Kuzey Kutbu’ndan geçtiği sırada düşen uçağından bir şekilde sağ çıkmayı başaran Overgård’ın (Mads Mikkelsen) hikâyesine odaklanan Arctic, Joe Penna’nın ilk uzun metrajlı filmi olarak karşımıza çıkıyor. Zorlu bir yaşam mücadelesini gözler önüne sererken hayatta kalma motivasyonu hakkında çok şey anlatıyor. 

  Uçaktan sağ çıkması dışında şansın pek kendisine gülmeyeceği Overgård, yaşam motivasyonunu ve umudunu kaybetmemek adına pek çok şey yapıyor. Zaman algısını korumak için her gün saatini kuruyor, sonsuz karın ortasına bir ümit biri görür diye kocaman bir S.O.S yazısı yazıyor, balık tutarak besleniyor ve günün sonunda aynı rutini gerçekleştirmiş olarak uyuyor. Bu döngü bir gün bir helikopterin kendisini fark etmesiyle bir anlamda kırılıyor. Helikopter kendisine yardım etmeye çalışırken hava akımının kurbanı oluyor ve kara çakılıyor. Overgård önce hüsrana uğrasa da hemen uçağın içerisindekilerin yardımına koşuyor. Pilot olay anında yaşamını kaybetmiş olsa da yanındaki kadının hala canlı ancak yaralı olduğunu fark ediyor ve uçak içerisinde bulabildiği ilk yardım malzemeleriyle yarasına müdahale ediyor. Bu noktadan itibaren hikâye, Overgård ile birlikte bu kadının da yaşama tutunma mücadelesi hâlini alıyor. Overgård, kadının cebinden çıkan fotoğrafı görmesiyle kazada ölen pilotun eşi olduğunu ve bir çocukları olduğunu öğreniyor. Vicdan azabıyla karışık bir suçluluk duygusu yerini içgüdüsel olarak kadını en az kendisini olduğu kadar korumaya bırakıyor. Bölgedeki en yakın yaşam potansiyeli olan merkeze doğru, bu coğrafyadan kurtulma umuduyla ve yine doğanın zorlu şartlarına karşı mücadele edecekleri bir yolculuğa çıktıklarında, kadını yatırdığı kızağı beline bağlayarak ikisini birden taşıyor Overgård. Sonsuzluk gibi önlerine serilen kar bir yerden sonra insanı boğan bir atmosfer oluşturuyor. İlerledikçe bilinmezlik artıyor. Yol gittikçe daha beyaz ve sonsuz gözüküyor. Yol boyunca karşılarına çıkan tek zorluk yolun sonsuzluğu da değil üstelik, çevresel birçok faktör yaşamlarını güçleştiriyor. Önceden belirlediği rotadan gidemiyor Overgård çünkü kızaktaki kadını taşıyabilmesi için zeminin taşlarla kaplı olmaması gerekiyor. Onu geride bırakmamak için daha uzun yoldan gitmeyi göze alsa da kendisinin de öleceğini hissetmesi ve bu mücadeleyi birlikte başaramayacaklarını anlaması üzerine kadını bırakmaya karar veriyor ancak bu kararından vazgeçiyor. Kendilerini aramaya gelen ekibin onları ilk seferde ıskalamasıyla son ümidi de kaybedip kar üstünde el ele uykuya dalan ikili, bulunduklarında hala yaşıyorlar mı sorusu bir soru işareti olarak yer ediniyor izleyicinin düşüncelerinde. 

   Tüm süreci sonucuna odaklanarak izlemek ve aslında tüm yolu “acaba?” sorusu ile geçirmek filmin önermesiyle ilgili bazı şeyleri kaçırmaya sebep olabiliyor. Arctic’te de hayatta kalma mücadelesinin neticesini merak ederken, hayatta kalma motivasyonunun insana yaptıracaklarıyla ilgili soru sormayı kaçırabiliyor izleyici. Belki bu yüzden film, bir süreci izletmekle yetiniyor ve zamanın Overgård ile seyirci için aynı hızda akmasını sağlıyor. Aynı rutini defalarca izlemek Overgård’la empati kurulmasına yol açsa da sonuca ulaşmak isteğini -bu filmin sonunun gelmesi isteği de oluyor elbette- arttırıyor. Diyalog çok az olduğundan ikilinin hayatta kalma mücadelesinin sessiz bir tanığı konumuna yerleşiyor izleyici. 

   Sonunu hiç bilmediği bir yolculuğa çıkma kararı alan cesur Overgård’ı canlandıran Mads Mikkelsen’ın performansı film boyunca ve filmden sonra filmin en güçlü unsuru olarak akıllarda kalıyor. Arctic için hayatının en zorlu çekimleri olduğunu söyleyen başarılı oyuncu, bu zorluğun üstesinden hayli iyi gelmiş hatta bu zorluğu performansını arttıracak ve kendisini harekete geçirecek bir unsur olarak kullanmış gibi gözüküyor. 

  Arctic, sonsuzluk hissi uyandıran doğanın hakkını veren kadraj seçimleri ve harika oyunculuk performansı ile ön plana çıkarken bir yandan da farklı bir dramatik dönüm noktası ve climax ile çekilse nasıl olurdu sorusunu sorduruyor. 

İlgi Özdikmenli

İlgi Özdikmenli

1995 yılının Ağustos ayında doğdu. Yaz mevsimine aidiyeti belki de bu yüzden çok fazla. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim okudu, bu sırada Studio Oyuncuları’nda tiyatro eğitimini tamamladı. Uzun zamandır “ne yapmak istiyorsun?” sorusuna “insan hikayeleri anlatmak istiyorum” cevabını veriyor. Bu isteğinden ve sinemanın yeni bir dünya kurabilmesine olan hayranlığından yola çıkarak oyunculukla birlikte yönetmen olma idealini birleştirdi. Yine kendi üniversitesinde sinema yüksek lisansına başlamak üzere. Heykel yapıyor. Tatlıları, kamp yapmayı ve yolda olmayı çok seviyor.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

26 Ekim'de Vizyonda!

Sonraki yazı

Filmekimi 2018: Kings (2017)