: Yaptım Ama Bir Sor, Neden Yaptım?

 Dünyanın en namuslu, en güvenilir adamını nasıl raydan çıkarırsınız? Onun o saflığını yok edip yerine gözü açılmış, kendi deyimiyle namussuz birini nasıl getirirsiniz? Esasen tüm bu soruların cevabını Banker Bilo (1980) içerisinde bulmak mümkün. İlyas Salman ve Şener Şen’in muhteşem uyumuyla taçlanan, Maho’nun Bilo’ya her defasında attığı kazıklarla hâlâ hafızlarda …

DEVAMI →

Kadın Olmanın Rengi: The Color Purple

Haykırdığınızda sesinizin yankılanamayacağı kadar uzağa gidebilirseniz Güney Amerika’nın kırsallarında cennetin simasını bulabilirsiniz. Burası, uzun gövdeleriyle mor, eflatun çiçeklerin serpildiği, gökyüzü ve yeşil toprak arasında yalnızca ılık rüzgârların dolaştığı, süt beyazı bulutların, bereketli ekin başaklarını emzirdiği yerdir. Uçsuz bucaksız kırların tam ortasında, yaşamayı içinize çekerken ne kadar kalabalık olduğunuzun ayrımına ancak …

DEVAMI →

Hollywood’un Havuzlu Anıt Mezarları: Sunset Boulevard (1950)

“Bizim yüzlerimiz vardı, diyaloglara ihtiyacımız yoktu!” Sunset Bouleverd’ın (1950) eski sessiz sinema yıldızı Norma Desmond’un ağzından çıkan bu ünlü replik, Hollywood’un sesli sinemaya geçişiyle birlikte yok olan eski yıldızlarının nafile çığlığıdır. Sessiz Sinemanın Devrilen Heykelleri Hollywood’da 1920’lerin sonunda ilk örnekleriyle, 30’lara gelindiğinde de artık neredeyse tamamen sesli sinemaya geçilmişti. Bu …

DEVAMI →

Bir Sahne- Caché: Seine Nehrine Atılan Özgürlük

Fransa. 17 Ekim 1961. Cezayir Savaşı’nı protesto eden on binler ve o on binlere ateş açan Fransız polisi. Kırmızı günün sonu: Seine nehrine atılmış yüzlerce Cezayirlinin cesedi ve nehirden haftalarca akan katliam kırmızısı. Fransa suskun. Yıllarca, bu utancın fotoğrafı Fransa’nın toplumsal hafızasının bodrumuna hapsedilir. Yıllarca… Gerçekten hapsedilebilir mi peki? Tak …

DEVAMI →