Yaklaşık bir yıl önce Erasmus öğrenci değişim programıyla İtalya’nın en ilginç şehri olan Torino’ya yerleştim. Orada ikamet ettiğim sekiz ay boyunca çok güzel anılar yaşadım. Her yanında İtalya’nın tarihinden izler barındıran bu şehrin sokaklarında gezmek bile başlı başına mutluluk sebebiydi. Her sokağında bir sinema filminde oynuyor gibi hissettim kendimi.

Bu listede Torino’nun eşsiz sokaklarının resmedildiği filmleri tanıtmaya çalışacağım. Umarım listedeki filmleri seyrettikten sonra siz de bana hak verirsiniz.

Not: Sıralama kronolojik olarak yapılmıştır.

1- Le amiche (1955, Yön: Michelangelo Antonioni)

Ünlü yazar Cesare Pavese’nin ”Tra donne sole” (Yalnız Kadınlar Arasında) adlı kitabından uyarlanan film, dört farklı kadının bir araya gelip arkadaşlarının ölümünün nedenlerini araştırmasını konu alıyor. L’avventura (1960), La notte (1961) ve Blow-up (1966) filmiyle tanıdığımız Michelangelo Antonioni’nin yönettiği film, Venedik Film Festivali’nde Gümüş Aslan Ödülü’ne layık görüldü.

2- I compagni (1963, Yön: Mario Monicelli)

19. yüzyılın sonlarında bir tekstil atölyesinde çalışan işçiler; sabah 5.30, akşam 8.30 arası mesai yapmaktadır. Bu durum, zamanla işçileri öfkelendirmeye başlar. Şehre gelen aktivist bir lise öğretmeni; bu duruma tanık olur ve insanlara yol gösterir. Gittikçe büyüyen öfke, bir işçi hareketine dönüşür.

3-The Italian Job (1969, Yön: Peter Collinson)

Charlie Croker hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Öldürülen arkadaşından devraldığı milyon dolarlık altın soygunu planını uygulamaya koymak için Torino’ya gelir ve bütün şehrin trafiğini felç ederek soygunu gerçekleştirir. 2003 yılında aynı adla yeniden çekilen film, türünün en başarılı örneklerinden. Ayrıca usta aktör Michael Caine’i izlemek isteyenler için de güzel bir fırsat.

4- Profumo di donna (1974, Yön: Dino Risi)

1992 yılında Scent of a Woman adıyla Amerika’da yeniden çevrilen film; kör bir albayın Torino’dan Napoli’ye doğru yaptığı yolculuğunda, kokusu sayesinde tanıştığı bir kadınla başlayan ilişkisini konu ediniyor. Film, 1976’da iki dalda Oscar adaylığı kazandı.

5- Cosi ridevano (1998, Yön: Gianni Amelio)

50’li yıllarda Sicilya’dan Torino’ya göç eden iki kardeş, yeni bir hayata başlarlar. Kardeşlerden biri üniversitede okumakta, diğeri de okuyan kardeşi için çalışmaktadır. Fakat bir süre sonra üniversitede okuyan küçük kardeş okumak istemez ve ortadan kaybolur. Bu durum büyük kardeşi hayal kırıklığına uğratır. Fakat yine de onu beklemeye devam eder. Film, 1998 yılında Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kazandı.

6- Non ho sonno (2001, Yön: Dario Argento)

İtalyan sinemasının kendine has yönetmenlerinden Dario Argento’nun yönettiği film; bir seri katil soruşturmasının, benzer cinayetlerin yeniden işlenmesi üzerine yıllar sonra tekrar açılmasını konu ediniyor. ”Giallo” (İtalyan edebiyatında ve sinemasında gerilim türüne verilen genel ad) türünün başarılı örneklerinden olan film, Bergman filmlerinin başarılı oyuncusu Max von Sydow’u izleme şansı veriyor bizlere.

7- Heaven (2001, Yön: Tom Tykwer)

Genç bir İtalyan polisi (Giovanni Ribisi) ile cinayet şüphesiyle tutuklanan bir İngilizce öğretmeninin (Cate Blanchett) sorgu sırasında yaşamaya başladığı aşkı konu alan film, Kieslowski’nin ölmeden önce tasarladığı Heaven, Hell, Purgatory üçlemesinin ilk ayağı. Filmin yönetmeni ise Lola rennt (1998) ile tanıdığımız Tom Tykwer.

8- La meglio gioventu (2003, Yön: Marco Tullio Giordana)

Sıradan bir İtalyan ailesine mensup olan iki kardeş Matteo ve Nicola’nın hayatlarının 1960’lardan 2000’lere kadar olan kısmının anlatıldığı film, hem iki kardeşin hem de bir ülkenin kırk yıllık geçmişine ayna tutuyor. Ayrıca film Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard ödülüne de layık görüldü.

Müjdat Çetin

Müjdat Çetin

1994 yılının bitmesine bir gün kala Silivri'de doğdu. Lisede tiyatroda oynarken filmlere merak saldı. Bulduğu her filmi izledi ve sinemayla çok acayip bir gönül bağı kurdu. Bu sebeple hukuk okumasını isteyen ailesini umursamayarak, Marmara Üniversitesi'nde sinema okumaya başladı. Sinema okumaya başladığı andan itibaren, yazı yazmanın çok büyüleyici bir şey olduğunu fark etti ve son birkaç yıldır iyi veya kötü her şeyi yazıverdi bir yerlere. Şu anda hâlâ sinema okuyor ve hâlâ yazı yazmaya çalışıyor. El yazısı berbat olsa da.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Filmekimi 2015 İzlenimleri - Kuzeyden Esen Sıcak Rüzgâr: Rams

Sonraki yazı

Geçmişten Günümüze İddialı LGBT Film Afişleri