Trespassing Bergman (2013, Yön: Jane Magnusson , Hynek Pallas )

2011 yılının Kasım ayına gidiyoruz ve Bergman’ın Faro adasındaki evinin kapılarının açılışını  izliyoruz. Francis Ford Coppola, Michael Haneke, Robert De Niro, Lars Von Trier, Ridley Scott, Martin Scorsese, Wes Craven, Wes Anderson ve diğerleriyle birlikte… Arkamıza yaslanıp, ünlü yönetmenlerden, Bergman’ın evinde, Bergman filmlerini dinlemenin keyfini yaşarken,zaman geliyor Persona (1966) filmindeki …

DEVAMI →

Psie Pole (Field of Dogs – 2013, Yön: Lech Majewski)

Psie Pole seyirciyi, sevmek ya da harcadığı 100 dakikaya lanet etmek arasında tercih yapmak zorunda bırakan bir film. Bir türlü yerli yerine oturmayan bir anlatı ile tek kelimeyle büyüleyici bir görsellik arasında gidip geldim tüm film boyunca. Bir yerden sonra, yarattığı atmosfere kendimi bırakıp filmden zevk aldıysam da, anlatısındaki olumsuzluk …

DEVAMI →

Were Denge Min (Sesime Gel – 2014, Yön: Hüseyin Karabey)

Hüseyin Karabey’in belgeselleri, Unutma Beni İstanbul (2011) ile F Tipi Film (2012) gibi birçok yönetmenle bir araya geldiği filmleri dışında Gitmek: Benim Marlon ve Brandom (2008)’ndan sonraki ikinci uzun metrajlı filmi Were Dengê Min, 8 yaşındaki Jiyan adında bir kızın hayallerinin bir silah tarafından tutsak edilişinin öyküsünü anlatıyor. Van’ın Gevaş …

DEVAMI →

Mandariinid (Tangerines – 2013, Yön: Zaza Urushadze)

Gürcü yönetmen Zaza Urushadze’nin, mandalina toplayarak geçen zamanın sadeliği, sıradanlığıyla, bütün o orta karar turunculuğu kana bulayan anlamsız savaş karmaşasını naif bir dille çarpıştırdığı filmi, başta filme konu olan Gürcü-Abhaz Savaşı’nı, öte yandan ise dünyadaki bütün kamplaşmaları hedefine alıyor. No Man’s Land (2001) filmindekine benzer olarak saflar arası diyalog arayışına da …

DEVAMI →

Les garçons et Guillaume, à table! (Me, Myself and Mum – 2013, Yön: Guillaume Gallienne)

Başta Cesar Ödülleri olmak üzere Cannes dahil birçok festivalde gösterim şansı bulup ödüle doyamayan Les garçons et Guillaume, à table!, oyuncu Guillaume Gallienne’in yönettiği ilk film olma özelliğini taşıyor ve 33. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışacak filmler arasında yer alıyor. Filmin hikâyesine şöyle bir bakacak olursak; Guillaume, annesi …

DEVAMI →

Història de la meva mort (Story of My Death – 2013, Yön: Albert Serra)

Història de la meva mort  geçtiğimiz yıl Locarno Film Festivali’nde Altın Leopar ödülünün sahibi olmuştu. 2006’da Honor de cavallería ve ardından 2008’de El cant dels ocells ile Katalan yönetmen Albert Serra tarihselliğin sinemasal izleğinde takibine farklı bir yaklaşım getirmişti, son filmiyle de bu yaklaşımı devam ettiriyor. Història de la meva …

DEVAMI →

Salinger (2013, Yön: Shane Salerno)

Malum edebiyat dünyası gizemi çok sever. Bir roman yazıp sonradan ortadan kaybolan, röportaj ve fotoğraf vermeyi reddeden Jerome David Salinger’ın belgeseli, yazarın kayıp dönemi hakkında fikir vermesi açısından, festivalin izlenmesi gereken yapımlarından birisiydi benim için. Aralarında Edward Norton, Danny De Vito, John Cusack ve yakın zamanda kaybettiğimiz Philip Seymour Hoffman …

DEVAMI →

Kumun Tadı (2014, Yön: Melisa Önel)

Dünya prömiyerini 64. Berlin Film Festivali’nin “Forum” bölümünde, Türkiye prömiyerini ise 33. İstanbul Film Festivali’nde “Ulusal Yarışma” kapsamında yapan Kumun Tadı, hem deneysel duran görüntüleriyle, hem de Timuçin Esen, Selen Uçer, Sanem Öge, Ahmet Rıfat Şungar gibi tanınmış oyuncularla dolu kadrosuyla bir ilk film olarak merak uyandırmayı başarmıştı. Kumun Tadı, …

DEVAMI →

Walesa. Czlowiek z nadziei (Walesa: Man of Hope – 2013, Yön: Andrzej Wajda)

33. İstanbul Film Festivali kapsamında Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görülen Andrzej Wajda’nın kariyerinin her döneminde çektiği usta işi filmlerden ayrı ayrı söz etmeye gerek yok. Ülkesi Polonya’nın uzak ve yakın tarihine filmlerinde sıklıkla yer veren Wajda’nın 87 yaşındayken çektiği Walesa. Czlowiek z nadziei’de sıradan bir tersane işçisiyken önderlik ettiği …

DEVAMI →

L’image manquante (The Missing Picture – 2013, Yön: Rithy Panh)

Bir toplumun üzerindeki tarihi kara lekeler, bazen bir tablo olarak, bazen kelimlere dökülerek, bazen de beyazperdeye yansıyarak ”yaşamaya” devam eder. Bizim için ise en önemli nimet, bu olayları hem birebir yaşayıp hem de hayatını sanatı ile harmanlamış insanlardan dinlemektir diye düşünüyorum. Daha önce de Kamboçya halkının 1975-1979 yılları arasında maruz …

DEVAMI →