AnalizSinema Yazıları

Bir Sahne: Yaptım Ama Bir Sor, Neden Yaptım?

 Dünyanın en namuslu, en güvenilir adamını nasıl raydan çıkarırsınız? Onun o saflığını yok edip yerine gözü açılmış, kendi deyimiyle namussuz birini nasıl getirirsiniz? Esasen tüm bu soruların cevabını Banker Bilo (1980) içerisinde bulmak mümkün. İlyas Salman ve Şener Şen’in muhteşem uyumuyla taçlanan, Maho’nun Bilo’ya her defasında attığı kazıklarla hâlâ hafızlarda yer eden film; yalnızca mizahı ile değil, her bir dakikasında vuku bulan sorgulayıcı tavrıyla da sinemamızın en kültleşmiş yapımlarından biri.

Gelelim Banker Bilo’yu bu yazının konusu yapan hususa. Malumunuz Maho;  hırslı, düzenbaz ve zengin olabilmek adına her şeyi yapabilecek bir karakter. Onun tam tezadı olan Bilo ise arkadaşlığa önem veren, aklından zerre kurnazlık geçmeyen, saf bir taşra çocuğu. Ee tabii durum böyle olunca, Maho’nun Bilo üzerinden nemalanması da kaçınılmaz bir süreç olarak karşımıza gelmektedir. Peki, olaya bir de Maho gözünden yaklaşalım. Evet, o her defasında Bilo’ya kazık attı. Ama bir sorun bakalım neden yaptı?

Öncelikle şunu belirtmek lazım: Yaşadığımız evrende gerçekleşen her olayın, atılan her adımın muhakkak bir nedeni vardır. Hiç kimse, hiçbir birey sırf laf olsun diye bazı şeyleri eyleme dökmez. Kimi hırsına yenik düşer, kimi zaaflarının kurbanı olur, kimiyse kendini kanıtlama çabası altında herkesi yok sayar. Ancak hepsi de insanın bilinçaltındaki bir nedenden dolayı ortaya çıkar. Durumu, Maho’nun özeline getirdiğimizde ise, saydığımız tüm etmenlerin hepsinin onda birleştiğini görmekteyiz. Bir kuruş daha fazla para kazanmak adına; herkesi, her bir değeri yok saymayı dünden kabul etmiş bir adamdan söz ediyoruz sonuç olarak. Ancak film bize öyle bir yapı sunuyor ki, tüm pişkinliklerine rağmen Maho’yu sevmeyi başarabiliyoruz.

Maho’yu sevmemizdeki en önemli değişkenlerden biri şüphesiz Şener Şen. Sinemamızın yüz aklarından olan usta oyuncu; iş bilir, kurnaz Maho’ya öylesine içten hayat veriyor ki, ekrandaki üçkâğıtçı adam sanki kanlı canlı karşımızda beliriyor. Açıkça söylemek gerekirse, Maho’nun bu denli sevilmesindeki en önemli hususlardan biri de, onunla kurabildiğimiz bağ. Evet, belki çoğumuz Maho kadar gaddar olmadık ancak, yeri geldiğinde hatalarımızdan sonra “neden” diye sorulmasını bekledik. Evet, belki hiçbirimiz onun seviyesinde pişkinlikler yapmadık ama çoğu zaman hatalarımızı kabul eden taraf olmayı seçtik. Bu sebepledir ki Maho, çok uç bir karakter olmasına karşın yeri geldiğinde bizden biri olmayı da başarabilmiştir.

Maho’nun olaylar karşısındaki tutumu yalnızca bulunduğu şartlarda yahut zaman diliminde sınırlı kalmayacak kadar değerli. Günümüzde sıradan bir insandan, herhangi bir politikacıya kadar her bir bireye sirayet eden bu pişkinlik durumu, katlanarak devam etmektedir. Belki Banker Bilo gibi mizah seviyesi oldukça fazla olan bir yapı içerisinde, “Yaptım ama bir sor, neden yaptım” söylemi, sempatik bir şekilde karşı tarafa aktarılabiliyor ancak çoğu zaman günlük hayatta olay bu denli eğlenceli şekilde ortaya çıkmıyor. Nitekim 2016 yılını geride bırakmaya hazırlandığımız şu günlerde, dönüp arkamıza baktığımızda daha önce yapılan ama şimdilerde hata olarak kabul edilenlerin sonuçlarını maalesef ülke olarak, hepimizin ayrı ayrı çektiğini görmekteyiz. Ne yani, gezegendeki tek pişkin Maho olacak değildi ya?

Pekâlâ, “Yaptım ama bir sor, neden yaptım” söyleminin sosyolojik altyapısını bir kenara koyup, filmin özeline, hikâyenin mağduru olan Bilo’ya geri dönelim. Evet, Maho her defasında köylüsüne daha ağır bir kazık atmaktadır, ancak Bilo da kandırılmaya o kadar meyillidir ki! Onun saf bir köy çocuğu olarak geldiği metropol, esasen Bilo’nun gelişimine en çok katlı sağlayan unsur olacaktır. Kandırılmak, en yakını bildiğinden kazık yemek, ister istemez bulunduğu hayat şartlarına uyum sağlamayı da beraberinde bir mecburiyet olarak getirecektir. Nitekim Bilo, her defasında Maho’nun onu neden kandırdığını dinlerken, aslında biraz daha olgunlaşmaktaydı. O böylelikle, hayatı kazık yiyerek tanıyanlar sınıfının en bilindik üyesi olmayı başaracaktı.

Maho’nun birden çok dile getirdiği ve her defasında Bilo’ya biraz daha üzülmemize sebebiyet veren, “Yaptım ama bir sor, neden yaptım” söylemi, finalde değişen roller ile son kez karşımıza çıktığında, esasen hepimizin de içinin yağları erimekteydi. Evet, her defasında biraz daha ezilen, Maho’nun düzenbazlıkları altında iyice sersefil olan Bilo, düşe düşe kalkmayı öğrenmiş ve artık yıllarca sırtında taşıdığı arkadaşının, sırtına çıkması gerektiğini anlamıştır. Eline geçen ilk fırsatta da, ona o dillere destan soruyu yöneltmiştir: “Yaptım, yaptım ama niye yaptım, sorsana.”

Banker Bilo, birbirinin tamamen zıttı iki karakterin çatışmasından beslenen; yer yer güldüren ama çokça düşünmeye sebebiyet veren, sinemamızın en özgün işlerinden bir tanesi. Kirlenmeyi reddeden Bilo’nun, yavaş yavaş düzene ayak uydurup, büyük bir kurnaza evirilmesinin en önemli yapı taşı şüphesiz, “Yaptım ama bir sor, neden yaptım” söylemi. Her olayın ardından, Maho’nun ağzından çıkan bu söz öbeği, yalnızca filmin özelinde sınırlı kalmayan, aksine üzerine bolca okumalar yapmaya da fırsat veren bir durum hâlini almaktadır.

Maho, her eyleminin ardından Bilo’yu kandırmaya devam ede dursun, paralel evrende Bilo gibi ezilenler, çoktan ayağa kalkmayı öğrenmiş, üzerlerinden nemalananların sırtına kırbacı vurmaya başlamıştır. “Gün olur, devran döner” atasözünün en spesifik şekilde anlatımı olan Banker Bilo, en önemli repliği ve onun getirisi olan sahneleriyle, hâlâ modern bir karagöz oyunu olarak güncelliğini korumaktadır.

Not: Bu yazı pişkinlikte sınır tanımayan, her hatasının ardından üste çıkmaya çalışan, güzel memleketimin, güzel insanlarına adanmıştır.

 

Polat Öziş
26 Mart 1992’de dünyaya gözlerini açan Polat, küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinemaya sevdalandı. Ancak nedendir bilinmez ilginç bir şekilde Muğla’ya iktisat okumaya gitti. Orada hayatına giren Keynes’in onu canından bezdirmesi, sinemaya sıkı sıkı bağlanmasına vesile oldu. Başta birkaç klip ve kısa film çekse de bunun kendisi için doğru yol olmadığını anlaması uzun sürmedi. O yazmak, çok sevdiği filmler hakkında içini dökmek istiyordu. Bu yüzden kelimelerin büyüsüne kendine bırakıp, kalem kâğıda sarıldı.

Yorum yaz