AnalizSinema Yazıları

Ed Tom’un Rüyası: No Country For Old Men

Vasatlığa prim vermeyen Coen Kardeşler”in ”En İyi Film” dâhil olmak üzere 4 dalda Oscar ödülü kazandıkları filmleri “No Country ForOld Men / İhtiyarlara Yer Yok” (2007), alışılmışın dışında bir suç filmi olmasının yanı sıra birçok açıdan da Coen”ler sinemasının zirve noktalarından birisini oluşturur. Cormac McCarthy”nin aynı isimli romanından uyarlanan filmin sinematografisi, Hollywood”un önde gelen görüntü yönetmenlerinden Roger Deakins”ın imzasını taşır. Tommy Lee Jones ve Javier Bardem”in başarılı performanslarıyla da göz dolduran No Country For Old Men, gösterime girdiği yılın tartışmasız en çok dikkati çeken filmlerinden olmuştur.

üç paralel çizgi

Filmin sade bir Amerikan draması veya bir suç filmi olarak görünen ancak detaylandırıldığında oldukça kompleks bir yapısı mevcut. Dikkati çeken ilk nokta üç ana karakterin hiçbir şekilde aynı anda aynı mekanda bulunmamasıdır. Hepsi de birbirlerinin varlıklarından haberdardır ve durup dinlenmeden birbirlerinin izini sürerler. Birisinin yaptığı eylem, diğerleri için bir çekim ağırlığı oluşturur. Dolayısıyla üç paralel çizgide ilerleyen dengeli bir etkileşim mevzu bahistir. Fakat doludizgin sürüp giden kovalamacada karakterler hiç göz göze gelip diyalog kurmaz, karşılıklı oturmazlar. Birisinin ardında bıraktığı kaos, diğerinin konusunu oluşturur. Adeta bir tren misali, birisinin çıktığı vagona diğeri girer. En nihayetinde ise bu üç paralel çizgi, hiçbir surette kesişemeden kendi yollarına ayrılır.

Bu noktada dikkat çekici bir diğer unsur da ana karakterlerin başına gelenlerin, filmin esas konusuyla pek fazla ilintili olmamasıdır. Evet, öykünün çizdiği portrede çatışan iki taraf aslında beceriksiz ve pasif Teksaslı kanun adamları ile çetin Meksikalı uyuşturucu mafyalarıdır. Alış veriş esnasında bir çatışma çıkmış, taraflar birbirlerini öldürmüş, parayı alıp kaçan da kan kaybından fazla uzaklaşamamıştır. Polis ise bu uyuşturucu alış verişinde bulunan mafyalara hiçbir şey yapamamıştır. Llewelyn, çantayı bulup kaçtığında, Anton Chigurh, Llewelyn”in peşine düştüğünde ya da atıyla çatışma yerini gezen Ed Tom, mevzunun iç yüzünü öğrendiğinde her şey çoktan olup bitmiş, filmin anlatacağı herhangi bir sözü kalmamıştır seyirciye. Bir ”kaos” veya tam tersine bir ”yaratılış” sonrasına odaklanan senaryo, filmin ilk yirmi dakikasından sonra üç ana karakterinin tahlillerini yapmaya koyulur. çünkü bu üç karakterin çizgisi aslında filmin esas sorunsalını vurgular: İnsanlar paraya tamah ettiği müddetçe ahlakları yıkılır, tüm iyi yönleri silinip gider ve katil ile kurban arasındaki keskin hat silikleşip yok olur.

Chigurh”unYaratılışı

Filmin bir yaratılışın veya inşası halen devam eden yeni bir dünyanın kuruluşunun naif bir yorumu olduğunu pekâlâ iddia edebiliriz. Açılış sekansı, bu fikri doğrular niteliktedir. önce, film boyunca hiç kesilmeyen rüzgarın sesi işitilir, ardından Şerif Ed Tom Bell”in dış sesi devreye girer. Gençliğini hatırlar Ed Tom. Daha ilk cümlesiyle bir emekliliğin, bir yaşlanma sendromunun sıkıntısı hissedilir. Bu topraklarda şeriflik yapmaya başladığında 25 yaşında olduğunu belirtir yaşlı dış ses. Bu pek manidar cümle, bölgede ardı arkası kesilmeyen suçların sebebini kendisinde arayan bir adamın iç hesaplaşmasını da dikkate getirir. Ed Tom, 25 yaşından beri kanun adamlığı yaptığını, babasının, hatta dedesinin bile bir kanun adamı olduğunu, ama yine de insanın karanlık doğasını bir türlü değiştiremediklerini, bir türlü topraklarına suçsuz, huzurlu bir yaşamı getiremediklerini söyler gibidir adeta. Ed Tom”un dış sesine paralel bir biçimde önce ağır ağır doğan güneşin görüntüsü belirir, boş, bakir topraklarda gün doğuyordur. Ardından rüzgarın varlığını vurgulamak için bir yel değirmeni görüntüsü takip eder peyzajları. Diğer karede ise özel mülkiyetin, hudutların ve aidiyetin temsili olan dikenli çitler gösterilir. Bu ”yaratılış” anlamı taşıyan görüntülerden sonra tıpkı Ed Tom”un kendisi hakkında söylediği gibi 25 – 30 yaşlarında genç bir polis memuru, Anton Chigurh”u tutuklayıp karakola götürdüğü sahne başlar.

Açılış sekansının neyin yaratılışı olduğu sorusuna Chigurh”un karakoldaki polis memurunu boğarak öldürdüğü ve bileğindeki kelepçelerden kurtulduğu sahne çok yalın bir şekilde cevap verir. Bu yaratılış, Anton Chigurh”un yaratılışıdır. Sıradan bir vatandaş şekline bürünüp insanların arasına karışmakta gecikmez ve önüne çıkan herkesi madeni parasıyla teste tutar. Şüphesiz madeni parayla yazı tura atarak kurbanlarının yaşayıp yaşamamasına karar vermesi para – ahlak ilişkisinin net bir ironisidir.

Para ve Ahlak

Filmde para, her kapıyı açabilen bir anahtar gibi gösterilir. Sadece Llewelyn için bu böyle değildir, elbette o, tıka basa dolu para çantasıyla öykünün en zengin karakteridir. Ancak önemsiz gibi duran birçok mizansende para veya pazarlık konusu gündeme geldiğinde herkesin acımasızlaşabildiği dile getirilir. örneğin Llewelyn, kanlar içinde Meksika sınırını geçerken gümrük memuruna takılmamak için karşısına çıkan gençlerden birisinin gömleğini ister. Genç ise, Llewelyn”in neredeyse kan kaybından ölmek üzere olduğuna aldırmadan gömleği için kendisine ne kadar ödeyeceğini sorar. Anton Chigurh da araba kazasından sonra kanlar içinde kaldırıma oturduğunda benzer bir yola başvurur, yanına gelen iki çocuktan birisine “Gömleğin için ne kadar istersin?” diye sorar. çocuğun pazarlık yapacak bir kabiliyeti yoktur belki ama Chigurh”un verdiği parayı arkadaşıyla paylaşmaya da yanaşmaz ve onunla tartışmaya başlar. Ed Tom da rüyasını karısına anlatırken para lafı eder, rüyasında parayı kaybettiği için babasının kendisini azarlayacağını, bu yüzden yanına gitmeye korktuğunu söyler.

özetle, filmdeki karakterlerin hepsi, Anton Chigurh hariç, ”iyi” ve ”suçsuz” kişiler olmalarına rağmen paraya karşı zaafları vardır. Oysa ki Chigurh, öykünün tek ahlaklı karakteri olarak bu zafiyetten uzaktır. Onun prensipleri vardır, bu prensiplerin ötesindeki hiçbir şeyin, paranın bile, önemi yoktur. Yazı ve turanın verdiği kararlara bire bir uyar, tavizsidir ve yaptığı anlaşmalara sadık kalır. Meseleye bu açıdan bakıldığında Llewelyn elindeki para çantasıyla dur durak bilmeden kaçarak Chigurh”un zıt kişiliğine dönüşür. İşin ilginç yanı ise bu iki karakter arasındaki çatışma film boyunca heyecanla ilerlerken Llewelyn”i, paranın gerçek sahipleri olan Meksikalı mafyanın öldürmesi ve bu cinayette Chigurh”un hiçbir rolünün bulunmamasıdır.

Tanrı ve Ed Tom Bell

Her ne kadar filmin üç ana karakteri olsa da temelde tüm olaylar Şerif Ed Tom Bell hakkındadır. Gün doğumuyla başlayan film, kahvaltı masasında bir rüya anlatımıyla sona erer. Sanki tüm yaşananlar bir rüya, Anton ve Llewelyn ise Şerif”in birer ego ve id”idir. Adeta Ed Tom, rüyasında kendisini ikiye bölmüş, bir yanıyla Anton gibi ahlaklı ve acımasız olmayı, paraya tamah edenleri tereddüt etmeden öldürmeyi denemiş, diğer yanıyla da Llewelyn gibi özgürlüğün de temsili olan çantayı alıp kaçmayı, sınırların ötesine geçmeyi istemiştir. Bu rüyanın sonunda Llewelyn öldürülmüş, Anton da arabasıyla kaza yapıp ağır yaralanmış ve kazanan taraf kapitalist düzen olmuştur. Bu elbette ki bir yorum, ancak filme belli bir pencereden bakıldığında anlamlandırılabilecek bir yorum. Zaten finalde, Ed Tom masaya oturup karısına rüyasını anlatmaya başladığında bir değil birkaç tane rüya gördüğünü ve hepsinin de babası hakkında olduğunu söyleyerek böyle bir psikoanalitik okumaya açık kapı bırakır.

Film boyuca ilerleyen öykü de aslında Ed Tom”un babasına dair bir rüyadır. Dikkat edilirse Ed Tom, Anton Chigurh”la Llewelyn öldükten sonra karşılaşma şansını yakalamış, her ikisi de birbirilerinin varlığını hissetmiş ancak yüzleşmekten kaçınmışlardır. Bu korkunun ve yüzleşmeyi reddedişin ardından Ed Tom”un babası Ellis”i ziyaret ettiği sahne gelir. çok sıradan gibi duran, yalın diyaloglarla ilerleyen sahnede tanrının, suçun ve adaletin sorgusu yapılır. Ed Tom”un yıllarca tanrıyla karşılaşmayı dilediği, sırf kendini iktidar sahibi bir kanun adamı olarak görmediği için emekli olmayı tercih ettiği öğrenilir. Korkuyordur, çünkü çaresizdir. Para ve ekonomik düzen insan ruhunu günden güne tahrip etmekte, onu çirkinleştirmektedir ve bir kanun adamı olarak Ed Tom”un bu durumu düzeltebilmek için elinden hiçbir şey gelmiyordur. Yapabileceği en doğru şey kendine yer bulamadığı bu düzenden kaçıp emekli olmaktır. Babası Ellis”in aksine Ed Tom oldukça pesimist ve sıkıntılıdır.

Ed Tom, rüyasında babasıyla birlikte karanlık bir gecede dağlara doğru at koşturduğunu, derken babasının kendisine yolu tarif edip yanından ayrıldığını söyler. Ta ötelerde babasının bir meşale yaktığını, karlı soğuk geceye aldırmadan başka meşaleler yakmaya gittiğini gördüğünü belirtir. Tarif edilen yolu devam ettirdiğinde ise, yani dağın öte yanına ulaştığında, babasının kendisini orada bekleyeceğini biliyordur.

Başlangıçta görsellikle kurulan yaratılış fikrinden sonra kapanıştaki dil ile kurulan ölüm hissi, Ed Tom”un içsel sürecini tamamlar. Ve sözünü “Derken uyandım!” diyerek bitirir. çünkü o, her ne kadar atalarının meşalelerini takip etse ve adalete yürekten inansa da dünya, paranın yarattığı düzenle her gün biraz daha kirlenmekte, sebepsiz yere işlenen suçlar artmaktadır. Yine de hem Ed Tom”un hem de dünyanın sonu muğlaktır. Bu sebeple de rüyası bitmeden uyanmıştır.

No Country For Old Men, Coen Kardeşler”in çektiği en sıra dışı ve bol katmanlı filmlerden. İsminin de işaret ettiği üzere yeni ekonomik-toplumsal düzenin, eski dünya sistemini silip attığı bir dönem yaşanmakta ve bu dönem, ”ihtiyarları” hayatın dışına itmektedir. Coen”ler, ahlak-suç-para üçgeninde bir toplumun tarih içinde nasıl devinip bu kör noktaya geldiğini sorgulamış, westernlerdeki ”gözü kara şerif” ikonunu kırıp yerine korkak ve iktidarsız bir şerifi, haklı bir davası olan yepyeni bir seri katil profilini, esas oğlan olacakken seyirciyi hayal kırıklığına uğratan bir başkahramanı merkezine alarak öykücü Amerikan sinemasında yapı bozumuna gitmiştir. Film, gerek mekan-zaman ilişkisini kendine has yorumlama biçimiyle, gerek klasik anlatı kalıbını otopsi masasına yatırmasıyla, gerekse en az diyaloglu aksiyon filmlerinden birisi olmasıyla dikkatleri üzerine çekmiştir. Ayrıca Stanley Kubrick sinemasına ve Amerikan suç tarihine yaptığı referansları da es geçmemek gerek. No Country For Old Men”in tüm beklentileri havada bırakan finaline anlam veremeyenlerin oturup farklı okumalarla filmi baştan izlemesi tavsiye olunur.

Emrah Öztürk

Emrah Öztürk

1986 yılında Lefkoşa’da doğdu. Sinema eğitimini tamamladıktan sonra film ve televizyon alanında çalışmaya başladı.

Kimler Neler Demiş?

6 Yorum - "Ed Tom’un Rüyası: No Country For Old Men"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
soluksiyah
Ziyaretçi

Bune be adam bunu okuyacagina filmi izler bitirme tezinmiydi neydi boyle yazdin.

Ali
Ziyaretçi

Çok güzel yazmışsın Emrah, çok iyi okumuşsun filmi.

Ama dikkat, köprüde Llewelyn 500$’a gömleiğini bana verir misin? diye söze giriyor, fiyat sormuyor. Fiyatı o belirliyor, bence önemli.

selenay
Ziyaretçi

köpeği öldürmüşlerdi, anton moteldeki kediyi öldürmedi, bence önemli.

Hakam
Ziyaretçi

Bi boka benzemeyen bir filmdi. Zorlamanın anlamı yok. Senaristi yönetmeni düşünmemiştir bu yazdıklarını… birisi “adam bunu okuyacağına filmi izler” demiş ama bence filmi izleyeceğine bunu okusun daha iyi. Kafanızda canlananlar filmden daha güzel olacaktır.

nadir
Ziyaretçi

Seri katilin ahlaklı olması yorumu düşündürücü. Filmde, bir psikopatın, psikopat olduğu, değişmeyeceği, acımayacağı, hiç bir şey hissetmeden öldüreceği anlatılmış. Bir sürü iyi insanın da iyilik olsun diye ona yardım ettiği. Yolda arabasına yardım etmek için duranların parayla bir derdi yok, yardım etmek istiyorlar, ölüyorlar. En sonunda kadını öldürmeyebilir, kadın yalvarıyor, iyi bir insan belli. Normalde, alışılagelmiş filmler, en azından kötü adamın sonunda birine acıyacağını gösterir. İyilik kötülüğü dönüştürür çünkü, böyle öğretilmiştir. Ama öldürüyor.
Burası can alıcı geldi bana. Kötünün kötü olması ve kötü kalması.

Mahmut timur
Ziyaretçi

Coenler oturup yazdiklarini okusa gulmekten yerlere yatardi muhtemelen.

wpDiscuz
Önceki yazı

Sine'fil Meydanı 188

Sonraki yazı

The Godfather: Part II (1974)