Şero’yu, 1996 yılında Bülent Üstün’ün kaleminden L-Manyak’a dökülmesiyle tanıdık. Mahallenin abisi, delikanlısı, köpeklerin korkulu rüyası Kötü Kedi Şerafettin, 5 Şubat’ta vizyona girdi. 10 yıldır üzerinden çalışılan filmin hikâyesini, yönetmenleri Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal anlattı.

 

Kötü Kedi Şerafettin’in dergiden sinemaya aktarılması uzun süredir gündemdeydi. Fakat bu geçiş uzun sürdü. Süreç neden uzadı, bu süreçte neler yaşandı?

YÖNETMEN MEHMET KURTULUŞ: Her şey, Bülent Üstün’ü ikna etmekle başladı. 10 sene önce onun için iki tane teaser yaptık. Bülent, bunları görünce ikna oldu. Ondan sonra sektörü ikna etmeye çalıştık ama beceremedik. O zamana göre bütçe çok yüksekti. Ülkede kriz de yaşanınca, proje bir süre uykuya daldı. Yaklaşık 5 sene önce, projeyi Bülent’le tekrar canlandırıp senaryoyu yazmaya başladık. Aslında senaryoyu, Kötü Kedi Şerafettin’in külliyatındaki 4 tane hikâyeden uyarladık. Daha sonra bu hikâyeleri sinemasallaştırmaya çalışırken Levent Kazak projeye dahil oldu.Çok meşakkatli oldu ama iyi oldu.

YÖNETMEN AYŞE ÜNAL: İyi oldu, güzel oldu.

Ülkemizde, 25-45 yaş aralığındaki insanlar, Şero’nun büyük hayranlarından ama genç nesil çok fazla Kötü Kedi’yi tanımıyor. Burada iki tane sorun var. Birincisi, 25-45 yaş aralığının animasyona gitme gibi bir alışkanlığı yok, ikincisi, animasyon seven kuşağın ise Kötü Kedi Şerafettin’den haberi yok. Film, bu problemleri nasıl aşacak?

M.K.: Problemden öte, aslında bizim amacımız buydu. Biz bunu problem değil, alınabilecek iyi bir risk olduğunu düşündük. Yetişkinlere animasyon film yapmanın, daha kült bir film ortaya çıkarmanın, fark yaratacağını düşündük, o yüzden çıktık yola. Elbette risk ama karşılığı olabilecek bir risk. Araştırmalarla, istatistiklerle konuşmak istemiyorum, öyle bir şey değil bu. Bir inancımız var; insanlar Kötü Kedi Şerafettin’i sevecekler. Çünkü onda sokaktan, samimi, harbici bir şey var.

Filmin seslendirme kadrosu oldukça güçlü. Seslendirme ekibini nasıl ikna ettiniz? Uğur Yücel’in sesi, Şero’ya tam oturmuş. Seslendirmenin şöyle bir sıkıntısı var; herkes Kötü Kedi Şerafettin’i okurken kendi kendine seslendirme yaptığı için hepsinin kafasında oluşturduğu bir Şero sesi var. O yüzden,Şero’nun sesini oturtmak çok zor. İnsanlar, “Bu benim Şerafettin’im değil.” diyebilirlerdi. Soruma ek olarak, kadrodaki isimlere nasıl karar verdiniz?

A.Ü.: Seslendirme ekibini oluşturmak için çalışmaya başladık, listeler yaptık. Çok şanslıyız, genellikle en istediğimiz insanlarla çalışmayı başardık. Onda da en doğru yöntem göstermek oldu. Yekta Kopan hariç, seslendirmeyi yapanların hepsi oyuncu. Biz de tercih ederken “Oyuncu olsunlar da o karakterlere bir ruh üflesinler.” istiyorduk. Bunu, onlara anlattık. İkna olmayanlara kendi seslerini, başka filmlerden, dizilerden repliklerini kesip o karakterlerle animasyonunu yapıp yolladık, “Bakın çok güzel oluyor.” diye. İkna oldular.

Filmde, doksanlı yılların Taksim’i var. Doksanlı yılları yaratmanızdaki neden, Kötü Kedi’nin doğduğu yıllar olması mı, geçmişe olan özlem mi?

A.Ü.: Bilinçli bir özlem yok ama doksanlı yıllarda Cihangir, ilginç bir yerdi. Farklı kültürlerin iç içe geçtiği, mahalle havasının olduğu bir mekândı. Biraz da animasyona teşne bir yerdi. Belki bu durum, bizi biraz gaza getirmiş olabilir.

M.K: Bir de şöyle bir şey var; sonuçta Şerafettin mahalle kedisi, mahallenin delikanlısı. Hikâye, mahallenin etrafında şekilleniyor, bu da Şero’yu acayip samimi, sıcak, bizden biri yapıyor. O yüzden, doksanlı yılların yaratılması, kaçırılacak bir şey değildi.

Şerafettin, aslında mahalledeki çeşmenin önünde oturan abilere benziyor. Herkes, onlardan korkar ama bir yandan da sever, hürmet eder. Sosyolojik çıkarımlar yapabileceğimiz de bir film bu, öyle değil mi?

M.K.: Uğur Yücel, buna çok güzel cevap verdi. Şerafettin kötü, ama hepimizden daha kötü değil. Tamam, içinde kötü bir taraf var ama en yakın arkadaşı bir fare. Kedi olmasına rağmen en yakın arkadaşı bir fare! Muhabbetçi, arkadaşlarını koruyor. Bir delikanlılık raconu varsa, Şerafettin onun kitabını yazar, orası kesin. Ayrıca, Şerafettin’i kişileştirirken biraz mahalle kültüründen, biraz tribünden, oralardan bir şeyler arayıp bulduk ve çıkarttık.

A.Ü.: Şerafettin, aslında Cihangirli, şehirli bir kedi, Tonguç da entelektüel olmaya çalışan birisi. Peki, bu adam nereden çıktı? Uğur Yücel geldiğinde onu konuşuyorduk. Uğur Yücel, tak diye üstüne bastı. “Fanatik Beşiktaşlı tribün abileri vardır. Şehirlidirler ama bir yandan da böyle çok delikanlı bir yanları vardır.” dedi. Gerçekten de Kötü Kedi, tam da Uğur Yücel’in anlattığı gibi bir karakter.

M.K.: Bu abiler, gerektiği zaman fırçayı koyarlar ya “Öyle davranmayacaksın, böyle davranacaksın.” diye ama bir kollama durumları da vardır. Uğur Yücel’in Şerafettin tespiti, tam da Şerafettin’i anlatan bir tespitti.

 

Yurtdışında da “BadCat” ismiyle vizyona girecek. Şero, Türkiye’den yurtdışına pazarladığımız ilk film olacak. Bu süreç nasıl gelişti? Bir de Kötü Kedi, Garfield’a asıl kedinin kim olduğunu gösterecek mi?

A.Ü.: Garfield için henüz bir şey düşünmedik ama olabilir, neden olmasın. 🙂

Film, geçen sene Berlin’de markete gittiğinde, bizim uluslararası satışımızı yapacak kimse yoktu. Orada insanlarla tanıştık. Altı, yedi tane teklif geldi. Kötü Kedi Şerafettin, onlar için de değişik. Yerine bir şey koyamıyorlar, biraz kafaları karışıyor ama komik buluyorlar. Bir de Şero’yu hemen anlıyorlar. Filmin mizahı çok yerli ama bir yandan da çok evrensel. Hepsi, bir Kötü Kedi tanıyor. Sadece, isminin Şerafettin olduğunu bilmiyorlar, onu da öğrenecekler. Yurt dışı satışımızı yapması için Odin’s Eye diye bir şirketle anlaştık. Elli ülkede vizyona girecek. Almanya’da, Belçika’da ve Avusturya’da gireceği kesinleşti ama diğer ülkelerin daha imzaları atılmadığı için “Şuralarda da girecek.” diye söyleyemiyorum. Onlar da bayağı heyecan yapıyorlar. Hatta ben, daha sonra başka bir fuara gittiğimde “Haaa, sen BadCat’sin.” diye tepki verdiler. O yüzden ümitliyiz, olacak gibi gözüküyor, olmasını da çok istiyoruz.

Gökçe Pekhamarat

Gökçe Pekhamarat

2 Nisan 1987’de İstanbul’da doğdu. İnşaat Mühendisliğiyle başlayan serüvenini sevmedi ve koca koca canavarların olduğu, uçurumlarla dolu patika yollardan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema bölümüne kaçtı. François Truffaut hayranı olan Gökçe, hem sinema yazıları yazıp hem de iyi bir yönetmen olmanın peşinde koşuyor. Birinci hedefi tamamladı, sıra ikincisinde.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Primal Fear (1996)

Sonraki yazı

Masumiyet Müzesi Beyazperdede