Bir arkadaşım ilham verici bir filmden çıktığımızda şunu demişti: “Tam ilham alacağım Türkiye’de yaşadığım aklıma geliyor” Captain Fantastic’i (2016) de izledikten sonra kendimin de benzer bir ruh durumunda olabileceğimi hiç düşünmemiştim ama ne yazık ki bu olasılık hiç de uzak değildi. Filmden sonra doğan umudumun malum koşullarda ne kadarı bu satırlara yansıyacak bilmiyorum ama siz gündem izin vermese de kendinize izin verin; Captain Fantastic’i izleyin. Çünkü bu filmdeki kaptanın yolu şahane bir ütopyaya çıkıyor.

Ben (Viggo Mortensen) ve çok sevdiği eşi Leslie’nin (Trin Miller) bir hayali vardır ve bu hayal için adımlarını da atmışlardır. İkili, çocuklarını medeni(!) dünyadan uzakta kendi düzenlerini kurarak yetiştirirler. Çocuklarını yaşadıkları ormanda eğiten çift her birine dünyada eşi benzeri olmayan isimler vermeyi de ihmal etmez; Bodevan, Zaja, Kielyr, Vespyr, Rellian ve Nai ismindeki bu 6 çocuk da sıradan bir öğrencinin bildiklerinden çok daha fazlasını bilmekte, kendi başlarının çaresine bakmayı neredeyse doğdukları andan itibaren öğrenmektedirler.

Bu ütopik dünya ve özenilesi idealizm, topluma karıştığında olabilecekleri serer önümüze Captain Fantastic. Sistem içindeyken sistemi inkar etmek ne kadar mümkündür bunun cevaplarını ararız. Ben’i takdir ederiz, o güzel ailenin bir parçası olmak isteriz -eğer gerçekçiysek Ben’e kızarız- hikaye aslında ilk dakikasında bizi, yani köklenmeye çalışan ve ait olduğu yeri arayan insanoğlunu fazlasıyla içine almıştır.

Meditasyon yapan, dağa tırmanan, yaptığı hiçbir konuşmayı ezberden yapmayan, kendi yemeğini kendi bulan avcılardan oluşan Cash ailesinin en büyük sınavı toplum içine çıkmak olur. Leslie ile birlikte sistemin dışında tutmak için özenle çalıştıkları çocuklarının “Nike”, “Cola” gibi kapitalizmin en bariz örnekleriyle daha önce tanışmamış olması Ben için temiz kalma belirtisi iken, hemen hemen geri kalan herkes için “çocuklardan çalınmış hayatlar” olarak adlandırılır. İşte bu noktada seyirci için de bir ikilem başlar. Tıpkı Lolita kitabını okuyan Kielyr’in de kitabın ana karakteri Humbert için hissettiği gibi. (Ben, Kielyr’den kitap hakkındaki dürüst ve orijinal yorumunu istediğinde Kielyr; “Lolita’ya olan sevgisi çok güzel ama aslında o bir çocuk istismarcısı!” der.)

Noam Chomsky’yi saygıyla anan hatta onun anısına “Noam Chomsky Günü” düzenleyen ve adeta bilgiyle beslenen bu aile kendileri dışında birileriyle iletişim kuramadıklarında “kitaplarda var olan bilgi” dışında da bir dünya olduğunu ve bu dünyanın teoriden ziyade pratikle döndüğünü görür. Leslie’nin beklenmeyen kaybından sonra toplum içine çıkan Cash ailesinin her bir üyesi sarsılır ve her birinin kaygıları gün yüzüne çıkar.

Evin büyük oğlu Bodevan’ın kabul aldığı birbirinden etiketli üniversiteleri merak etmesi de, ormanda dağa tırmanırken elini incittiğinde bundan yalnız kurtulması gerektiği söylenen Rellian’ın daha güvenli bir hayata ihtiyacı olduğunu düşünmesi de bu kaygılardan bazılarıdır.

Ben rolünü sırtlayan Viggo Mortnesen, 2016’nın en iyi performanslarından birini sunmuş desek kesinlikle abartmış olmayız. Ben karakteri Viggo Mortensen’la tamamlanmış, sahiden ete kemiğe bürünmüş. Pride (2014) filminde göze çarpan George MacKay’i ise evin büyük oğlu Bodevan’da izlemek müthiş keyifli. Her bir kardeş hem fiziksel özellikleri hem de enerjileriyle gerçek bir aile tablosu çiziyor ve her birinden filmi yükselten performanslar geliyor. Özellikle küçük oyuncular Shree Crooks (Zaja) ve Charlie Shotwell (Nai) harikalar.

Daha önce yazıp yönettiği bir uzun metraj film bulunan genç yönetmen Matt Ross, vurucu darbeyi Captain Fantastic ile yaptı ve film pek çok eleştirmen tarafından 2016’nın en iyileri arasında gösterilmeye başlandı. Filmin en iyi senaryo / yönetmen / erkek oyuncu dahil pek çok Oscar adaylığı alabileceği de konuşulmaya başlandı bile.

Captain Fantastic, dümenin başındaki kaptanını yargılamadan anlatan, ona söz hakkı veren, onu dinlerken karşısındakileri yok saymayan bir çizgide ilerliyor. Tamamıyla doğru ve tamamıyla yanlışların olmadığı bu filmin başrolleri umut ve ilham. İhtiyacınız varsa bir an bile durmayın.

 

 

Hande Sönmez

Hande Sönmez

Beklenenden 15 gün önce tipik bir Koç burcu olmak için 6 Nisan'da doğdu. Üniversitede Ekonomi okumasına karşılık gönlü, aklı hep iletişimdeydi.
CNN Türk'te başlayan ve baş tacı saydığı 4 senelik deneyimin ardından TNT ve Cartoon Network'te çalıştı. 3.5 yıl da Lobby PR'da medya iletişim danışmanlığı yaptı
Şimdi Red Bull'da Kültürel Pazarlama İletişim Müdürü olarak çalışan Hande'nin en büyük iki tutkusu sinema ve tiyatro.
Sinema ve tiyatroyu mesleği iletişimle birleştirince ondan mutlusu bulunmuyor.
Bir de halen cnnturk.com ve Akşam Gazetesi Pazar Eki'nde yazılar kaleme alıyor.

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Kaptan; Kır Dümeni Ütopyaya!"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
zeynep
Ziyaretçi

Noam Chomsky halen yaşıyor.

wpDiscuz
Önceki yazı

The Look of Silence (2014)

Sonraki yazı

Patriots Day Filminden Poster Yayımlandı