ListelerSinema Yazıları

Ölümsüzlüğü Bulan Adamlar: Rolling Stones ile Temas Kurduğumuz Filmler

Rolling Stones, 60’lı yıllardan beri rock müziğin en kaliteli işlerini icra eden grupların başında gelir. Hiçbir zaman bozmadıkları elli yılı aşkın birliktelikleri boyunca geriye onlarca albüm ve birçok konser kaydının bulunduğu dev bir arşivle bir nevi hayranlarının zihinlerinde ölümsüzleştiler. Bu arşive dahil edilebilecek eserler arasında filmler de önemli bir yer kaplar. Birçoğu başyapıt statüsünde olan bu filmler, Jagger’ın sesiyle ve Keith Richards’ın mükemmel gitar performansları sırasında yaptığı küçük dokunuşlarla birlikte unutulmaz filmler hâline geldiler.

Rolling Stones’un film müziği albümlerinden hiç çıkmamasının sebebi olan filmlerin bir kısmı bu listede mevcuttur. Ayrıca Martin Scorsese’nin çektiği Shine a Light (2008) belgeseliyle ilgili bilgilere Sex, Drugs And Rock’n’Roll: En İyi Rock Müzik Belgeselleri listesinden ulaşabilirsiniz.

Not: Sıralama kronolojik olarak yapılmıştır.

1-The Big Chill (Yön: Lawrence Kasdan, 1983)

Üniversiteden arkadaşlarının intihar haberiyle sarsılan bir grup yetişkin, arkadaşlarının cenazesinde toplanır. Bu grup, cenazenin ardından kendi hayatlarının yıllar içerisinde hangi yöne doğru gittiğini ve birbirleriyle olan ilişkilerini sorgulamaya başlar. Tom Berenger, Glenn Close, Kevin Kline gibi dönemin başarılı oyuncularından oluşan kadrosuyla ve başarılı senaryosuyla bu film, belki de Lawrence Kasdan’ın Star Wars ve Indiana Jones serilerindeki başarılı senaristliği haricindeki en kayda değer işidir.

Filmde cenaze kiliseden çıkarılırken, Stones’un You Can’t Always Get What You Want şarkısını duyarız. Şarkı, cenazeye katılan arkadaşların sorgulamalarına kısa bir cevap niteliğindedir.

2-Goodfellas (Yön: Martin Scorsese, 1990)

Film; mafyanın tüm basamaklarını teker teker tırmanıp, ardından aynı basamakları hızla inen ve finalde hayatını üzerine kurduğu ideallerinden vazgeçmek zorunda kalan Henry Hill’in (Ray Liotta) hikâyesini bizlere anlatır. Anlatılan hikâyeye Scorsese’nin üst düzey yönetmenlik performansı ve filmin efsane oyuncuları da eşlik eder. Film bu sayede tüm zamanların en iyilerinden biri hâline gelir.

Listenin önemli bir kısmını; Stones hayranı olan, Jagger ile yakın arkadaş olan, hatta Jagger ile birlikte bu yıl HBO’ya dizi hazırlayan (Vinyl, 2016) efsane yönetmen Scorsese’nin filmleri oluşturuyor. Çünkü Stones’un müzikleri, Scorsese filmlerinin bir nevi mütemmim cüzüdür. Hatta birçok Stones şarkısı Scorsese filmlerinin görselleriyle hafızalarda yer alır.

Filmde Stones’un Memo From Turner, Monkey Man ve Gimme Shelter şarkılarını duyarız. Gimme Shelter‘ı listenin diğer iki konuğu olan Casino (1995) ve The Departed‘da (2006) da duyarız. Şarkı, üç filmde de beklenen bir tehlikenin çok yakında olduğunu vurgulayacak bir biçimde kullanılır.

3-Interview with the Vampire (Yön: Neil Jordan, 1994)

Döneminin en popüler oyuncuları olan Tom Cruise, Antonio Banderas ve Brad Pitt’i kadrosunda barındıran film, 18. yüzyılın Amerika’sında geçen klasik bir vampir hikâyesinin 20. yüzyıla kadar sürüklenişini başarılı bir senaryo ve reji performansıyla anlatır.

Filmde Stones’un Sympathy for the Devil şarkısını duyarız. Fakat şarkıyı bir başka efsane grup olan Guns N’ Roses çalar. Şarkı, filmin sonunda duyulur ve filmin atmosferindeki dönüşümü başarıyla yansıtır.

4-Casino (Yön: Martin Scorsese, 1995)

Goodfellas (1990) filmiyle benzer sularda dolaşan filmde Scorsese; bu sefer setini New York’un geveze İtalyan mahalleleri yerine, daha tekinsiz görünen Las Vegas’a kurar ve bu şehrin para ile kanın aynı oranda aktığı acımasız sisteminin en sadık adamı olan Ace Rothstein’in (Robert De Niro) hikâyesini anlatır. Film, konusu ve yine Scorsese’nin başarılı yönetmenlik performansıyla döneminin en başarılı filmlerinden biri hâline gelir.

Filmde Stones’un Can’t You Hear Me Nothing, Long Long While, Sweet Virginia, Satisfaction (Devo grubu çalar.), Heart of Stone ve Gimme Shelter şarkılarını duyarız. Heart of Stone‘u, Ace Rothstein’in Ginger’a (Sharon Stone) âşık olduğu sahnede görürüz. Şarkı, bir Scorsese filminde olduğumuzu bize tekrar hatırlatır. Çünkü Goodfellas bölümünde de belirttiğim gibi Scorsese’nin hafızalardan çıkmayan birçok filminin önemli sahnelerde Rolling Stones’u duymak bir nevi gerekliliktir.

5-The Devil’s Advocate (Yön: Taylor Hackford, 1997)

Andrew Neiderman’ın aynı adlı romanından uyarlanan bu film; başarılı avukat Kevin Lomax’in (Keanu Reeves) oldukça zengin bir iş adamı olan John Milton’la (Al Pacino) tanıştıktan sonra para ve başarı hırsıyla kamçılanan bir adama dönüşmesini anlatır. Başarılı yönetmen Taylor Hackford’un yönettiği film, vizyona girdiği andan beri sinemanın kült yapımları arasında yer alır.

Filmin sonunda Stones’dan Paint it Black‘i duyarız. Şarkı, Kevin Lomax’in kapitalizmin içinde geçirdiği dönüşümüne sunulmuş bir eleştiri olarak filmin sonunda belirir. Şarkıya, Full Metal Jacket‘ta da (1987) benzer bir şekilde rastlarız. Şarkı yine filmin sonundadır ve Kubrick’in filminde, savaşın insan öğütücü bir makine gibi çalışmasına sunulmuş bir eleştiri olarak yer almıştır.

6-Rushmore (Yön: Wes Anderson, 1998)

Houston’daki Rushmore Akademisi’nin burslu ve örnek olarak gösterilen öğrencisi Max Fischer (Jason Schwartzmann), okula yeni gelen anaokulu öğretmenine âşık olur ve onun kalbini çalabilmek için bir multi milyoner dostuyla mücadeleye girer. Amerikan sinemasının en orijinal yönetmenlerinden Wes Anderson’ın yirmili yaşlarında çektiği bu ikinci filmi, senaryosu ve görsel yetkinliğiyle bağımsız filmler arasında kıymetli bir yere sahiptir.

Filmde Stones’un I Am Waiting şarkısını duyarız. Şarkı, Bill Murray’nin oynadığı Herman Blume karakterinin, ağacın bir dalını kopardıktan sonra bütün ağacın devrilmesiyle başlar. Filmde de Max’in örnek olarak gösterilen öğrencilik hayatının devrilmesi, Herman Blume’un hayatına girmesiyle başlar. Şarkı, bu görselin filmin konusuyla bütünleşmesine fazlasıyla yardımcı olur.

7-The Royal Tenenbaums (Yön: Wes Anderson, 2001)

Yıllar önce dağılmış bir aile, babalarının söylediği kusursuz yalanlar sayesinde tekrar bir araya gelir. Fiziken bir arada görünmelerine rağmen, zihnen ve kalben birbirinden kopuk bu aile fertlerinin birbirlerine kenetlenmelerini sağlayacak kişi, hayatını yalan üzerine kuran baba Royal Tenenbaum’dur (Gene Hackman). Wes Anderson sinemasını popüleriteye taşıyan bu film, yönetmene aşina olan herkesin kayıtsız şartsız sevebileceği bir yapıttır.

Filmde Stones’un She Smiled Sweetly ve Ruby Tuesday şarkılarını duyarız. Ruby Tuesday şarkısı, Margot (Gwyneth Paltrow) ve Richie’nin (Luke Wilson) yakınlaşmasının başladığı sahnede duyulur. Bu sahneyi, filmde her şey olumsuz bir yönde ilerlerken görürüz ve Royal Tenenbaum’un amacına ulaşabilme ihtimalinin az da olsa belirdiğini düşünürüz.

8-Comedian (Yön: Christian Charles, 2002)

Seinfeld dizisi ve stand-up showlarıyla tanıdığımız Jerry Seinfeld, bu belgesel filmde stand-up dünyasının iç yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlar. Komedi sektöründeki üretim sürecini ve bu sürecin ardından ortaya çıkan mizahın birinci elden pazarlanışını filmde görme fırsatı yakalarız.

Filmde Stones’un Can’t You Hear Me Nothing şarkısını duyarız. Şarkıyı duyduğumuz sırada Seinfeld için işler gayet yolundadır. Artık bir komedyen olarak başarılı bir noktadadır. Şarkı da belgeselde gördüğümüz bu durumu destekler.

9-C.R.A.Z.Y. (Yön: Jean-Marc Vallée, 2005)

Film; dünyanın en hoşgörülü toplumlarından biri olarak görülen Kanada’nın 70’li ve 80’li yıllarda homofobiyle olan mücadelesini, bu sorunla en çok muhatap olan gençler üzerinden gösterir. Bu sorunları gösterdiği sırada, gençlerin o dönemde dinlediği müzikleri ve genel ruh hâllerini neredeyse kusursuz bir biçimde seyirciye yansıtır. Ayrıca film, Jean-Marc Vallée’yi Hollywood’a taşıyan bir referans niteliğindedir.

Filmde Stones’un Sympathy for the Devil şarkısını, Zachary’nin kilisede ailesinden ve dış dünyadan koptuğu sahnede duyarız. Şarkı aracılığıyla Zachary’nin ailesiyle olan ilişkisine vurgu yapılır.

10-The Departed (Yön: Martin Scorsese, 2006)

Kore filmi Infernal Affairs‘in (2002) uyarlaması olan film, Boston’daki İrlanda mafyasını ve polisleri, kullandıkları köstebekler üzerinden anlatır ve iki yapılanmanın da birbirinden çürümüş olduğunu seyirciye gösterir. Kusursuz oyunculuk ve reji performansıyla birlikte film, 2007 yılında En İyi Film Ödülü dâhil 4 Oscar kazanır.

Filmde Stones’un Let It Loose ve Gimme Shelter şarkılarını duyarız. Gimme Shelter‘ı giriş sahnesinde Frank Costello’nun (Jack Nicholson) mafya ve polis hakkında çektiği söylev sırasında duyarız. Şarkı, filmin ve Frank’in anlatmak istediğini destekler nitelikte kullanılır. Böyle bir dünyada polis veya mafya olmanın önemi yoktur. Ölmek veya yaşamak asıl meseledir.

11-Scott Pilgrim vs. The World (Yön: Edgar Wright, 2010)

Toronto’da küçük bir müzik grubunda bas gitaristlik yapan Scott Pilgrim (Michael Cera), Amerikalı bir kıza âşık olur ve onun için yedi zorlu rakiple mücadele etmeyi göze alır. Cornetto Trilogy‘den tanıdığımız Edgar Wright’ın çizgi roman, atari oyunu ve kendi sinema estetiğini bir araya getirdiği film, kulağa saçma gelmesine rağmen birbirinden çok farklı bu üçlünün başarılı bir harmanıdır.

Filmin ilk dakikalarında sevgili olan Scott ve Knives Chao’nun (Ellen Wong) ayrılışında, Stones’un Under My Thumb şarkısını duyarız. Şarkıyla birlikte Knives’ı, filmin ilerleyen dakikalarında birkaç kez daha göreceğimizi bilmeden bir ayrılığa tanıklık ederiz.

Müjdat Çetin

Müjdat Çetin

1994 yılının bitmesine bir gün kala Silivri'de doğdu. Lisede tiyatroda oynarken filmlere merak saldı. Bulduğu her filmi izledi ve sinemayla çok acayip bir gönül bağı kurdu. Bu sebeple hukuk okumasını isteyen ailesini umursamayarak, Marmara Üniversitesi'nde sinema okumaya başladı. Sinema okumaya başladığı andan itibaren, yazı yazmanın çok büyüleyici bir şey olduğunu fark etti ve son birkaç yıldır iyi veya kötü her şeyi yazıverdi bir yerlere. Şu anda hâlâ sinema okuyor ve hâlâ yazı yazmaya çalışıyor. El yazısı berbat olsa da.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Ferhangi Şeyler 2000. Kez Sahnede

Sonraki yazı

28. Avrupa Film Ödülleri Sahiplerini Buldu!