Memories of Murder bir soruşturmanın hayal kırıklıklarını kayıt altına almaktan çok daha fazlasını yapıyor,  aynı zamanda başarısız bir suçu/suçluyu açığa çıkarma hikâyesini, epistemolojik bir belirsizliğe dönüştürüyor, sınırlarını öyle genişletiyor ki; basit bir hikâye, tarihsel bir kıssadan hisseye dönüşüyor.”[1]

m2

Film janrlarının klasik yapıları ile oynayarak yeni anlamlar yaratmayı oldukça seven Güney Koreli yönetmen Bong Joon-Ho, klasik yaratık filmi kurallarını alt üst ettiği üçüncü uzun metrajı The Host’la (2006) uluslararası alanda da tanınır hâle gelmişti. Ancak yönetmenin janrlarla oynayan tarzının belirleyici filmlerinden belki de en önemlisi, 2003 yılında çektiği suç/gerilim filmi Memories of Murder. Klasik bir suç ya da dedektiflik hikâyesinden beklenebilecek ana unsur olan, “Katil kim?” sorusuna cevap vermeyi reddederek, hatta cevabın kendisinin anlamsızlığını vurgulayarak suç filmi janrının sınırlarını oldukça zorlayan bir yapım. Filmin kurduğu bu alternatif yapıdaki ilginç nokta, filmin klasik yapıdaki bir suç veya dedektif filminin sinemasal araçlarını kullanmaya devam etmesi. Şüpheliler, sorgular, polisler, dedektifler, ipuçları, kurbanlar ve seri katilin kim olduğunu bulmaya yönelik soluksuz bir soruşturma süreci. Ancak senaryoda işlevi olan, soruşturmada işlevi olmayan detaylardan oluşuyor film. İpuçları birikerek ilerlemiyor, hatta çoğu zaman hiç bir işe yaramıyor; şüpheliler su götürmez bir şekilde suçsuz ilan ediliyor, kanıtlar ve belgeler ne dedektifleri ne de seyirciyi katile bir adım bile yaklaştırmıyor. Bu kaos ortamı, şüphesiz yanlış yazılmış bir senaryonun değil, bilinçli bir karmaşa ve belirsizleştirme çabasının ürünü.

Tzvetan Totorov’un suç filmleri üzerine kurduğu klasik yapıya göre; bir suç filmi, suç hikâyesinin kapalılığı/bilinmezliği ile soruşturma sürecinin ilerleyen hikâyesi arasındaki eşitsizlik ve bu eşitsizliğin nihai amacı olan “gerçek” ve “bilgi” üzerine kuruludur. Suç filmleri katillerini ararken, aslında epistemolojik bir iddiada da bulunmuş olurlar; gerçek/bilgi oralarda bir yerdedir ve keşfedilebilirler. Tarih ve geçmiş karmaşık da olsa gerekli ipuçları sayesinde ele geçirilebilir ve üzerinde tahakküm kurulabilir kavramlardır. Katil her zaman bulunabilir.  Dolayısıyla filmdeki her ipucu bizleri “gerçek”e götüren bilgi parçacıklarıdır ve sonuca hizmet ederler. Bir şüpheli suçsuz bile çıksa, suçun ortaya çıkarılmasında mutlaka bir rolü vardır. Memories of Murder’ın oldukça bilinçli bir şekilde ters düz ettiği bu yapı, kurmaca karakterleri olan dedektifler ile seyircisine katilin adını fısıldamıyor bile. Böylece nihai “gerçeğe” ve bilgiye ulaşılamayacağını da göstermiş oluyor.

m5

Filmin ana hikâyesi medyada oldukça ses getirmiş gerçek bir seri katil dosyasına dayanıyor ve Chon Tu-hwan’ın diktatörlüğünün son yıllarına denk gelen 1988 yılında geçiyor. Kore’nin bir taşra kentinde bir kadın cesedi bulunmasının ardından taşralı dedektif Park Doo-Man katili yakalamaya çalışır. Ancak ilk kurban ile aynı şekilde tecavüz edilerek öldürülmüş başka bir kurbanın daha bulunmasının ardından, soruşturmaya kentli dedektif Seo Tae-yoon da dahil edilir. Yerel yöntemleri deneyen taşralı dedektif ve daha profesyonel yöntemler kullanan kentli dedektif arasındaki bu gerilim, filmdeki ana çatışmalardan biri olarak çiziliyor. Çeşitli ipuçları elde edilmesine, çeşitli şüphelilerin ele geçirilip sorgulanmasına rağmen katil bulunamıyor ve cinayetler yağmur her yağdığında işlenmeye devam ediyor. Bulunan her ipucunun aslında bir süre için çözüme hizmet ettiğine ancak daha sonrasında işlevini yitirdiğine tanık oluyoruz. Örneğin katil her yağmur yağdığında radyodan “Yağmurdaki Kadın” adlı şarkıyı istiyor ve ardından dışarı çıkıp kırmızı elbiseli bir kadını öldürüyor. Ancak polislerimiz bu ipuçlarını değerlendirdiği sırada, katil kırmızı elbise takıntısını bırakıyor, ya da artık şarkıyı istemiyor. Filmde üç ana şüpheli sorgulamaya tabii tutuluyor. Bunlardan bir tanesi cinayetlerin işleniş biçimini ayrıntılarıyla anlatan ancak hem seyircinin hem de dedektiflerin cinayeti işlemediğinden emin olduğu zihinsel engelli bir adam. İkincisi ise cinayetlerin işlendiği yere kadın kıyafetleri götürüp mastürbasyon yapan başka bir şüpheli. Bu noktaya kadar klasik yapıya uygun olarak şüphelilerimize suçluymuşçasına yaklaşıp, daha sonrasında şüphelilerin aslında yanlış adaylar olduklarını anlıyoruz. Son adayımız, yani klasik yapıya göre katil olduğundan emin olduğumuz şüpheli, radyodan şarkıyı isteyen adam oluyor. Bu adam beklenilenin aksine oldukça iyi görünüşlü, eğitimli bir fabrika işçisi çıkıyor. Senaryoda zamansal olarak da beklenilenden oldukça erken ortaya çıkan üçüncü şüpheli suçunu itiraf etmiyor. Son kurbanın üzerinde bulunan meni örneği üzerinden DNA testi yapılıyor. Böylece en başından beri elde edilen ipuçları arasında bizi katile, yani “gerçeğe” ulaştırmadaki en önemli kanıt olan DNA testi ile hikâyenin kapanmasını beklerken, meni örneğinin sonuncu şüpheliye ait olmadığını öğreniyoruz.

m4

Klasik yapının en büyük darbeyi yediği bu an, aslında sadece bir cinayetin çözülemeyişi değil, epistemolojik bir imkânsızlığın da yansıması gibi; elde edilemeyecek olan mutlak bir gerçek, çözülemeyen ve asla çözülemeyecek olan bir geçmiş ve tarih. Katharsis yaşanamıyor, katil bulunamıyor, cezasını çekemiyor ve adalet hiç de yerini bulmuşa benzemiyor. Başlamadan önce seyircisine “Gerçek olaylara dayalıdır.” diyen bir filmin, gerçeği bulamadığına tanık oluyoruz. Filmin iskeleti klasik bir suç filmi yapısına oturtulsa da, aslında bu belirsizlik ve sonuçsuzluk sadece filmin sonuna ait bir özellik değil. Elbette ki seyircinin beklentisi sonunda katilin bulunacağına yönelik oluyor ancak şüphelilerin ve kanıtların uyuşmazlığı, katilin tutarsızlığı gibi etkenler, belirsizliği filmin genel yapısına da yerleştiriyor. Dolayısıyla “ucu açık bir son”dan ziyade, ucu açık bir film denebilir Memories of Murder için. Todorov’un tanımına dönecek olursak; suçun gizliliği ile soruşturmanın ilerlemesi arasındaki eşitsizlik filmde böyle bir denklem olarak ele alınmıyor. Suça dair birçok ayrıntı su yüzüne çıkıyor, dolayısıyla denklem bir yere kadar geçerli olmasına rağmen vermesi gereken sonucu yani nihai bilgiyi, “gerçeği” vermiyor. Film, Güney Kore’nin deneyimlediği IMF krizinin ardından, modernleşme, globalleşme ve dışarıya açılma çabalarının oldukça arttığı 2003 yılında geçen son bir sekans ile sonlanıyor.

Filmin bana göre en önemli başarısı, bu bilinmezliğin nedeni ya da suçlusu olarak kimseyi hedef göstermemesi ve çözümsüzlüğü başlı başına bir olgu olarak ortaya koyması. Geçmiş, tarih, hafıza ya da “gerçek”ler geriye dönülüp ipuçları sayesinde keşfedilebilecek şeyler değiller; sadece yeniden inşa edilebilirler, ya da edilemezler. Örneğin, tüm ipuçlarının katil olduğunu gösterdiği bir şüpheli, DNA testi kadar güçlü bir kanıt ile aklanabilir. “Katil kim?” diyerek izlediğimiz bir film bize katili söylemeyebilir. Ancak sorgular esnasında şüphelileri tekmeleyerek döven bir polis, ayağına daha önce dövdüğü bir şüpheli tarafından saplanan paslı bir çividen tetanos kapıp, bacağını kaybedebilir. Adalet dediğimiz kavram bir denklem gibi çalışmasa da, bazen Bong Joon-Ho’nun bir yan hikâye olarak eklediği, işkenceci polisin ayağının kesilmesi gibi sürprizler yapabilir. Önemli olan “gerçek”i mutlak bir doğru gibi sunmamak ve katilin her zaman bulunamayacağının ve geçmişle aramızdaki mesafenin bilincinde araştırmaya devam edebilmek.

 

[1]Joseph Jonghyun Jeon. “Memories of Memories: Historicity, Nostalgia, and Archive in Bong Joon-ho’sMemories of Murder.” Cinema Journal 51.1 (2011): 75-95. Project MUSE. Web. 8 Oct. 2014. <http://muse.jhu.edu/>.

 

Aslı Ildır

Aslı Ildır

1991’de Ankara’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler son sınıf öğrencisi. Aynı zamanda üniversite bünyesinde Batı Dilleri ve Edebiyatı bölümü altında açılan Film Çalışmaları programını da bitirdi. Mithat Alam Film Merkezi’nde öğrenciler tarafından çıkarılan Sinefil dergisinde yazmakta, Altyazı sinema dergisinde de stajyer olarak bulunmakta. Ara sıra kısa filmler çekiyor, film eleştirisi ve film teorisine oldukça ilgi duyuyor.

Kimler Neler Demiş?

3 Yorum - "Ya Katil Hiç Yoksa?: Memories of Murder"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
omerbat
Ziyaretçi

cok güzel film gerçekten.sanki sonunda sonradan gelen detektif gibi gösteriliyordu katil.film akıcı ve izlettiriyor.

Zafer Akın
Ziyaretçi

filmin son sahnesinde katil olduğunu düşünülen kişiyi gören kıza tipi nasıldı tarif etsene dediğinde yerel dedektif, kızın “Gayet sıradan biriydi.” demesi filmi analatan en güzel sahne ve 1988 yılında G. Kore’nin devlet başkanının ‘Ben oldukça sıradan biriyim.” demesine gönderme yapılarak asıl katilin o olduğunu ima etmiş diye okumuştum başka bir yerde eğer öyleyse saygım bi kat daha artacak filme.

Canberk Gültekin
Ziyaretçi

Aslında film yapılmış en toplumsal filmlerden biridir ve iki kutuplu dünya zamanında (SSCB-ABD) ABD safında yer almış Güney Kore açısından bir kapitalizm ve kapitalist toplum eleştirisidir. Katilin bulunamamasının sebebi katilin şahsiyetinin yönetmen tarafından önemsenmemiş olmasındandır. Yönetmen, önce bir cinayet olduğunu ve bu cinayetin nasıl hunharca işlendiğini göstermek için kanıt olarak cesedi gösteriyor. Ama sonra katili göstermiyor. Bir insanı bu kadar “amaçsız” bir şekilde katil yapan düzeni, toplumsal ortamı, ekonomik ve siyasal düzeni, “kapatalım gitsin şu dava” diyen ve işkenceci olan polisleri, yargı ve adalet sistemini gösteriyor. Öyle ki şüpheliyi yakalamak için merkezden takviye polis istediklerinde “Tüm polisler eylemleri bastırmak için görevlendirildi” tarzında bir cevapla karşılaşıyorlar. Yani yargısından, ekonomisine, polisinden, ahlakına tam anlamıyla bir kapitalizm eleştirisi yer alıyor. Çünkü yönetmen için önemli olan katilin kim olduğu değil, insanı katil yapan düzen. Yani tam anlamıyla “Suçu toplum hazırlar, birey işler” mantığı. Mesela şu an bir cinayet olsa Bong Joon-Ho gelir ve ilk olarak bir cinayet olduğunu kanıtlamak için cesedi gösterir. Daha sonra ise asıl amacı gerçek suçluyu bulmaktan çok davayı anında kapatmak olan polisleri, iğrenç yargı sistemini, güçlerini katilleri yakalamak yerine halkın eylemini bastırmak için kullanan iktidarı gösterir.

wpDiscuz
Önceki yazı

Andre Saraiva / Dream Concerts Sergisi

Sonraki yazı

"Mardan" Irak'ın Oscar Adayı !