Bir sinema filmini başarılı kılan çok sayıda etmen vardır. İyi bir yönetmen, iyi bir senarist, iyi bir teknik ekip ve iyi bir oyuncu, bu halkanın en önemli unsurlarını oluşturur. Fakat bir filmin albenisi konusunda esaslı belirleyici özne, oynayan baş aktör veya baş aktrisin performansının ve duruşunun seviyesidir.  Al Pacino’nun Godfather‘la (1972), Johny Depp’in Pirates of the Caribbean‘la (2003), Russell Crowe’un da Gladiator‘le (2000) bütünleştiği roller, aktörler üzerinden bu tanıma verilebilecek en güzel örneklerdir. Belirli bir oyunculuk seviyesini aşmış bu gibi aktörlerin, tüm filmleri de hemen hemen ezbere bilinir. Peki, bu aktörlerin, gözlerimizden kaçan, sotede kalmış diye tabir edebileceğimiz filmleri yok mudur?

Biz de bu sorudan yola çıkarak, tüm dünyanın etkilerini istisnasız  kabul edeceği, yaşayan bazı aktörler belirledik. Ve bu efsane aktörlerin oynadığı çok bilinmeyen, bilenlere de duyduğunda, “Aaa bu filmi hatırlıyorum.” dedirten kült filmleri sizlere takdim ettik.

1- Brad Pitt / A River Runs Through It (1992)

1

Hz. İsa’nın havarilerinin öğretilerinden bir aktarım şekli olarak yorumlanan presbiteryenlik; filmdeki papaz baba vasıtasıyla ailenin inanç temelini oluşturan ana unsurdur. Baba, balıkçılığın havariler tarafından öğretilen bir zanaat olması hasebiyle, çocuklarının tüm eğitimini bu rahleden geçirecektir. Çünkü, iki cihanda da güzel olan şeyler zarafete bağlıdır. Zarafetin yolu ise sanattan geçer. Fakat ailevi ilişkilerin sekteye uğrayarak iki erkek kardeşin kendi yollarını çizeceği zaman, tüm bu öğretilerin gerçek hayatta kendini ne derece göstereceği belli değildir. Brad Pitt’in dramatik oyunculukla karşımıza ilk kez çıktığı ve  kariyerindeki hafif serseri rollerinin temeli sayabileceğimiz bir iş olması nedeniyle, göz atılması gereken bir filmdir A River Runs Through It. Ayrıca kalburüstü oyunculardan Robert Redford’un Quiz Show (1994) ve Horse Whisperer (1998) gibi kültleşmiş filmlerinin öncesinde çektiği ve yönetmenlikte de kalıcı olacağının sinyalini verdiği bu film; en iyi görüntü yönetmenliği dalında Oscar ödülünü kazanmış, en iyi uyarlama senaryo dalında da aday gösterilmiştir.

 

2- Johnny Depp / Dead Man (1995)

2

Amerikan bağımsız sinemasının deha, bohem ve her daim muhalif yönetmeni Jim Jarmusch vizöründen Johnny Depp’i izlemek istemez miydiniz ? Dead Man; Johnny Depp’in Tim Burton ile hararetli ve hızlı bir dalışa geçtiği ana akım Hollywood dünyasından bir anlık sıyrılırak, alternatif bir Western dünyasının içinde, sakin bir oyunculuk çıkardığı ender işlerdendir. Blake ve Nobody gibi ilginç iki karakterin deruni sohbetleriyle gelişen yol arkadaşlığı hikâyesi süresince sizler bu filmde hiçbir şey olmadığını düşünürken, hikâyenin sonunda aslında çok şeyden etkilendiğinizi hissetmiş olursunuz. Ayrıca bonus bir Iggy Pop oyunculuğu da yanında cabası.

 

3- George Clooney / From Dusk Till Dawn (1996)

3

Jön George Clooney’nin, TV ve B Movie dünyasından, Hollywood’a sağlam bir geçiş yaptığı, aynı zamanda da ilk Tarantino-Rodriguez ortaklığının baş gösterdiği filmi görmektesiniz. Görev dağılımında kalem Tarantino’ya, kamera ise Rodriguez’e düşmüş; Salma Hayek ise ucuz Meksika dizilerinden Desparado (1995) ile kurtarıldıktan sonra, ‘‘Bu işte ben de varım!“ demiştir. Süper ikilinin, iki farklı film türünü aynı yapımda denediği bir iş olması nedeniyle From Dusk Till Dawn, yer yer “Ben şimdi ne izliyorum ki?” diyebileceğiniz, yer yer de Salma Hayek dansıyla kendinize geleceğiniz deli ruhlu bir Meksika yansımasıdır.

 

4- Russell Crowe / Proof (1991)

4

Kariyerine müzikle başlayıp oyunculukla devam ederek Avustralya Tv dünyasında tanınır bir hâle gelen Russell Crowe’u, Amerika’yla tanıştıran ilk sinema filmidir.  Hugo Weaving’in oynadığı doğuştan görme engelli bir fotoğraf tutkunu karakterin hezeyanlarıyla gelişen hikâye örgüsü, Cannes’da ve Chicago’da aldığı ödüllerle, Russell Crowe’un  başarılı bir kariyer açılışı yapabilmesine olanak sağlamıştır.

 

5- Tom Hanks / A Leauge of Their Own (1992)

5

Tom Hanks, kendisini meşhur eden Big (1988) filminin ünlü kadın yönetmeni Penny Marshall’la son bir kez daha buluşarak, popcorn sinema yıldızlığından bu filmle istifa etmiştir. Bundan sonra Tom Hanks, Philadelphia (1993) gibi ciddi filmlere terfi edecektir. A Leauge of Their Own konusuyla, gerektiğinde kadınların, erkek dünyasıyla alakalı işlerde de  en az onlar kadar, hatta belki de daha fazla iz bırakabilecekleri düşüncesinin beyazperdede vücud bulmuş hâlidir. Madonna ve Geena Davis gibi döneminin en etkili kadın figürlerinin olduğu bir filmde bile Tom Hanks oyunculuğu ile “Ben de buradayım.” demiştir. Hatta filmdeki rolü için 15 kilo alarak, modern oyunculuk kavramlarından “fiziksel değişim” noktasında yeni bir başlık açmıştır. Film, döneminin en başarılı popcorn sineması örneklerindendir.

 

6- Al Pacino / Dog Day Afternoon (1975)

6

Al Pacino, oynadığı karakterler üzerinden yaratılan imajları kendisine vurulmuş bir pranga gören, seyircisini her daim ters köşeye yatıran, başka bir gezegenin oyuncusudur. Michael Corleone ve Serpico karakterleri ile Hollywood’un en sert abisi olduğu 70’lerde, banka soyguncusu bir biseksüeli canlandırmak buna verilebilecek en çarpıcı örnek olabilir. Nitekim, film inanılmaz diyalogları ve Oscar alan özgün senaryosuyla 1975 yılına damga vuran işlerden biri olmuştur. Al Pacino her zaman zirvede olacağını, buradaki rolüyle tescillemiştir.

 

7- Robert De Niro / The King of Comedy (1982)

7

Komedi türü dendiğinde herhâlde aklınıza Woody Allen, Charlie Chaplin, Jim Carrey hatta kara mizahıyla Tim Burton gibi yönetmenler ve oyuncular gelir. Peki, suç/gizem sineması türünün unutulmaz yönetmeni Martin Scorsese’nin belki de ilk ve son defa yönettiği bir komedi yapımı olduğunu, üstüne filmin başrolünde de dönemin Al Pacino’dan sonraki ikinci sert abisi Robert De Niro’nun oynadığını söylesek ne düşünürdünüz? Hemen ben cevaplayayım; muhteşem bir Muhsin Bey (1987) parodisi görürdünüz. Belki de üstad Yavuz Turgul bu filmden etkilenmiş bile olabilir.

 

8- Denzel Washington / Cry Freedom (1987)

8

 Denzel Washington’un, siyahilerin eşitlik mücadelesini anlattığı iki önemli rolünden biri olan bu film, sinema tarihinde önemli bir noktada duruyor. Bir diğer filmi ise hepimizin hatırına kolayca gelecek olan Malcolm X (1992). Steve Bisco karakteri ile Güney Afrika’da var olan ırkçı müdahalelere kafa tutan rolü, gerçek tarihin de bir aynası. Aynı zamanda kendisine, Altın Küre ve Oscar adaylığı getiren ilk performansı  olması nedeniyle kaçırılmaması gereken bir yapıt.

 

9- Tom Cruise / Born on the Fourth of July (1989)

9

1989 yılının Oscar ve Altın Küre ödüllerine izini bırakmış bir Oliver Stone filmi olan Born on the Fourth of July, Tom Cruise’a da ilk heykelciğini kazandırmıştır. Amerikan savaş politikalarına her daim kafa tutmaya çalışan Oliver Stone, Tom Cruise’un canlandırdığı Vietnam gazisi karakteri ile, milliyetçi Amerikan toplumu üzerinden dönem hükümetlerini topa tutmuştur.  Film, adından da anlaşılacağı üzere tüm esprisini Amerika’nın Bağımsızlık Günü’nden almıştır. Tom Cruise’un en sıra dışı rollerinden birini izlemek isterseniz, mutlaka tavsiye edilir.

 

10- Christian Bale / Velvet Goldmine (1998)

10

Yakın zamanlarda aramızdan ayrılan David Bowie’nin Velvet Goldmine şarkısından yola çıkan bir glam rock hikâyesi var karşımızda. Yayınlandığı tarihlerde büyük bir etki uyandırarak, toplumsal tartışmalara yol açan film; sex & drugs & rocknroll dünyasının müthiş bir tasviri. Film, inanılmaz kostümleri ve eşsiz sanat yönetimi ile Oscar ve BAFTA gibi birçok ödüle aday gösterilmiştir. Christian Bale’in, günümüz kendi tipolojisinin çok dışında yarattığı bir karakterle karşımıza çıktığı filmde; David Bowie, Brian Molko, Iggy Pop gibi karakterlerin iç dünyalarını daha yakından anlayabileceğiniz, etkileyici bir yapım izleyeceksiniz.

 

11-  Leonardo DiCaprio / What’s Eating Gilbert Grape (1993)

11

Belki Türk izleyicisi onu, Titanic‘teki (1997) yakışıklılığıyla tanıdı. Fakat babyface Leonardo, özürlü kardeş rolüyle tarihte Oscar’a yardımcı oyuncu dalında aday gösterilen en genç oyunculardan biri olma şerefine What’s Eating Gilbert Grape ile çoktan erişmişti. Hem de henüz 18 yaşındayken. Iñárritu önderliğinde bu sene son bulmasını umduğumuz Oscar heykelciği ızdırabında, kendisinin çok ünlü Oscar hikâyesinin en başına gitmek istiyorsanız, bu filmi kaçırmayın deriz. Hem de Johnny Depp’in, küçük Leonardo’nun abisi rolünde olduğunu hatırlatarak.

 

12- Matt Damon / Rounders (1998)

12

Rounders, Matt Damon’un Saving Private Ryan (1998) ve Good Will Hunting (1998) gibi genç yaşta kariyer zirvesi yaptığı iki filmiyle aynı döneme denk gelmesinden dolayı, hak ettiği ilgiye mazhar olamayıp arada kaynayan bir filmi olmuştur. Senaryosuyla, kâğıt oyunlarından hiç anlamayan insanı pokere başlatacak kıvamdadır adeta. Bize de Edward Norton ve John Malkovich gibi iki önemli oyuncuya sahip böyle bir yapımı sunmamak yakışmazdı.

 

13- Kevin Costner / Silverado (1985)

13

Klasik bir western filmi olan Silverado’nun konusu; birbirinden farklı 4 silahşörün, kasabanın üstüne çökmüş kötü şerifle mücadeleleri üzerinedir. Ama ilginizi çekecek esas nokta ise Kevin Costner’ın ilk ciddi başrolünü sergiliyor olmasıdır. Diğer rollerde de, sinemalarda bir daha kovboy olarak göremeyeceğiniz Kevin Kleine, Danny Glover oyunculukları bulunur. Filmin Oscar adaylı müziklerini de yabana atmamak gerekir.

 

14- Anthony Hopkins / 84 Charing Cross Road ( 1987 )

14

“Ah nerede o eski aşklar, o eski âdap.” dedirten ve edebiyat düşkünlerinin çok seveceği türden duygusal bir dramadır bu film. Nazım’ın Piraye’ye mektupları kıvamında ilerleyen hikâye, Hannibal amcamız Anthony Hopkins’in yakışıklı ve karizmatik olduğu orta yaş sonlarına denk gelir.  Ayrıca kendisini görebileceğimiz ender romantik drama rollerinden de biridir.

 

Bonus: Daniel Day-Lewis / My Left Foot: The Story of Christy Brown ( 1989 )

MY LEFT FOOT DANIEL DAY-LEWIS as Christy Brown, RUTH MCCABE

 

Gençlik döneminden sonra hep çirkin adamları oynayan Daniel Day-Lewis, aslında çok güzel bir adamdır. Bu yüzden, dünya sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri olan kendisini, oynadığı karakterlere bakmaksızın, bu güzel adamlarla anmamak olmazdı. Bu filmde, sadece sol ayağını kullanarak mucizeler yaratan felçli bir genç karakterini canlandıran Daniel Day-Lewis; ilk Oscar  heykelciğine sahip olmuştur. Sonrasında ise zaten kimseler onu tutamamış, 5-6 yılda bir günyüzüne çıktığı filmlerle yeryüzündeki bütün ödülleri silip süpürmüştür.

 

Alpaslan Paşaoğlu

Alpaslan Paşaoğlu

Alpaslan Paşaoğlu

27 Şubat 1987 yılında Söke'de doğdu, Bodrum'da büyüdü. Lisenin son sınıfında Ankara'da bulundu, Üniversite bitirmişliği var. Hatta İtalya'da 'yüksek'ten düşüş denemeleri de mevcut. Fakat uzun yıllardır konargöçer bir Egeli olarak İstanbul'da yaşamakta. Muhabirlik, ticaret, beyaz yaka, kreatif yazarlık gibi birbirinden alakasız şeylerle uğraştığından çoklu meslek bozukluğu gösterdiği söylenebilir. Hayatında değişmeyen şeyler; Parliament Sinema Klubünün kendisine musallat ettiği film sevdası, okumak, yazmak, dere-tepe seyahat ve ilk tutkusu basketbol. Lise döneminden bu yana çeşitli mecralarda kısa film, reklam, animasyon senaryoları, blog ve dergi yazıları gibi çalışmaları bulunuyor. Özetle esnaf ruhlu yazar adayı.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Nefs Gıdıklayan Film: İftarlık Gazoz - Yüksel Aksu İle Söyleşi

Sonraki yazı

Tahtacı Fatma (1979)