Josephine Decker’ın üçüncü uzun metraj filmi olan Madeline’s Madeline, festivalin en özel ve çarpıcı filmlerinden.

On altı yaşında, annesi ve kardeşi ile birlikte yaşayan ve bir performans sanatçısı olan Madeline, karşılaştığı her şeyi eksiksiz bir şekilde canlandırabilecek kadar yetenekli; aynı zamanda karşılaştığı şeylerin “kendi içine girmesine” izin verecek kadar değişime, farklı kimliklerle var olmaya açık bir karakterdir. Madeline’in canlandırmaları deneysel tiyatronun sınırlarını zorlar nitelikte.

Psikiyatrik bir geçmişi de olan Madeline’nin tanısı film boyunca hiç açıklanmasa da bipolar bozukluğa özgü çeşitli davranışlar sergileyerek bazen çok neşeli, mutlu, sevgi dolu bir karakter olurken bazen içine kapanık, öfkeli, çevresindekilere zarar vermeyi tasarlayan “dengeden yoksun” bir kişilik yapısıyla karşımıza çıkıyor.

Babasının yokluğu, arkadaş çevresinde dışlanışı annesi ile oluşturduğu kaygılı bağlanma stilinin yanına ergenliğin gelgitli süreci de eklenince Madeline psikolojik derinliği yüksek bir karakter olarak sahnede boy gösteriyor.

Annesi ile ilgili gördüğü rüyalar, rüyasındaki metaforları hocasıyla birlikte yorumlama şekli üstü kapalı bir şekilde psikanalitik kuramlara göz kırparken, hocası Evangeline’yi film boyunca sık sık bir terapist konumuna sokuyor.

Evangeline ile kurduğu ilişkinin ilerlemesi ile birlikte hocanın ailesine giren Madeline aslında burada kendi kişiliğini tam anlamıyla ortaya koyma imkânı buluyor. Evangeline ile olan ilişkisi sık sık annesi ile olan ilişkisine benziyor ve çelişkili süreç burada da ortaya çıkıyor. Belki de bir türlü ait olamadığı ailenin arayışı Madeline’i saygı ve kıskançlık arasında sıkıştırıyor ve onu tıpkı kendi babası ile birçok açıdan özdeşleştirebileceği Evangeline’nin eşi George’u baştan çıkarmaya sevk ediyor. Aslında bu cinsel atıf da bizi psikanalizin söylemlerini düşünmeye sevk ediyor.

Gerçek ile sanrının sıkça birbirine karıştığı bu film; puslu, bozulmuş görüntüleri ve beklenmedik geçişleriyle seyirciye Madeline’i daha iyi anlama ve dünyayı onun gözünden görme imkânı veriyor.

 

Elif Başak Aslanoğlu

Elif Başak Aslanoğlu

16 Ocak 1998 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünde okuyor. Akademisyen olmak için çabalıyor. Kitaplarını, sinemayı, tiyatroyu, dostlarını, Pink Floyd’u ve midesindeki kelebekleri sever. The Fall izleyerek ölmeyi planlamaktadır.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

71. Cannes Film Festivali'nde Yarışma Filmleri ve Film Seçkisi Belli Oldu!

Sonraki yazı

Keşfetmenin Keyfi hosted by Suzan Güverte