Muğlaklığın Gölgesinde: Güvercin (2018)

Berlin Film Festivali’nde görücüye çıkan, Sofya Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödülüyle dönen Banu Sıvacı’nın ilk uzun metrajlı filmi Güvercin (2018), Türk sinemasında kendisine özgün bir yer edinmeyi başardı. Anne ve babalarının hayatını kaybetmesiyle birlikte aile ilişkilerine ve hiyerarşisine yeni bir biçim kazandırmak zorunda kalan üç kardeşten en küçüğü Yusuf’un …

DEVAMI →

Kurdu Öldürmek: Sibel (2018)

Türkiye prömiyerini Adana Film Festivali’nde gerçekleştiren, Locarno Film Festivali’nin ana seçkisinde yer alan Sibel (2018)’in yönetmen koltuğunda pek çok kısa film projesinde birlikte çalışmış olan Türk-Fransız çifti Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti oturuyor. Çekimleri Giresun ilinin Kuşköy köyünde tamamlanan film, hikâyesini gerçeğin kendisinden alıyor ve Kuşköy’de kuş dili ile konuşan …

DEVAMI →

Suspiria: Korkuyu Yeniden Düşünmek

Ünlü Call me By Your Name (2017) yönetmeni Luca Guadagnino’nun yeni yapımı Suspiria’yı (2018) beklerken, filmin orjinali olan ve 1977 yılında Dario Argento tarafından çekilen Suspiria’yı anmadan olmazdı. Guadagnino filmim orijinal Suspiria’nın yeniden yapımı olamaz derken, şöyle devam ediyor: “Kimse Suspiria’yı yeniden yapamaz. Benimimkisi bana özgün bir yaklaşım sadece.” Guadagnino …

DEVAMI →

Hafızanın Görsel İzleri: Rome, Open City (1945)

İnsanın hayatta kalmasını sağlayan önemli yaşamsal parçalarından biri hafızadır. Barındırdığı deneyimler, çıkarımlar, bilinçli ve bilinçsiz olarak edindiği birikim hafızayı yaşam için gerekli kılar. Geçmişle olan bağlantılarımızı hatırlayarak geleceği var ederiz. Olacakların kontrolünü sağlamaya çalışmak ve planlar yapmak insan zihnini diğer canlılarınkinden ayıran özelliklerdir. Üzerine düşünüp, değişen her faktörle birlikte onu …

DEVAMI →

Bir Düşmanlık Alegorisi: Tepenin Ardı (2012)

Başarılı yönetmen Emin Alper’in çektiği ilk uzun metraj olan Tepenin Ardı (2012), Berlin Film Festivali başta olmak üzere ulusal ve uluslararası pek çok festivalden ödüller kazanarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Film politik atmosferi ile, günümüz toplumsal ve siyasi konjonktürünün temel sorunlarını gerçekçi ve eleştirel bir bakış açısıyla ele alırken, yönetmenin …

DEVAMI →

Nihayetten Önceki Son İstasyon: Most (2003)

Aynı’nın olanaksızlığı. Farklı’nın belirsizliği. Zaman’ın kadersizliği. Hayat, bu üç bilinmeyeni birbirine denk kılarak örmeye başlar o şeffaf ağını. Bedenlerin özünü oluşturan yapı taşları birbirinin aynısı olsa dahi ömrün dokusunu çizen bu ağın her deseni eşsizdir, tekrarsızdır, biriciktir. Kimi noktalarda ağın iplikleri yakınlaşır, dokunur, kesişir; kimi noktada birbirine katışır, düğüm olur, …

DEVAMI →

Anların Kusursuzluğu: It is Only The End Of The World

12 yıldır ailesinden uzakta yaşayan ve onlarla yalnızca özel günlerinde kart yollayarak iletişime geçen bir adamın öleceğini öğrenmesi üzerine ailesine dönüşü etrafında gerçekleşen olaylar tanımı It’s Only The End Of The World (2016) için bir özet cümlesi olabilir. Bu adamın yani Louie’nin eve dönüşüyle, hiçbir şeyin kaldığı yerden devam edemediği …

DEVAMI →

Devletin Kırık Kanatlarına Karşı: Babamın Kanatları (2016)

2016 Aralık ayında vizyona giren, yönetmenliğini Kıvanç Sezer’in yaptığı Babamın Kanatları, haklar anlamında kamu otoritesinin boşluğunu kendi kişisel çabalarıyla tamamlamaya çalışan bir bireyin-işçinin mücadelesinin gözler önüne serildiği bir dram olarak karşımıza çıkar. Biraz dikkatle bakıldığında örneklerine yanı başımızda bile rastlayabileceğimiz bir hikâyesi vardır, İbrahim Ustanın. 54 yaşındadır, 40 yıldır inşaatlarda çalışmaktadır, …

DEVAMI →

Pokot (2017): Avcılık Ve Bakirelik Tanrıçası Duszejko

Nobel ödüllü Polonyalı şair Wislawa Szymborska’ın dizeleri: “İlkbahar olacaktı yolunda, ve mutluluk da, öteki şeyler arasında. Korku dağları ve vadileri terk edecekti. Gerçek yalanın hakkından gelecekti. Bazı felâketler hiç yaşanmayacaktı bir daha savaş gibi ve açlık gibi ve ötekiler gibi. Bunlara saygı gösterilecekti: Savunmasızların savunmasızlığına, güvene ve benzeri şeylere.”*   …

DEVAMI →

Yaşamın Uçucu Soluğu, Vivre sa vie: Film en douze tableaux (1962)

Fransız Yeni Dalga akımının usta isimlerinden Godard’ın ilk dönem eserlerinden biri olan Vivre sa vie (1962), ruhunun yalnızlığında sürüklenen, Paris sokaklarının kaçamak bakışlı kaldırımları arasında tutsak kalmış olan Nana’nın (Anna Karina) kendini bulma yolculuğunu, on iki kısa parçadan oluşan, âdeta biçimsel bir yeniden inşa şeklinde beyaz perdeye taşıyor. Filmde klasik …

DEVAMI →