Dünyanın kötü bir yer olduğuna dair şaşmaz inancımız beraberinde keskin bir ayrımı da getirir: Biz ve Onlar. Biz, dürüst, namuslu, çalışkan ve yardımsever insanlar;  Onlar düzenbaz, yalancı, açgözlü ve merhametsiz insanlar. Dünyayı kötü kılan Onlar’dır, Biz ise kendimizi tüm bunlardan korumaya, kendi küçük güzel dünyamızda onların kötülüklerinden kaçarak yaşamaya çalışırız. Ancak bazen bu dünyada var olmaya devam etmek, sahip olduğumuz tek yaşamı biraz daha iyi yaşamak adına küçük kötülükler yapmaya mecbur kalırız. Bir kereye mahsus Onlar gibi davranmak bizi Onlar’dan biri yapmaz nasılsa, öyle değil mi?

Cristian Mungiu’ya Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü getiren Graduation (2016), kötülüğünden sual olunmaz dünyamızda zavallı bir ailenin, hepimizin de fazlasıyla aşina olduğu ikilemini anlatıyor. Mezuniyet sonrası İngiltere’de saygın bir üniversiteye gitmek için geçmesi gereken son birkaç sınavı kalan Eliza, sınavların başlamasından bir gün önce saldırıya uğrar ve tecavüzden kıl payı kurtulur. Bunun üzerine hayatını kızının daha rahat bir yaşam sürmesine adamış görünen fedakâr babası Romeo, Eliza’nın İngiltere’ye gidebilmesi için yeterli puanı alamayacağından korkarak üst mevkilerdeki tanıdıkları devreye sokmaya karar verir.

graduation-bacalaureat-cristian-mungiu-2

Filmin hem ismi hem de özeti Eliza’nın öyküsünü anlatıyor gibi gözükse de film boyunca Romeo dışındaki tüm karakterlerin, Romeo’yla ilişkisi bağlamında ele alındığını, filmin esas merkezinin Romeo olduğunu fark ederiz. Zaten Romeo’nun çevresinde herkes Romeo’nun “bir şeyi”dir; Romeo’nun eşi, Romeo’nun kızı, Romeo’nun sevgilisi veya Romeo’nun annesi. Kendi isimleri önemsizdir, çünkü Romeo hepsinin adına yapılması gerekenleri üstlenmiş ve onların iradesini çoktan hiçe saymıştır bile. Romeo dünyayı tanımakta, Onlar’ın dünyasından ailesini korumak istemektedir. Hepsinin iradesini kendi üzerine almaktan çekinmez. Kızının İngiltere’de okuması için hile yapmayı, bir süreliğine adil olma ülküsünü askıya almayı da göze almıştır. Kaldı ki bu dünya zaten kötü, adaletsiz ve acımasızdır. Böyle bir dünyada ara sıra “Onlar’ın silahlarını kullanmak” da günah sayılmaz.

Biz’den biri olarak Romeo’nun ise gözden kaçırdığı bir şey vardır. Dünyanın kötülüğünü, adaletsizliğini, eşitsizliğini ve acımasızlığını anbean yeniden üreten de Romeo ve Biz’in ta kendisidir. Eliza’nın hayallerini kendi eliyle çizerken, daha doğrusu Eliza’nın tüm benliğini kendisi yaratırken, zorluklardan kaçmanın doğruluğunu öğütlerken, değişimi arzulayıp bunun için hiçbir şey yapmazken, dünya hakkında sızlanıp dünyayla karşılaşmaktan, savaşmaktan geri dururken Romeo, zihnindeki Onlar’ın içine çoktan dâhil olmuştur.

baccalaureat_mungiu__c_mobra_films_r-0-2000-0-1125-crop

Zihnimizdeki Biz ve Onlar ayrımının rahatlatıcı ve uyuşturucu etkisi bir yana, bir gerçeklik olarak bu ayrımın kendisi, sandığımızın aksine hiç de katı değildir. Biz ve Onlar birbirini var eder, birbirine dokunur ve birbirini içerir. İki taraf da birbirinden parçalar taşımadan kendisini tanımlayamaz. Zaten mesele de Onlar’ı ortadan kaldırmak ve herkesi Biz’e katmak değil; gündelik hayatımızın sıradanlığında bilinçsizce dünyanın kötülüğünü nasıl inşa ettiğimizi anlamak, kötülükten kaçmak yerine onunla yüzleşmek, Onlar’dan ayrı ol(a)madığımızı görebilmek ve buna göre hareket edebilmektir.

Graduation’ın başarısı, şüphesiz anlatımındaki yalın gerçekçilikte, sinemasal olarak olmasa da toplumsal olarak klişe denebilecek diyaloglar ile meramını anlatabilmesinde yatıyor.  Mungiu, öyküsünü gerçeklikten bağını hiç koparmadan aktarıyor ve film boyunca zihnimizde dolaşan soru işaretlerini yanıtlamak yerine, bu soru işaretlerini kendimize yöneltmemize olanak sağlıyor. Romeo’ya kızıyor, ona acıyor ve onu anlamaya çalışıyoruz, ama en çok da adaleti Romeo’nun düzenbazlığında mı, yoksa dünyanın karanlık ruhunda mı aramamız gerektiğini düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Graduation, her ne kadar devlet kurumlarındaki yozlaşmaya dikkat çekiyor gibi görünse de, bana kalırsa bu unsurları esas problemini yansıtmak için birer araç olarak kullanıyor ve bize ayıplanacak durumlar değil, sorgulanacak şeyler sunuyor. Mungiu, son filmiyle Romeo’nun yaşamını sürekli tehdit eden, arabasının, evinin camını kıran taşlar gibi seyircilere zihin bulandırıcı taşlar fırlatıyor.

Deniz Sayınhan

Deniz Sayınhan

Mart 1995’te İstanbul’da doğdu. Çocuk yaşlardan beri karmakarışık bulduğu dünyayı anlamak için kendine hep bir yol aradı. Mavi önlük giydiği zamanlarda tanıştığı sinema, bu yolda en büyük tutkusu oluverdi. Sinemanın gizemli evrenine duyduğu merak ile dünyayı anlama isteğini bir araya getirebilmek için 2013’te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girdi. Yazarak ve hayal kurarak en büyük tutkusuna doğru kendi yolunu çizmeye devam ediyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

What We Do in the Shadows (2014)

Sonraki yazı

Kapalı Gişe: Türkiye'de Tekelleşen Film Dağıtımı Belgeseli Ücretsiz Olarak Yayınlandı