Yaptığıma çılgınlık diyorsan eğer, kim bilir,
belki de bir çılgındır bana çılgın diyen.”
-Antigone*

Who am I?” Kim ki-Duk’un son filmi böyle bitiyor. Cümle, hızlı bir bakışla oldukça sıradan diyebileceğimiz bir soru cümlesi gibi gözüküyor olabilir; ancak filmi izleyenler için bu soru fazlasıyla mühim anlamlar taşıyor, tabii farklı bir bağlamda. Filmin sonundaki soru, Kim ki-Duk’un kendine yönelttiği bir soru gibi duruyor: “Bu bir Kim ki-Duk filmi mi?”. Bence filmin sonundaki soruyu, bu soruyla çatallandırıp daha da değerli hâle getirebiliriz.

Kim ki-Duk, bundan önceki filmleri Pieta (2012) ve Moebius‘ta (2013) insanın içinde yaşattığı/beslediği en ilkel ve bastırılmış davranış ve duygulara provokatif olarak ortaya koyduğu tavrını, sıradan, yoğunluktan yoksun ve daha da keskinlikten uzaklaşarak karşımıza getiriyor One on One‘da (2014)Moebius‘ta çok daha baskın bir şekilde hissettiğimiz insanın yapısına dair bakışın yanına, Pieta‘da karşımıza çıkan “sistem”e ilişkin gözlemleri ekleyip fazlasıyla basite indirgenmiş ve dozu artırarak yavanlaşan bir hava oluşturuyor. Öyle ki, yer yer “Kamu spotu tadında bir şey mi izliyorum acaba?” diye kendinize sorular sormanız bile mümkün hâle geliyor. Zira yönetmenin yaratmak istediği trajik atmosfer, karikatürize olmaktan öteye gidemiyor.

1

Kısaca filmin konusuna da değinecek olursak; liseli genç bir kızın kaçırılması ve vahşice öldürülmesiyle başlayıp, bu ölümden sorumlu olan kişilerden ayrı ayrı alınan intikamlar ve yaptıkları itiraflar üzerinden gelişen film. Bir yeraltı (askerî) örgütü de bu sayede işin içine katarak, iyi ve kötü arasındaki kovalamacaya ve rollerin zaman içerisindeki değişimine yaklaşıyor. Tek başına insanın doğasına ve insanların birbirleriyle olan ilişkilerine pesimist bir yönden bakan film, en büyük sıkıntısını ise “karanlık” yapısını temellendirememesinde yaşıyor. Sıkıntılı ahlak ve adalet mesajları, birbirinden kopuk ses ve imajlar, oldukça kibirli ve zorlama hikâyesiyle birlikte her saniyede daha çok derinine nüfuz ettiği sığlık bataklığında yok oluyor.

One on One‘ın ve meselesinin özüne iyice kulak kabarttığımızda, hikâyenin gidişiyle birlikte sürüklenen yoğun bir intikam arzusunun varlığından söz edebiliriz. Sıkıntılardan bir diğeri ise bu noktada devreye giriyor; yani bu arzunun bize yansıtılışında. Telkinlerden uzaklaşarak bize aktarışıyla, sinemasal açıdan birçok taviz verdiğini görüyoruz Kim Ki-Duk’un. Bu da tabii ki film için büyük bir yoksunluğun işareti. Yönetmen, yaratmak istediği etkiyi hissettirmekten çok, itici bir didaktizm ile gözümüze sokmaya çalışıyor. Bunu yaparken de yapaylıkla sınırları çizilmiş anlamsız bir sertlikle imtihan ediyor bizleri. Hissiyatlarını kaybetmiş filmin karton karakteriyle, bu karakterin zayıflığının ne kadar da büyük olduğunu görmemekse elde değil. Ayrıca intikamı soğuk yenecek kadar tatsız bir yemek yapan, kendine has durumuyken, Kim ki-Duk onu vasatlıklara buluyor; yaratmaya çalıştığı politik atmosferiyle -ya da Politika 101 diye adlandırsak daha doğru olur- debelendikçe batıyor. Film battıkça, ters orantılı olarak filmin barındırdığı derinlik iddiası da yüzeyselleşerek kayboluyor. Seyircide yakalamak istediği vuruculuğu artırmak adına başvurduğu “sertlik müsameresi” ise komik olmaktan öteye gidemiyor. Daha açık bahsedecek olursam başlıkta belirttiğim “sopalar, çiviler ve çivili sopalar”, işte tam da bu basitliği belirten bir düzlemin işareti, tekrarların ve gelişigüzelliğin simgesi…

2

Tüm bunları düşününce Kara Melek kıvamında bir kötücüllük, Arka Sokaklar lezzetinde bir aksiyon ve zayıf işleyiş barındıran One on One‘ın, Kim Ki-Duk’un hamartia’sı** olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Katharsisi eserinin dokusunun derinliklerinde, karakterler üzerinden temellenecek psikolojik tahlillerle yaratacakken tam aksine, Kim Ki-Duk’un gidişatına müteakip böyle bir düşünceyi oluşturuyor. Kim Ki-Duk’un yaratmak istediği acı, korku ve genel itibariyle “arınma” ise o kadar “kör” bir konumda yer alıyor ki, biz izleyenlere -ısrarla- saplamaya çalıştıkça tesirini daha da yitiriyor ve böylelikle tinsel bir vurgudan çok sinema adına duyulan bir acı hissediliyor. Adeta Kim ki-Duk sinemasının gidişatıyla ilgili karanlığın resmedilişi, başka bir anlamda dile gelişi oluyor.

 

* Sophokles, Antigone, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014, sf: 18

** Aristoteles’in Poetika adlı eserinde, tragedyada karakterlerin özelliklerinden bahsederken, onların yaptığı trajik hataları tanımlayan kavram. Trajik karakter, eylemini özgür iradesiyle belirlerken bir hata yapar. Bu hatada bilinçle birlikte zaafların da etkisi vardır. Kim Ki-Duk’un filmografisinin zaman içerisinde yaşadığı değişim ve One on One‘ın buradaki konumunu göz önüne alırsak “büyük hata” tanımı doğru karşılayacaktır.

Fırat Terzioğlu

Fırat Terzioğlu

22 Temmuz 1992'de İzmir’de doğdu. Eğitimine Ege Üniversitesi Felsefe bölümünde devam ediyor. Okulun bünyesinde bulunan radyoda bir süre çalışıp diksiyon dersleri aldı. Küçüklükten beri izlediği filmlerle sinema onun için bir hobiden öte, her şeyi oldu. Sinemadan kalan zamanlarında bateri ve bass gitar çalan Fırat, Avrupa ve özellikle İskandinav Sinemasını çok yakından takip ediyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

12-20 Aralık – İstanbul Film Festivali & Bilgi Sinema Sunar: Köprüde Buluşan Filmler

Sonraki yazı

Uygar Şirin ve Tunç Şahin ile Söyleşi