AnalizSinema Yazıları

Biz Şarkılarımızı Söyleyelim : Inside Llewyn Davis

*Yapacak çok şey varken bir kedinin izinden gidenlere…

Bizi, hep parlamayı pek de başaramayan talihsiz kahramanlar ile buluşturan Coen Kardeşler, Inside Llewyn Davis (2013) ile 60’lı yılların New York’unda yükselmeye çalışan bir folk müziği sanatçısının yolculuğuna ortak ediyor. 60’lı yılların Amerika’sında tutunmaya çalışan, fakat değeri çok sonra anlaşılan folk müzik sanatçısı Dave Van Ronk’un hayatından uyarlanan Inside Llewyn Davis, yine aynı dönemde tutunmaya çalışan Bob Dylan’ın ilk albümünün çıkmasından sadece birkaç ay önce, 1961 kışında geçiyor.

Müzik sektöründe tutunmaya çalışan Llewyn, hayatını müzikle kazanmak ve sanatını icra edebilmek için her yolu dener,beş parasızdır; her gece uyuyacak bir kanepe arar ve en son misafir olarak kaldığı yerin aralık kapısından fırlayan evin kedisi Ulysses ile sokakta kalır.  Gitarı ve  yoldaşı  Ulysses ile birlikte tanımadığı insanların arabasında yollara düşmüştür ve vardığı noktada onun neyin beklediğini bilmiyordur?

Kendisini takdir edemeyen sistem içerisinde tutunmaya çalışan Llewyn, 61 yılının soğuk bir kış gecesinde tanımadığı iki kişi ile Chicago’ya doğru yol alırken, tuvalette gördüğü “Ne yapıyorsun sen?” yazısı ile bir aydınlanma yaşar. Bu aydınlanma belki de hayatını değiştirmez ama durup düşünmesini sağlar. Ne yapıyordur?  En yakın arkadaşı Mike, kendisini George Washington Köprüsü’nden Hudson Nehri’ne bırakmıştır;  parası, kalacak yeri, işi yoktur ve üstelik şimdi bir kedinin de sorumluluğu üstündedir.

Bir Coen evreninde olduğumuz için tabii ki kahramanımızın karşısına her zaman tuhaf insanlar çıkıyor. Bu insanlar Llewyn’e kendisini daha yalnız ve mutsuz hissettir. Oscar Isaac’in muhteşem oyunculuğu ile hayat verdiği karakterimizin mahcup bakışlarından bu yalnızlığını ve eksikliğini iliklerimize kadar hissediyoruz.

Bireylerin sıkışıp kaldığı ne kurtulabildiği ne de tanımlayabildiği bir düzenin mevcut olduğu Kafkaesk ortam Inside Llewyn Davis’de de mevcut. Kafkaesk öğelerle beslenen filmin dünyasında Barton Fink’ten Fargo’ya, Big Lebowski’den, A Serious Man’e kadar Coen Kardeşlerin neredeyse tüm filmlerinden izler buluyoruz.

Llewyn Davis’in yolculuğu,  kar, gri gökyüzü ve folk müziklerinin sardığı işitsel şölen ile hüzünlü ama kederli  değil. Umutsuz ama acı değil.  Llewyn için üzülüyor, başarılı olmasını istiyoruz ama onun haksızlığa uğradığını düşünmüyoruz. Filmin ince ince başarılı işlenmiş senaryosu sayesinde Llywen’in hayatından ters giden her şeyde, onun kendi hatalarını olduğunu da biliyoruz. Tüm yakınlarının ona sitem etmesinden, en yakınları ile ilişkilerinde hep çatırtılar olmasından, belki de kibirinden. Filmde geçen şarkıda söylendiği gibi LLewyn için  “dersler hep geç kalıyor, öğrenmesi gereken kişi için…”

Başladığı noktada biten film bize aslında  Llewyn’in kendi çemberinde döndüğünü gösteriyor.  Keyifli ve tuhaf yolculuğunun  sonunda aslında gene aynı insandır ama artık farklı yerdedir.  Filmin başında onunla beraber kaçan Gorfein’lerin kedisi Ulysses eve dönmüştür, Llewyn de  kendi dünyasına. Ama en azından artık Ulysses’in kaçmaması için o kapıyı kapatması gerektiğini öğrenmiştir.

Editor's Rating

Yağmur Karagöz

Yağmur Karagöz

1988’de Burhaniye’de doğdu. Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi lisans eğitiminin ardından da İletişim Fakültesi’nde yüksek lisans yaptı.
Şu sıralar bir reklam ajansında Marka Yöneticisi olarak çalışıyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Kazananları Belli Oldu!

Sonraki yazı

Pera Film'den Farkındalık Dolu Etkinlik: Buradayım!