On Emir, On Başyapıt: Dekalog (1988-1990)

Ben senin tek tanrınım. Put yapmayacaksın. Tanrının adını boşuna ağzına almayacaksın. Sabat günü tatil yapacak, o günü kutsal kılacaksın. Anne ve babana saygı göstereceksin. Öldürmeyeceksin. Zina yapmayacaksın. Çalmayacaksın. Yalancı şahitlik yapmayacaksın. Komşunun malına göz dikmeyecek, kıskanmayacaksın.   Bu on emir üzerine kuruludur Tevrat öğretisi. Salt belirli bir dinin yaptırımları değil, …

DEVAMI →

Ruj Lekelerinden Karanlık Gölgelere İhtirasın Adı: Film Noir

“Evet onu ben öldürdüm. Onu para için ve bir kadın uğruna öldürdüm. Parayı da alamadım, kadını da. Ne kadar güzel değil mi?”  Double Indemnity (1945) Jaluziler, gölgeler, ruj lekeleri, ihtiras, intikam, sigara dumanı, femme fatale, silahlar, sisli geceler… Bütün bu ögeler, 1940’ların sonunda ortaya çıkan film noir türünün vazgeçilmezleri. Aslında …

DEVAMI →

Duvarları Yıkıyoruz!: Dördüncü Duvarı Yıkmayı Başarmış Cesur Filmler

Bir sanat eseri; sanatçısının yansımalarından oluşur, tamamlanır ve severiyle buluşur. Fakat bu buluşmalarda sanatsever, ne yazık ki sanatçının ya da sanat eserinin kendisi için çizdiği sınırlardan öteye gidemez. Bu sınırlardan birisi de, geleneksel üç duvarlı tiyatroda sahnenin önünde var olduğu düşünülen hayalî perde; bir diğer deyişle dördüncü duvardır. Bu duvar …

DEVAMI →

İşçiyim, Emekçiyim, Muhalifim!

Ekim Devrimi’nin 100. yılını, işçinin ve emekçinin dayanışma bayramı 1 Mayıs’ı geride bıraktığımız şu günlerde, 68 Mayıs gençlik hareketinin 50. yıl dönümü kutlanıyor. Dünyanın dört bir yanından birçok yönetmenin ve çeşitli sinema akımlarının etkilendiği bu muhalif gelenek; sanatın birçok formuna etki ettiği gibi, sinemada da kendini birbirinden güzel örneklerle hissettiriyor. …

DEVAMI →

Kayıp Ruhların Yalnızlığı: Sinemada İntihar

İncecik, gerilmiş bir ip üzerinde yürüyor insanlık. Her adımı düşüşlerine biraz daha yaklaştırıyor onu. Kimisi gözlerini tek bir noktaya dikerek atıyor kafasından tökezleme fikrini; kimisi zihninde dolaşan hayaletleri savuşturmaya çalışırken soğuk terler döküyor sessiz mırıldanmaların ağır yükü altında. Kimisi tam ortasında bekliyor yolun; dönmek için uzak kalmış gerisi, ilerisi ise …

DEVAMI →

Sessiz Sinema Yolculuğuna Başlangıç Rehberi!

Bir yolculuğa çıkıyoruz, hazırlanın! İsteyen adını zamanda yolculuk da koyabilir. Planımız; Ay’a küçük bir gezi düzenledikten sonra Metropolis’e uğramak, oradan Potemkin Zırhlısı ile yola devam etmek. Yolculuk sırasında deneyimleyeceklerimiz ise olağanüstü; Şehrin Işıkları’nın tadını çıkarıp, Bir Ulusun Doğuşu’na tanık olacağız. Tek şartımız var. Konuşmuyoruz! Genelgeçer yargıya göre 1895 yılında icat …

DEVAMI →

Üç, İki, Bir, Stop!: Zamanı Tersine Çeviren Filmler

Kış mevsimi, ilkbaharın öncüsü, yazın habercisi, güzün de sonrasıdır. Güneş, her gün aynı yolu takip ederek gökyüzünü renklendirir. Her şeyin belirsiz olduğu rastlantılar ve tesadüfler zincirinde kesin olan tek şey doğumun, olgunlaşmaya, yaşlanmaya ve ölüme doğru giden bir süreç olduğudur. Yani zaman ve ona bağlı olan her şey, insan algısında …

DEVAMI →

Unutulmaz Yönetmenlerin Veda Filmleri

Onlar bu dünyadan göçüp giderken, arkalarında sinemaya ve hayata dair bakış açımızı değiştirecek filmleri ile bize büyük bir miras bıraktılar. Bir yönetmen, senarist, sinemacı olmaktan çok daha fazlasıydılar. Dünyanın her bucağından sinemaseverin kalbine dokundular, ilham verdiler, düşündürdüler, sevdirdiler, hüzünlendirdiler. Şimdi, biz de bize farklı dünyaların kapılarını açan o usta yönetmenleri …

DEVAMI →

Sinema ve Kentler Üzerine – Notlar ve Düşünceler

“Sinyaller. üsluplar, hızlı, büyük ölçüde basmakalıplaşmış iletişim sistemleri, büyük kentlerin damarlannda akan kandır. Ne zaman bu sistemler çökerse, yani kentsel yaşamın dilbilgisini kavrayamaz hale gelirsek- şiddet ortaya çıkar. Büyük modern buluşumuz olan kent yumuşaktır, yaşamlann, düşlerin, yorumIann göz kamaştıncı ve uyancı çeşitliliğine açıktır. Ama büyük kentin tam da insan kimliğini …

DEVAMI →

Yaşamın İçinden Gelen Filmler

Medianeras (Gustavo Taretto, 2011) “Ayrılıkların, boşanmaların, aile içi şiddetlerin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın, iletişim eksikliğinin, umursamazlığın, uyuşukluğun, depresyonun, intiharların, asabiyetin, panik atakların, obezitenin, gerginliğin, güvensizliğin, stres ve hareketsiz yaşam tarzının mimar ve mühendislerin suçu olduğundan adım gibi eminim.” İnsan, yaşadığı ortamdan ayrı düşünülemez. Bir yandan mekânı, içine kendini katarak inşa …

DEVAMI →