16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde Ne İzlemeli?

Bir !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali vakti daha geldi çattı! Peki, sıkı oyuncu kadroları ve sıkı kurgularıyla bu yıl 16.’sı düzenlenen festivalde neler izlemeli? Ekibimizden Nurbanu’ya sorduk ve sizler için ufak bir liste hazırladık:   Planaterium (2016)   Fransız yönetmen Rebecca Zlotowski’nin üçüncü uzun metraj filmi Planaterium,  festivalin en iddialı yapımlarından …

DEVAMI →

A Man Called Ove: Ove Nasıl Kurtulur?

Toplumun bireyle en görünür ilişkisi; onu devamlı itip kakarak hizada durmasını, çizgiyi aşmamasını, onu kendince en uygun gördüğü şekle sokarak yaşamını sürdürmesini sağlamak olsa gerek. Her ne kadar birbirinden ayrılması zor ve birbirini içeren iki olgu olsa da, bireysel bir cepheden bakınca toplumun başımıza çokça bela açtığını söylemek yanlış olmayacaktır. …

DEVAMI →

Zihinde Var Olan Bir Aşk Hikâyesi: Hiroshima Mon Amour

-Ben de senin kadar biliyorum unutmanın ne olduğunu. -Hayır, unutmanın ne olduğunu bilmiyorsun sen. -Benim de bir belleğim var, senin gibi. Biliyorum unutmanın ne olduğunu. -Hayır, belleğin yok senin. -Senin gibi ben de var gücümle çırpındım, unutmamak için. Senin gibi, unuttum. Senin gibi ben de, avunmak bilmez bir belleğim olsun …

DEVAMI →

Jarmusch’un Suç Okulu: Down By Law

  “I scream, you scream, we all scream for ice-cream…” Down By Law (1986) başrollerinde Tom Waits, John Lurie ve Roberto Benigni’nin yer aldığı, Jarmusch’un üçüncü uzun metraj filmidir. Film Zack (Tom Waits), Jack (John Lurie) ve Roberto (Roberto Benigni) adında üç karakterin merkezde bulunduğu underground, naif bir hapishane komedisidir. …

DEVAMI →

90’larda Çocuk Olanların Çok Sevdiği 14 Film

90’lı yıllar… Kimilerine göre sinemanın altın çağı olarak anılan zaman dilimi. Goodfellas (1990), Forrest Gump (1994), Fight Club (1999), Reservoir Dogs (1992) ve daha birçok kült olmuş Hollywood yapımının üretildiği yıllar, aynı zamanda 1980-2000 yılları arasında doğmuş ve çocukluğu 90’lara denk gelmiş Y kuşağının da ortaya çıktığı yılları temsil etmektedir. Özellikle Büyük Haziran Direnişi’nde …

DEVAMI →

Kimse Durdurmasın Bu Kanatlı Kalemi!

Fil’m Hafızası platformunun emekle yıllanmış, Yazı İşleri ekibininse yeni yüzlerinden, her daim taze kalan heyecanı, cıvıl cıvıl neşesiyle Hande Sönmez’e tutuyoruz bu kez mikrofonumuzu. Hikâye şöyle başlıyor: Platformun kuruluşunun ardından ilk olarak Marcom ekibinde görev alıyor Hande. Ancak tıpkı kıpır kıpır mizacı gibi içindeki kelimeleri durduramıyor. Ve bu süreçte zaman …

DEVAMI →

Bir Fragman: Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales

Serinin ilk filmi olan Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl, 2003 yılında sinemalarda gösterildiğinde, filmin gişedeki beklenilmeyen başarısından sonra Walt Disney filmi bir seriye dönüştürme kararı almıştı. Johnny Depp’in bir röportajından* edindiğimiz bilgiye bakılırsa, beşinci film olan Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales …

DEVAMI →

Sanat Sanat İçinde: Konusuna Fotoğraf’ın Dâhil Olduğu Filmler

“Bir çok insan fotoğrafı çekilmek üzereyken bir endişeye kapılır. İlkel insanlarda görüldüğü şekliyle kendi hayat alanları ihlal edildiği için duyulan bir korku değil, fotoğraf makinesinin kendilerini onaylamamasından duyulan bir korkudur bu. Çünkü herkesin arzusu, kendisinin idealleştirilmiş görüntüsünü -kendilerini en güzel gösteren fotoğrafı- elde etmektir. Fotoğraf makinesinden çıkan şey, kendilerini gerçekten …

DEVAMI →

Takma Dişiyle Hayata Meydan Okuyan Adam: Toni Erdmann

  Toni Erdmann aslen Winfried, iflah olmaz bir romantik. 21’inci yüzyılda hâlâ takma dişiyle insanları –özellikle de kızını- güldürebileceğine inanıyor, kapısına gelen postacıya bile takılıyor, dünyasını gülümsemeyle aydınlatıyor. Eğer filmi izleyip de “Koskoca adamın yaptıklarına bak” diyenlerdenseniz, muhtemelen sistemle iyi bir uyum içindesiniz. Yok, kalbinde ufacık bir kıpırtı meydana gelenlerdenseniz, …

DEVAMI →

Sinemada Gösterme Sanatı: Belgeselin Biyografisi [Özel Dosya]

  İnsan, yaptığı her eylemle sanatın öznesi olduğu kadar, en önemli objesidir aynı zamanda. Çünkü sanat duvarları, insanın elleriyle, diliyle, gözüyle örülürken beden, bir araç hâline gelir; eller portrelere dönüşür, dil bir mürekkep deryası, göz de dünyanın, kendi yansımasını bulduğu bembeyaz bir perde olur. Görüntü yoluyla anlatma ve gösterme sanatı …

DEVAMI →