Bir roman okumanın en güzel tarafı, sözcüklerle çizilen bir dünyanın haritası üzerinde özgürce hareket edebilmenizdir. Herkes; romanın karakterlerini, onların duygularını, içinde yaşadıkları mekânı kendi hayal gücüne göre renklendirebilme imkânına sahiptir. Şüphesiz ki sinema, size bu olanakları daha kısıtlı bir çerçevede sunar. Perdeye yansıyan görüntülere mahkûmsunuzdur. Yapabileceğiniz yegâne şey, iç dünyanızla izlediğiniz görüntüler arasında farklı ve size özgü bağlar kurabilmektir. Bu nedenledir ki, sinemanın her daim büyük bir tutkuyla bağlı olduğu edebiyat, kendi yansımalarını beyaz perdeye taşırken okurlarının düşlerinden bir parça kopmak zorunda kalır. Bu durum, özellikle de çok iyi romanların sinemaya uyarlanmasını oldukça zorlaştırır. Dostoyevski’nin çaresiz karakterlerine kendi deneyimleriyle can veren, Kazancakis’in arzularıyla boğuşan insanlarını kendi zaaflarıyla birleştiren okuyucu için filmlerde ete kemiğe bürünmüş kişileri kabullenmek hiç kolay olmaz. Öte yandan, edebiyat uyarlamaları, romanların ışık tuttuğu düş dünyanızı süslemenin en güzel yollarından biridir.

Bu listede, her biri edebiyat tarihinde önemli yer tutan, okuyanlar için bambaşka deneyimler vaat eden 11 eserin beyaz perdedeki yansımaları yer alıyor. Düşlerinizi sizden uzaklaştırırken, yeni evrenleri keşfe çıkarmayı başaran, sinemayla edebiyatın aşkını alevlendiren bu filmleri kendi dünyanıza kabul edin.

Not: Filmler kronolojik olarak sıralanmıştır.

Picture-of-Dorian-Gray-First-Cruelty-Close-Up1. The Picture of Dorian Gray (1945, Yön: Albert Lewin)

Yayımlandığı dönemde, yazarı Oscar Wilde’ın iki yıl hapis cezasına çarptırılmasına sebep olan Dorian Gray’in Portresi, o dönemde çoğu kişi tarafından uygunsuz bulunsa da hâlâ edebiyat tarihinin en çarpıcı eserlerinden biri olarak görülmeye devam ediyor. Birçok yönetmen tarafından da beyaz perdeye uyarlanan bu romanı sinema diline en iyi aktaran, Albert Lewin’in yönettiği 1945 yapımı aynı adlı film oldu.

paura22. La Paura (1954, Yön: Roberto Rosselini)

Stefan Zweig’ın kendi sınırlarının dışına çıkmaya çalıştığı anda kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir burjuvanın öyküsünü anlattığı uzun öyküsü Korku’dan uyarlanan La Paura, Zweig’ın bakış açısını sinemada en iyi yansıtan filmlerden biri. İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin en önemli yönetmenlerinden Roberto Rosselini’nin bu etkileyici öyküye yaptığı dokunuş, Ingrid Bergman’ın şahane oyunculuğuyla birleşince, ortaya oldukça iyi bir edebiyat uyarlaması çıkıyor.

152234-o_khristos_ksanastauronetai_05

3. Celui Qui Doit Mourir (1957, Yön: Jules Dassin)

Nikos Kazancakis’in romanları; şaşırtıcı öyküler ya da sürükleyici olaylar sunmaz çoğu zaman. İnsanın en doğal hâllerine, duygularına ve tutkularına değinen tavrıyla roman kahramanlarından biri hâline getirir okuyanı. Bu nedenledir ki onun romanlarını sinemaya uyarlamak için yalnızca kitabın öyküsünü almak yetmez, yarattığı benzersiz atmosferden de hiç değilse birkaç unsuru filme yedirmek gerekir. Kazancakis’in en zor romanlarından biri olan Yeniden Çarmıha Gerilen İsa’nın 1957 yapımı Fransız uyarlaması, yabancı dilde çekilmesi gibi bir handikapa sahip olsa dahi, romanın ruhunu oldukça iyi bir biçimde yansıtmayı başarıyor.

trial4. The Trial (1962, Yön: Orson Welles)

Sebebi belirsiz bir suçlamayla kendisini dava edilmiş bulan Josef K’nın sıra dışı hikâyesini anlatan Franz Kafka’nın ünlü romanı Dava, birçok kez sinemaya uyarlandı. Ancak yalnızca 1962 yapımı The Trial; yeryüzünün koca bir mahkeme salonuna, Josef K’nın arkadaşlarının, komşularının ve çevresindeki tüm insanların birer yargıca dönüşmesini beyaz perdeye yansıtmayı başarabildi.

straniero25. Lo Straniero (1967, Yön: Luchino Visconti)

Albert Camus’nün en bilinen romanlarından Yabancı, sinemanın da en sevdiği edebi eserlerden biridir. Zeki Demirkubuz tarafından da Yazgı (2001) ismiyle sinemaya uyarlanan bu kitap, Camus’nün öncüsü olduğu “absürdizm” akımını belki de en iyi yansıtan eserdir. Kendine ve topluma yabancılaşmış, ölüm, cinayet ve aşk gibi kavramlara karşı tepkisizleşmiş bir adamın öyküsünü anlatan bu roman, 1967 yılında İtalyan yönetmen Luchino Visconti tarafından beyaz perdeye aktarıldı. Visconti’nin bu uyarlaması, romanın felsefi altyapısını, öykünün esrarlı atmosferini en iyi yansıtan filmdir.

murder6. Murder on the Orient Express (1974, Yön: Sidney Lumet)

Agatha Christie romanlarının edebi değeri her zaman tartışma konusu olmuştur. Oysa Christie’nin eserleri; büyüleyici tasvirler, felsefi sorgulamalar veya manalı bir alt metin vaat etmemektedir. Kusursuz olay örgüleri, sürükleyici ve sade anlatımı, şeytani cinayet planlarıyla onun romanları, başka duygulara seslenmenin peşindedir. Üstelik diğer sanat dallarını böylesine besleyen, özellikle de neredeyse her romanının en az bir tane sinema uyarlaması bulunan Agatha Christie’nin en beğenilen eserlerinden birini bu listeye almamak, büyük haksızlık olurdu. Sidney Lumet tarafından çekilen, Albert Finney, Ingrid Bergman, Sean Connery ve Anthony Perkins gibi yıldızların oynadığı Murder on the Orient Express için en başarılı Agatha Christie uyarlaması demek yanlış olmaz.

Champions-1984-movie-pics7. 1984 (1984, Yön: Michael Radford)

Distopik romanlar arasında her daim öne çıkmayı başaran George Orwell’ın 1984’ü, hayal gücünün sınırlarını zorlayan karanlık bir dünyayı tasvir etmekteydi. Ürkütücü bir biçimde gerçek hayata dokunan, okuyanları sıkıştıran, gizli bir iş yapıyormuşçasına heyecanlandıran bu eser, birçok distopik bilim-kurgu filmine de ilham kaynağı oldu. Ancak doğrudan bu romanı sinemaya uyarlayan, Michael Radford’un yönettiği aynı isimli film, romanın yarattığı etkiyi görüntülerle yakalamayı, büyük biraderin gözünün üzerimizde olduğunu hissettirmeyi başarıyor.

the-last-temptation-of-christ8. The Last Temptation of Christ (1988, Yön: Martin Scorsese)

Nikos Kazancakis gibi bir yazarın romanı, Martin Scorsese gibi bir yönetmen tarafından sinemaya uyarlanıyorsa, bu filmde William Dafoe, Harvey Keitel gibi isimler yer alıyorsa, bizim tek yapmamız gereken şey büyük bir heyecanla hemen filmi izlemeye koyulmaktır. Kazancakis’in kilise tarafından aforoz edilen Günaha Son Çağrı isimli romanından uyarlanan film, en az kitabı kadar olay yaratmayı başarmıştı. Oysa inançlı bir Hristiyan olan Kazancakis, bu romanda İsa’nın insani yönüne vurgu yapmayı hedefliyordu. Scorsese tehlikeli köşelere sahip bu öyküyü ele alırken farklı bir amacı var mıydı bilinmez, ancak filmin gelmiş geçmiş en iyi uyarlamalardan biri olduğu su götürmez bir gerçek.

germinal9. Germinal (1993, Yön: Claude Berri)

Natüralizmin en önemli temsilcisi Emile Zola’nın 1885 tarihli romanı Germinal, günümüzde hâlâ büyük bir değişime uğramamış olan işçi sınıfının durumunu, merkezine Fransa’da bir maden ocağını alarak tüm gerçekliğiyle yansıtır. Evrensel bir meseleye dair, özenli ayrıntılarla bezenmiş bir öykü anlatan Germinal, döneminde öyle büyük yankı uyandırmıştı ki, Zola’nın cenazesinde binlerce maden işçisi bu romanın ismini haykırarak yürümüştü. Sinemanın da oldukça ilgisini çeken bu eser, beş farklı yönetmen tarafından beyaz perdeye uyarlandı ancak bunların en öne çıkanı, 1993 yılında Claude Berri’nin çektiği ve başrolünü Gerard Depardieu’nün oynadığı film oldu.

karamazovi-975847l10. Karamazovi (2008, Yön: Petr Zelenka)

Tüm edebiyat uyarlamalarının en riskli ve en eleştirilen boyutu, kitabı yeterince yansıtamadığı yönündeki yorumlardır. Söz konusu dünya edebiyatının en büyük eserlerinden biri, hatta çoğu zaman en büyüğü olarak görülen Karamazov Kardeşler olunca şüphesiz bu risk üst düzeye ulaşır. Çek yönetmen Petr Zelenka, küçük bir kurnazlık yaparak tüm bu eleştirilerden kaçmayı başarmış. Polonya’da yıkık dökük bir fabrikada kurulan sahnede Karamazov Kardeşler’i oynamak üzere gelen bir grup Praglı tiyatrocunun öyküsünü anlatan Karamazovi, bir taşla üç kuş vurmayı başarıyor. Hem Karamazov Kardeşler’i tiyatroya uyarlıyor, hem kendi öyküsüne sahip bir film yaratıyor, hem de Dostoyevski’nin muhteşem eserinin en iyi filmini çekiyor.

Enemy-411. Enemy (2013, Yön: Denis Villeneuve)

Birçok kitabı sinemaya uyarlanmış olan sıra dışı yazar Jose Saramago’nun Kopyalanmış Adam isimli romanından uyarlanan Enemy, çok sıradan bir hayata sahip olan Adam’ın izlediği bir filmde tıpatıp kendisine benzeyen Anthony’i görmesiyle girdiği macerayı anlatıyor. Saramago’nun metaforik anlatımını başarılı bir şekilde sinemaya taşıyan bu film, konusunun ilginçliği üzerinden sürükleyici bir gerilim hâline gelerek kitabın yoğun alt metnini vermekte sıkıntı yaşasa da, tıpkı uyarlandığı kitap gibi kafa karışıklığı yaratmayı ve izleyenin zihninde birçok soru işareti bırakmayı başarıyor.

 

 

Deniz Sayınhan

Deniz Sayınhan

Mart 1995’te İstanbul’da doğdu. Çocuk yaşlardan beri karmakarışık bulduğu dünyayı anlamak için kendine hep bir yol aradı. Mavi önlük giydiği zamanlarda tanıştığı sinema, bu yolda en büyük tutkusu oluverdi. Sinemanın gizemli evrenine duyduğu merak ile dünyayı anlama isteğini bir araya getirebilmek için 2013’te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girdi. Yazarak ve hayal kurarak en büyük tutkusuna doğru kendi yolunu çizmeye devam ediyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Soundtrack /Katibim(1968)

Sonraki yazı

Jobs, Bu Kez Danny Boyle Yorumuyla Sinemaseverlerin Karşısına Çıkıyor!