Bazen Boş Bir Sayfa Daha Fazla İmkân Sağlar İnsana: Paterson

Bizleri var eden benzerliklerimiz midir, farklılıklarımız mı? Uzayı düşünelim misal, karanlık ve sonsuz bir oluşum. Tüm Dünya’nın uzaydaki gibi karanlıkta olduğunu hayal edin. Birkaç saniyeliğine de olsa gözlerinizi kapatın ve kendinizi atmosferin dışındaki sınırsız karanlıkta belli belirsiz ışık huzmelerinin arasında gezinirken düşünün. Sonsuz bir zaman, sınırsız bir karanlık… Az ya …

DEVAMI →

Bu Bir Aşk Hikâyesi Değil, Aşkla İlgili Bir Hikâye: 500 Days of Summer

Filmde söylendiği üzere: “Bu bir aşk hikâyesi değil, aşkla ilgili bir hikâye.” Başrollerinde Zooey Deschanel ve Joseph Gordon-Levitt’in yer aldığı 500 Days of Summer çoğu romantik-komedi filmlerin aksine, Tom karakterinin biten bir ilişkisinin ardından yaşadıklarına bakışını ele alıyor. Bunu yaparken aşka dair evreleri klasik akıştan kurtarıp doğrusal olmayan bir şekilde sunuyor. …

DEVAMI →

Sahne Sahne Léon: The Professional

“Beni kaybetmeyeceksin, Mathilda. Bana yaşama zevki verdin. Mutlu olmak, yatakta uyumak, kök salmak istiyorum.” Hayattaki en kuvvetli gücün sevgi sayesinde oluştuğu düşüncesi her zaman geçerli midir? Özellikle bu sevginin, profesyonel bir tetikçi ile küçük bir kız çocuğu arasında gerçekleşeceği düşünüldüğünde, bu ne derece mümkündür? Ele alınış biçimi ne olursa olsun …

DEVAMI →

Yazgı: Var Olmadığımın Kanıtı Olarak Varım!

Ne zaman bir Camus eseri okusam Sartre, ne zaman bir Sartre eseri okusam başkarakter olarak Camus canlanır zihnimde. Canlanır; ama birbirleriyle bir çeşit savaş içinde olduklarını bilmeden, sanki ikisi birbirine doğuştan bağlıymış gibi. Camus, varoluşçuluğun içerisinde anılsa da alabildiğince uzağında, Sartre’sa tam bunun ortasındadır. Peki, Camus nasıl varoluşçuluğun içerisinde anılırken …

DEVAMI →

İçimizdeki Yabancı: İstanbul Kırmızısı, Rosso İstanbul

Ferzan Özpetek, yönetmenliğini yaptığı İstanbul Kırmızısı ile 1997 yılında çektiği Hamam filminden yirmi yıl sonra İstanbul’a geri dönüyor. Halit Ergenç, Tuba Büyüküstün, Nejat İşler ve Mehmet Günsür gibi oldukça popüler oyuncuların yer aldığı İstanbul Kırmızısı bizi oldukça görkemli İstanbul manzaralarıyla karşılayıp gizemli bir hikâyenin tam ortasına bırakıyor. Hikâye tıpkı Ferzan …

DEVAMI →

Gri Şehrin Klarnetçisi: Düttürü Dünya

Kemal Sunal filmografisini kabaca dört kategoriye ayırmak mümkündür. İlk olarak kalabalık kadrolu güldürülerin olduğu ve Kemal Sunal’ı geniş kitlelere tanıtan Arzu Film ve Ertem Eğilmez filmleri öne çıkar. Ardından Türk sinemasında absürt komedinin mihenk taşlarından sayılabilecek, bozuk paranın dik geldiği Natuk Baytan ekolü akla gelir. Üçüncü aşamada ise ilk iki …

DEVAMI →

Eve Giden En Uzun Yol: Lion

  “-Annenin adını hatırlıyor musun? -Evet. Anne.” Yoksulluk, eksiklik, sefalet, açlık, susuzluk, çocuk olamamak ve daha birçoğuyla baş etmeye çalışan milyarlarca insan var içine sığamadığımız dünyada. Elimizdekileri yettiremediğimiz, elimizdekilerle yetinemediğimiz, azla yaşamayı öğrenemediğimiz ve her gün her gün daha fazla hükmetmeye çalıştığımız dünyayı, bir kesim huzur ve refah içinde yaşasın diye …

DEVAMI →

Toplumsal Normlar Ve Değer Yargıları Üzerine Bir Film: The Salesman

“Ağlayamadığım için beni affet hayatım. Neden bilmiyorum, ağlayamıyorum. Bunu neden yaptın? Bana yardım et Willy, ağlayamıyorum. Bana sanki yine iş gezisine gitmişsin gibi geliyor. Seni beklemeye devam edeceğim. Willy, hayatım ağlayamıyorum. Bunu niye yaptın? Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, anlayamıyorum. Bugün evin son taksidini de ödedim. Bugün hayatım. Ve evde kimse olmayacak. …

DEVAMI →

Zihinde Var Olan Bir Aşk Hikâyesi: Hiroshima Mon Amour

-Ben de senin kadar biliyorum unutmanın ne olduğunu. -Hayır, unutmanın ne olduğunu bilmiyorsun sen. -Benim de bir belleğim var, senin gibi. Biliyorum unutmanın ne olduğunu. -Hayır, belleğin yok senin. -Senin gibi ben de var gücümle çırpındım, unutmamak için. Senin gibi, unuttum. Senin gibi ben de, avunmak bilmez bir belleğim olsun …

DEVAMI →

Jarmusch’un Suç Okulu: Down By Law

  “I scream, you scream, we all scream for ice-cream…” Down By Law (1986) başrollerinde Tom Waits, John Lurie ve Roberto Benigni’nin yer aldığı, Jarmusch’un üçüncü uzun metraj filmidir. Film Zack (Tom Waits), Jack (John Lurie) ve Roberto (Roberto Benigni) adında üç karakterin merkezde bulunduğu underground, naif bir hapishane komedisidir. …

DEVAMI →