Büyüdükçe Tükenmek: Synecdoche, New York (2008)

               Synecdoche New York (2008); Being John Malkovich (1999), Adaptation. (2002), Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) filmlerinin senaristliğiyle tanınan Charlie Kaufman’ın ilk yönetmenlik denemesi. Uzun zamandır birlikte çalıştığı Spike Jonze’un yönetmenliğinde çekilmesi beklenilen bu film, Jonze’nun Where the Wild Things Are (2009) …

DEVAMI →

Bir Sahne: Last Year At Marienbad (1961)

Alain Resnais’nın zaman ve bellek oyunlarına ismi daha ön planda duran Hiroshima Mon Amour (1959) filmi sayesinde denk gelmiş olabilirsiniz. Sadece bu filmiyle bile Resnais sinemasının kendine ait, anonim bir zaman oluşturduğu görülebilir. Bu bağlamda, zamandan bağımsız, zamanın dışına konumlanmış bir paradoks içinde hapsolmuş apayrı bir zaman kavramından bahsetmek mümkün …

DEVAMI →

Apartman (2004)

Seyfi Teoman Apartman (2004)’da, sonraki iki filminde de benimseyeceği minimal anlatımın temellerini oluşturur. Film, karakterlerin aşk ilişkileri üzerinden bireylerin birbirleriyle olan iletişimsizliklerini vurgular. Teoman, filminde inişli-çıkışlı bir ilişkiyi merkezine alır. Canan (Bahar Kerimoğlu), Mehmet’i (Yiğit Özşener) Turgut isminde bir adamla aldatır, Mehmet’i terk eder ve yeni bir ev tutar. Fakat …

DEVAMI →

The Insult (2017): Biraz Daha Empati

“Harese nedir?  Bilir misin oğlum? Arapça kökenli bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;  o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. …

DEVAMI →

Sinema Servetini Koruyan Bir Ejderha: Henri Langlois

1914 yılında İzmir’de toplumsal kaosun içine doğan küçük bir çocuğun,  sinemanın neredeyse en büyük ayaklanmalarından birine sebebiyet vereceği kimin aklına gelirdi? İki büyük dünya savaşının hayatına gölge düşürmesine izin vermeden,  gayesi uğrunda didinen ve kendinden sonra gelen kuşaklara büyük bir servet bırakan küçük bir çocuğun, zamanla yüceleşen bir adam olmasının …

DEVAMI →

Tenini Benim İçin Çıkarır mısın?

Kendimiz dışında biri için yapabileceğimiz fedakârlıkların sınırı nedir? Benliğimizin çizgilerini bu doğrultuda ne kadar esnetebiliriz? Hangi noktaya kadar kendimizden vazgeçebiliriz? Ve bir başkası için tenimizden sıyrılabilir miyiz? Kuşkusuz Gregor Samsa, bir sabah kendini yatağında bir hamam böceğine dönmüş olarak bulduğunda Kafka da onu bu dönüşüme mecbur bırakan topluma benzer soruları …

DEVAMI →

Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz: United We Stand

Yönetmenliğini Norveçli ünlü yönetmen Hans Petter Moland’ın yaptığı 2002 yapımı United We Stand, aralarında Almería Uluslararası Kısa Film Festivali, Chicago Film Festivali’nin de bulunduğu birçok uluslararası festivalden ödülle dönen başarılı bir kısa film. Kış bitmiş, bahar gelmiştir. Film, İşçi Partisi üyesi olan 80 yaş üstü dokuz sosyalist arkadaşın hep beraber …

DEVAMI →

İfritlerden Kahramanlar Yaratmak: Adam Elliot

Filmlerime kilografi diyorum, kil ve biyografiyi karıştırarak ürettiğim bir kelime. Çünkü filmlerim hep tanıdığım insanlar, yaşanmış hikâyeler üzerine oldu. -Adam Elliot Kökleri Alman işgalinden kaçmış Polonyalı Yahudi bir aileye dayanan Adam Elliot; palyaço bir baba, kuaför bir anne ve üç kardeşle Avusturalya’da bir çiftlikte büyüdü. Utangaç bir çocukluk geçirmiş olan …

DEVAMI →

Annemi Gerçekten Öldürdüm mü?: J’ai Tué Ma Mére (2009)

Her birimizin hikâyesi, o hikâyenin ilk ve —çoğu zaman en önemli— kahramanı olan annelerimizi anla(t)madan eksik kalacaktır. Ve elbette her birimiz için o hikâyeyi olduğu gibi yazmak, hikâye bir yandan yazılırken aynı zamanda devam ediyor olduğundan neredeyse imkânsızdır. J’ai Tué Ma Mére (2009) Xavier Dolan’ın imkânsızı denediği, kısmen otobiyografik olan ilk …

DEVAMI →

Evet, Dalga Geçiyoruz!: Mockumentary nedir, ne değildir?

Sinemaseverler bilir ki, o zamanlar her ne kadar bu tabir daha üretilmemiş olsa da, beyaz perdeye yansıtılan ilk filmler küçük belgesellerdir. Mesela, L’Arrivée d’un train en gare de La Ciotat (1895) ya da La Sortie de l’Usine Lumière à Lyon (1895). Hatta bu durum Türk sineması için de geçerlidir. Ayastefanos’taki …

DEVAMI →