The Zero Theorem (2013, Yön: Terry Gilliam)

The Zero Theorem, future-retro modasının hâkim olduğu yakın gelecekten bize seslenen bir Terry Gilliam filmi. Yönetmenin geleceğe dair düşüncelerini izleme fırsatı bulduğumuz filmde, kapitalizmin egemenliği altına girmiş, 80lerin renklerinin ileri teknolojiyle birleştiği, yer yer absürtleşen bir dünya ile karşılaşıyoruz. Ütopya/distopya türlerinin temeli olan işleyen sistem ile sorgulamayı bırakmış ve halinden …

DEVAMI →

Aimer, boire et chanter (Life of Riley – 2014, Yön: Alain Resnais)

George Riley’nin en fazla 6 ay yaşamının kaldığı haberi arkadaşlarını üzüntü içine düşürür. “Zavallı” George’un bu son zamanlarında bir meşgalesi olması adına arkadaşları oynayacakları piyeste rol almasını teklif ederler. Kabul eden George piyesin ilk sahnelenmesinden sonra ömrünün muhtemel son tatiline çıkmak istemektedir. Yakın zamanda kaybettiğimiz usta yönetmen Alain Resnais’ın son …

DEVAMI →

Nun va Goldoon (A Moment of Innocence – 1996, Yön: Mohsen Makhmalbaf)

Bazı filmleri festivalde, perdede seyretmekle, herhangi başka bir yerde seyretmek arasında ciddi farklılıklar var. Mohsen Makhmalbaf’ın Nun va Goldoon’u da kesinlikle o filmlerden biri. Sinemanın doğası, sinemada gerçeğin ve tarihin temsili üzerine derin düşüncelere dalan ve daldıran böylesi bir filmi, evde seyretmenin yaratacağı ile bir salon dolusu festival seyircisiyle birlikte …

DEVAMI →

Karanlık Sular (The Serpent’s Tale – 1995, Yön: Kutluğ Ataman)

Kutluğ Ataman’ın ilk uzun metrajlı filmi Karanlık Sular, festivaldeki ilk gösterim tarihi itibariyle ilginç bir tesadüfe sebep oldu. Zira aynı gün, hukuksuzca yıkılıp yerle yeksan edilen ve festival izleyicisinin hâlâ gözbebeği durumundaki Emek Sineması için yapılan protesto gösterisi vardı. Bunun Ataman’ın filmiyle olan alakası şu: Bugün halka mı, sermayeye mi …

DEVAMI →

Baal (1970, Yön: Volker Schlöndorff)

Festival programındaki filmlerden ilgimi en çok cezbedenlerden birisiydi Baal. Volker Schlöndorff’un yönettiği, başrolünde Rainer Werner Fassbinder’in oynadığı ve başka bir yerde izleme şansımızın oldukça düşük olduğu bir Bertholt Brecht uyarlaması söz konusu olan. Filme damga vuran olgu, kesinlikle Fassbinder’in personası. Kendini fazlaca andıran bir sanatçıyı canlandırırken, bu nev’i şahsına münhasır …

DEVAMI →

El mudo (The Mute – 2013, Yön: Daniel ve Diego Vega Vidal)

Kâğıt üzerinde yapımcı koltuğunda oturan Carlos Reygadas’tan başka bir çekiciliği yoktu El mudo’nun. Biraz programım, biraz da son dönemde Güney Amerikalı genç yönetmenlerin imza attıkları güçlü yapıtların yarattığı itici güç sebebiyle gittim Peru yapımı bu filme. Sonuç bir hayal kırıklığı olmasa da, potansiyelini değerlendirememiş bir filmin yarattığı nahoş tat oldu. …

DEVAMI →

Devil’s Knot (2013, Yön: Atom Egoyan)

Geçtiğimiz cuma günü İstanbul Zekeriyaköy’de üç buçuk yaşında bir çocuk kayboldu. Tüm gece, kentin dört bir yanından gelen insanlar minik Pamir’i aradılar. Ertesi gün, pis bir havuzun dibinde cansız bedeni bulundu Pamir’in.  Bir gün sonra ise Atlas Sineması 13.30 seansında İstanbul Film Festivali izleyicilerini acı bir tesadüf bekliyordu; Atom Egoyan’ın Devil’s …

DEVAMI →

Aimer, boire et chanter (Life of Riley – 2014, Yön: Alain Resnais)

Ölmeden önce öleceği öğrenilen bir adamın, yakın arkadaş çevresinin dirlik ve düzenini nasıl da darmaduman ettiğini tatlı tatlı anlatmaya çalışan Aimer, boire et chanter, yakınlarda kaybettiğimiz Alain Resnais’den bir sinema ve hayat vedası. Alain Resnais’in belki de kendini Riley üzerinden kurguladığı ve ‘’daha ölmedim/ölecek olsam bile siz yaşayacaklara taş çıkartırım’’ …

DEVAMI →

Diplomatie (Diplomacy – 2014, Yön: Volker Schlöndorff)

1944 yılı Ağustos ayında müttefik kuvvetleri Paris’e doğru ilerlemeye başlar. Almanlar savaşı kaybetmeye yakındır. İşgal altındaki Paris’in yerle bir edilmesi Hitler için savaşın seyrini değiştirecek en önemli hamle olarak görülmektedir. Hitler’in emrindeki generallerden Dietrich von Choltitz bu görevi ifa etmek için Paris’e gönderilmiştir. Tam bir yetki adamı olan gözü dönmüş …

DEVAMI →