Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Sınıf Çatışmasının Ortasında Lüks Bir Ev: Que Horas Ela Volta? (2015)

Dünya güzel ve adaletli bir yer olsaydı, saygı gören kişiler gördükleri itibarın karşılığını aynı ölçüde verirlerdi.

Richard Sennett

q5

Sınıf çatışması, aile içi dengeler ve geleceğe dair beslenen umutlar… Que Horas Ela Volta? (The Second Mother – Annemle Geçen Yaz) sınırlarımızdan çok uzakta olmasına rağmen gündelik hayat dertlerimizden kesitler sunarak karşımıza geliyor. Brezilya yapımı film bu sunuşuyla yetinmiyor ve çıkış noktasını; Marx’ın tüm tarihin kaynağı olarak gösterdiği sınıf savaşları olarak belirliyor. Vermek istediği mesajı çekinmeden, net bir dil ile ifade eden film bu sayede “sosyal statü” kavramını da sorgulatır bir hâl alıyor. Sundance ve Berlin Film Festivallerinden ödülle dönen filmin yönetmen koltuğunda Anna Muylaert otururken, etkili oyunculuğuyla adeta devleşen Regina Casé’e ise Michel Joelsas, Karine Teles, Camila Márdila, Lourenço Mutarelli eşlik ediyor.

Val (Regina Casé) uzun yıllardır Barbara (Karine Teles) ve Carlos’un (Lourenço Mutarelli) evinde yatılı çalışan bir hizmetçidir. Bu uzun yıllar sonucu, Barbara ve Carlos’un oğulları Fabinho’yu (Michel Joelsas) adeta kendi çocuğu gibi benimsemiştir. Fabinho’un da Val’u öz annesinden daha fazla benimsemesi gibi. Bu lüks evde, her şey belirlenen sınırlar içerisinde devam ederken, Val’un yıllardır görmediği kızı Jessica’nın (Camila Márdila) üniversite sınavına girmek için Sao Paulo’ya gelmesi her şeyi değiştirir. Statü tanımayan bu genç ve güzel kız, farkında olmadan evdeki tüm dengeleri yerle bir edecektir. Jessica’nın en çok etkileyeceği kişi ise annesi Val olur. Yıllardır bulunduğu konumdan zerre rahatsızlık duymayan, kendini o evin bir parçası gibi hisseden ve tüm davranışlarını bu duruma göre şekillendiren o cana yakın kadın için artık değişim zamanı gelmiştir. Bir annenin evladıyla diyalogu, genç bir kızın hırsları, aile hayatının kendi içindeki dinamikleri ve en önemlisi iki farklı ekonomik sınıfın birbirine karşı bakış açısı derken hikâye oldukça gerçekçi bir göz ile toplumun bir yansıması olarak karşımıza geliyor.

q3

Adam Smith işbölümü ile ilgili teorisinde; “emeğiyle geçinen insanların çoğununun, hayatlarını bir dizi basit işlem yaparak geçirdiklerini ve bu basit işlemlerin de onları cahil bıraktığını” iddia eder. Bir başka deyişle; her gün, bir diğer günün aynısını yaşayan ve farklı şeyler yapmasının önüne geçilen insanların hayatları rutine biner. Bu da cehaleti tetikler, cehalet de sabit bakış açısını. Bu sabit bakış açısı da bir noktadan sonra; emeğiyle geçinenlerin, ücretini ödeyen ve kendi ayakları üzerinde durabilmelerine olanak sağlayan kapitalistlere koşulsuz saygı duymalarına neden olur. Kısacası; Val ve Barbara ile Carlos arasındaki ilişki gibi. Yıllardır onların yanında çalışması, Barbara’nın ona karşı samimi görünen tavrı; kendisini aileden biriymiş gibi hissetmesine ve gözünü kör etmesine neden olur. Barbara’ya karşı duyduğu sonsuz saygının ise hiçbir şekilde karşılığı yoktur. Çünkü Val’ün parasını ödeyen Barbara’dır ve o, Val’ü asla kendi seviyesinde görmez. Barbara her ne kadar Val’e karşı aileden biriymişçesine yaklaşsa da onun gözünde Val, sadece evin işlerini yapmaktan sorumlu modern bir köledir. Hikâye bu noktada, kendi içindeki sosyal statüleri ve tüm kuralları yıkmak için Val’ün kızı Jessica’yı devreye sokar. Jessica’nın eve gelişi, en başta Val’ün işini tehlikeye sokuyormuş gibi gözükse de aslında onun yaptığı tek şey yanlışları su yüzüne çıkarmak ve annesinin kaybolan ümitlerini yeşertmek olur. Madem, Val aileden biriydi neden Jessica, Fabinho’nun dondurmasından yiyemiyordu? Bu tarz nüanslarla, ev içerisinde yokmuş gibi gösterilmeye çalışılan sınıf çatışmasının tüm canlılığıyla ortada olduğu resmedilir. Jessica’nın bu tavırları ise en çok Barbara’yı rahatsız eder. Çünkü o, insanlara fiyat etiketiyle yaklaşan biridir. Eğer paranız yoksa Barbara gibi insanlar tarafından bir hiç olarak değerlendirilirsiniz. Jessica ise hizmetçinin kızı olarak geldiği bu evde; her defasında yaptıklarıyla, hırsıyla, annesi gibi olmayacağını ve dayatılanı kabul etmeyeceğini gösterir. Nitekim üniversite sınavından yüksek puan alması, hem duygularını dışa vurmaktan geri duran Barbara’yı çıldırtır hem de Val’de başlayacak büyük değişimi tetikler. Çünkü Val için artık o evden çıkma şansı doğmuştur. Kör olan gözü yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştır. Artık o Barbara’ya koşulsuz saygı duymak zorunda değildir. Çünkü kızı hayatlarını kurtarmak üzeredir. Kendi ayakları üzerinde durabilecek ve en önemlisi kendi rutinini kendisi belirleyecektir. Böylelikle okumak ve okuyabilmenin değeri ile sadece Jessica’nın değil, Val’ün hayatı da bambaşka bir hâl alacaktır.

q2

Filmin anlatısı ise neredeyse tüm film boyunca rahatsız edici bir gerçeklikle ilerliyor. Barbara’nın, Val’e; ev içinde çizdiği görünmez sınırlar, Val tarafından tüm bunların sorgusuz sualsiz kabullenilmesi, ekonomik düzeninin karanlık tarafını açıkça gözler önüne seriyor. Aslında filmin anlatısının bu denli güçlü olmasını da realist anlatısına borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Val’ün, Jessica’nın ev içinde yaptığı rahat hareketlerden dolayı duyduğu suçluluk duygusu, Regina Case’in üst düzey oyunculuğuyla birleştiğinde adeta hayattan bir kesitmişçesine karşımıza geliyor.

Birçoğumuzun yaşadığı veya yaşayacağı üniversite sınavı stresi ve sonrası ise aynı ülkemizde olduğu şekilde ilerliyor. Hikâyeden anladığımız kadarıyla çift aşamalı bir sınav ve ilk sınavda başarılı olan ikinci sınava girmeye hak kazanıyor. Aynı bizim şimdiki sınav sistemimiz YGS-LYS gibi. Tabii, sisteminden öte; sınava girecek olan Fabinho ve Jessica’nın yaşadıkları süreç daha da tanıdık. “Tüm hayatın bir sınava bağlı olması sendromu.” Ülkeler, insanlar, kültürler, yaşananlar değişiyor ancak hikâye hep aynı. Büyük bir hayat gayesi içinde oradan oraya sürüklenen genç beyinler…

Bir de Fabinho ile Val arasındaki ilişkiye değinmekte yarar var. Barbara, çalışmasından ötürü oğluna hiçbir zaman vakit ayıramamış, bunun neticesinde ise aralarında bir iletişim kopukluğu doğmuştur. Fabinho ise aradığı anne sevgisini Val’de bulmakta, özgüvenini onunla güçlendirmektedir. Bu bile aslında, daha fazla para kazanmak adına kaybedilenleri öylesine güzel özetliyor ki. Evet, Barbara’nın saygıdeğer, çok fazla kazanç getiren bir işi var. Peki ya bu işi yaparken kaybettikleri? Bir anne için hayatta en önemli varlık olan çocuğu?

q6

Jessica’nın hikâyeye dâhil oluşuna kadar işçi-işveren arasındaki sınırlara şahit olduğumuz Que Horas Ela Volta?, Jessica gibi kural tanımaz, hırslı bir kızın eve gelmesiyle birlikte boyut değiştiriyor ve statülerin önemsizliğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bununla da yetinmeyip, bir taraftan bir annenin oğlunu neden kaybettiğini irdelerken, diğer taraftan da bir annenin kızını kazanmak için her şeyini ortaya koyuşunu gözler önüne seriyor. Yılın en gerçekçi anlatılarından biri olan hikâye; tüm film boyunca beraberinde getirdiği kara bulutları, iyimser finaliyle dağıtıyor ve her şeye rağmen umudun canlı olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor…

Polat Öziş

Polat Öziş

26 Mart 1992’de dünyaya gözlerini açan Polat, küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinemaya sevdalandı. Ancak nedendir bilinmez ilginç bir şekilde Muğla’ya iktisat okumaya gitti. Orada hayatına giren Keynes’in onu canından bezdirmesi, sinemaya sıkı sıkı bağlanmasına vesile oldu. Başta birkaç klip ve kısa film çekse de bunun kendisi için doğru yol olmadığını anlaması uzun sürmedi. O yazmak, çok sevdiği filmler hakkında içini dökmek istiyordu. Bu yüzden kelimelerin büyüsüne kendine bırakıp, kalem kâğıda sarıldı.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Hitchock’un Kekinden Bir Dilim: Hithcock/Truffaut (2015)

Sonraki yazı

Fazıl Say ve İdil Biret D-Marin Klasik Müzik Festivali'nde