Hollywood’un Havuzlu Anıt Mezarları: Sunset Boulevard (1950)

“Bizim yüzlerimiz vardı, diyaloglara ihtiyacımız yoktu!” Sunset Bouleverd’ın (1950) eski sessiz sinema yıldızı Norma Desmond’un ağzından çıkan bu ünlü replik, Hollywood’un sesli sinemaya geçişiyle birlikte yok olan eski yıldızlarının nafile çığlığıdır. Sessiz Sinemanın Devrilen Heykelleri Hollywood’da 1920’lerin sonunda ilk örnekleriyle, 30’lara gelindiğinde de artık neredeyse tamamen sesli sinemaya geçilmişti. Bu …

DEVAMI →

Bir Sahne- Caché: Seine Nehrine Atılan Özgürlük

Fransa. 17 Ekim 1961. Cezayir Savaşı’nı protesto eden on binler ve o on binlere ateş açan Fransız polisi. Kırmızı günün sonu: Seine nehrine atılmış yüzlerce Cezayirlinin cesedi ve nehirden haftalarca akan katliam kırmızısı. Fransa suskun. Yıllarca, bu utancın fotoğrafı Fransa’nın toplumsal hafızasının bodrumuna hapsedilir. Yıllarca… Gerçekten hapsedilebilir mi peki? Tak …

DEVAMI →

Ahlaki Bir Zihin Savaşı: Tape

Richard Linklater’ın neredeyse yok denecek bir bütçe ile harikalar yaratabileceğini kanıtladığı filmi Tape’in (2001) başrollerinde Ethan Hawke, Uma Thurman ve Robert Sean Leonard yer alıyor. Tek mekânda geçen, karakterlerin hayatlarının yalnızca bir buçuk saatini bizlere sunan, adeta bir el kamerası ve bir güvenlik kamerası ile çekildiğini düşündürten Tape; oyunculukları, konusu, …

DEVAMI →

Değişen Dünya, Değişmeyen Adam: Muhsin Bey

Şehirler ve toplumlar sürekli bir devinim hâlindedir, tıpkı insanlar gibi. İktisadi, kültürel ve politik birtakım süreçler çoğunlukla bu dönüşümün oluşmasında başat faktörler olarak karşımıza çıkar. Bu dönüşümlerin akabinde yeni ahlâk değerlerinin doğması da pek olasıdır. Muhsin Bey (1987) zamansal olarak tam da bu normların değişim aşamasına rast gelmektedir. Bir karakter …

DEVAMI →

Ben Hassan Değilim, Onun İneğiyim: The Cow

“Hakikatle yaşaması imkânsızdı, kederinden ölüverirdi (insan) kendisine dair hakikati bilse.”                                                                                                                    Andrey Platonov, Can Şehirden, modern kent hayatından çok uzakta bir köy. Etrafı uçsuz bucaksız düzlüklerle çevrili köyün, şehirdeki modernizm ve sanayileşmeye karşın yoksul bir hayat sürdüren köylülerinden yalnızca biri olan Mashti Hassan (Ezzatolah Entezami), ölüm ve yaşam, aidiyet …

DEVAMI →

Mad Max – Fury Road: Ateş Seni Çağırıyor!

Punk ruhu ile heavy metalin birleşiminden çıkma bir alt tür olan trash metal tınıları ve yine türün evrilmiş hâli “death metal” topraklarından kirli bir sahnedeyiz adeta. Arabamızla tam gaz kendimizi çöllere vurduğumuz tüm filmin arka planında ise Judas Priest, Megadeth, Slayer kafalarında gezinen riffler (*) ve Slipknot görsel dünyasından bir …

DEVAMI →

Bir Sahne: İhtiyar Bir Hikâye, Shal (2012)

Toprağa yaslanmış uzun, upuzun Kazakistan sırtları. Kara kışın tam ortasına kondurulmuş bembeyaz bir nokta; ama bir başına, ama uzak, ama zor. Toprağa kavuşabilmek için önce soğuk beyazı delmek gerekiyor bu ıssızlıkta. Âdem ile cennet arasında dünya gireli beri öfke, beyaz bir örtüye bürünüp bütün çıplaklığıyla yere uzanıyor. Beyaz, huzurun timsali …

DEVAMI →

Bir Sahne: Dedim Ya Ben Özgürüm

“Aile bir mayın tarlasıdır, birey olabilmek için oradan sağ salim çıkabilmek gerekir.” Barış Bıçakçı Aile hangimizin mayınlı tarlası, hangimizin labirenti değildir ki? Evrildiğinden bu yana, bir aile içinde yaşayan insanoğlu için bu kavram kimi zaman makus talih, kimi zamansa büyük şans olmuştur. Beyazperdeye konu olan pek çok filmde ele alınan …

DEVAMI →

Noriko Masalı: Tokyo Story

“Tokyo ne kadar büyük baksana! Kaybolursak birbirimizi asla bulamayız.” Çocuklarını ziyaret için Tokyo’da bulunan yaşlı çiftten annenin, eşine söylediği bu söz, Tokyo Story’nin belki de meramını tülün ardından değil de önünden gösteren az sayıdaki repliklerinden biri. İsminin yazmadığı mezar taşında sadece “hiçlik” anlamına gelen bir simge bulunan Yasujiro Ozu’nun, sineması …

DEVAMI →

Gitmek: Benim Marlon ve Brandom, Aşkım, Yurtsuzluğum…

Ey sevgili! Seni sevmekten ve düşlemekten asla vazgeçmedim. Sen benim Diego Rivera’msın Yıldızlarsın sen, Ay ve bulutlar, Haberlerdeki F16’lar Kırmızı yatağımdaki o koca bedensin. Çekmecemdeki son sigara Beni sarmalayan o koca kadife yeşil ceketsin. Bir kuş misali uçarak gitmek istediğim adamsın. İran’sın, Suriye’sin. Habur’da nöbet tutan askercik, Mezopotamya’daki en vahşi kıpkırmızı …

DEVAMI →