Büyümenin Öyküsü: Estiu 1993

Frida’nın büyüdüğü yerde başlayıp annesinin ölümüyle İspanya’da bir kasabada süren hikayesinin bir yazına tanıklık ettiğimiz Estiu 1993 (2017), yönetmeni Carla Simón’un ilk uzun metraj filmi. Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaparak En İyi İlk Film ödülüne ve ardından 36. İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel ödülüne layık görüldü. ’93 Yazı bir …

DEVAMI →

Suskun Kâbusların Kucağında: Hewno Bêreng (2018)

Kısır bir çember etrafında daireler çizen güvercinler, beyaz; fakat bir o kadar da karanlık tasvirleri… Ya kuru bir ekmek parçası için tüm dilemmaları ya da kapana kısılmış bir özgürlüğün yitik rüzgârı kanatlarına takılıp duran. Ve bir çocuk; sessiz, yılgın, yalnızlığını dar taş sokaklarda yanına yaren eden, kâbuslarına çare saydığı muskaların …

DEVAMI →

Ceylan Kasabasına Geri Dönüyor: Ahlat Ağacı (2018)

Kendi yaptıklarımız için her zaman bahanelerimiz vardır. Ahlat Ağacı (2018) kendimize ürettiğimiz bahaneleri hatırlatırken, bir taraftan da bunlarla hesaplaşmamızı sağlıyor. Bu anlatımın zemini olarak baba-oğul ilişkisi, bir gencin hayatı anlamlandırma ve yer bulma çabasının yanı sıra bir Nuri Bilge Ceylan klasiği olan taşra insanları karşımıza çıkıyor. Bu konuların yanında film …

DEVAMI →

Bir Sahne: Gilda, “Suçu Mame’e Atın”

Yönetmenliğini Charles Vidor’un yaptığı, tüm zamanların en meşhur film noir örneklerinden biri olarak kabul edilen Gilda (1946), sinema tarihinin en ünlü femme fatale karakteri, aynı zamanda Rita Hayworth’un kariyerine sanatçının adıyla özdeşleşecek kadar büyük bir etki bırakan “Gilda”’yı barındırır. Hayworth’un  “Put the Blame on Mame” şarkısı eşliğinde yaptığı dans, sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden biri …

DEVAMI →

Tuhaflıklar Silsilesi: Frank (2014)

Frank (2014), Lenny Abrahamson’ın izleyicisini bir duygu hâlinden diğerine sürüklediği filmi olarak çıkıyor karşımıza. Jon (Domhnall Gleeson) adlı karakterin yolculuğu, film boyunca bizim de yolculuğumuz oluyor ve onun iniş çıkışlarıyla izliyoruz filmi. Jon kendini arayan, müzisyen olarak yaşama hayalleri kuran genç bir adam. İçine kapanık yaşadığı monoton hayatında, belki de …

DEVAMI →

Kimsenin Uğramadığı Yerde: Yol Kenarı (2017)

Angelopoulos filmleri sayesinde aşinalık kazandığımız görüntülerin yönetmeni Andreas Sinanos ile çalışan Tayfun Pirselimoğlu, 37. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma kategorisinde gösterilen Yol Kenarı (2017) ile en iyi yönetmen ödülünün de sahibi olmuştu. Aynı zamanda Mithat Alam’ın anısına ithaf edilen film, sinematografisi ve öyküsü itibarıyla oldukça başarılı bir yapım. Açılış sahnesiyle …

DEVAMI →

Bir Sahne: Brief Encounter (1945)

Tren istasyonunun kafeteryasında günlük konuşmalar vardır. Kondüktör, hafiften işletmeci hanımla flört etmektedir. Kamera bir masaya döner. Masada orta yaşlı bir çift, yarı çekingen ve tutuk; sohbet etmektedir. Birden sohbetlerine üçüncü bir kadın dâhil olur. Alışverişten dönen konuşkan ahbap, Laura’yı (Celia Johnson) görür ve davetsizce yanlarına ilişir. Çiftimiz ne yapacağını bilemez. …

DEVAMI →

Tutkuların Kesiştiği Noktada: Les Amours Imaginaries (2010)

“Mantığın ötesindeki tek gerçek aşktır.” cümlesiyle başlayan Les Amours Imaginaries (2010), Xavier Dolan’ın hem yönettiği hem de başrolünü Monia Chokri ve Niels Schneider ile paylaştığı, izleyicisine ilişkilerin yapısını sorgulatma gücüne sahip bir film. Yönetmenin ikinci uzun metrajı olmakla birlikte, kendi tarzını ve Dolan dünyasının kimliğini ortaya çıkaran filmlerden biri demek …

DEVAMI →

Bir Sahne- Mağaranın Eşiğinde: About a Boy (2002)

Müstakbel göçebeler, dinleyin lütfen Ya bu kapıdan geçeceksiniz Ya da bekleyeceksiniz … Kapının kendisi değildir bir şey vadeden Kapı, kapıdır yalnızca. -Adrienne Rich Kuşkusuz, Rich’in seslendiği göçebeler, dünya topraklarında bir memleketten diğerine doğru yol hâlinde olan kimseler değil; kararlar arasında gelip giden, ancak zihni hiçbir düşünceye kararlıca demir atamayan, yahut …

DEVAMI →

The Dreamers (2003)

The Dreamers (2003), 68 kuşağında Amerika’dan okumak için Fransa’ya gelen Matthew’un, sinematekin kapatılışıyla ikiz kardeşler Isabelle ve Theo’yla tanışmasını ve bu üçlünün kurduğu farklı arkadaşlık ilişkilerini (menage a trois) konu alır. Filmin başında, Matthew’un Shock  Corridor’dan (1963) alınan bir kesit üzerine söylediği “Belki de ekran gerçekten bir aynadır bizi ekrana …

DEVAMI →