Uzun plan-sekansları, monokrom estetiği ve beyaz perdeye kazıdığı tekinsiz taşra tasvirleriyle sinema tarihinde özgün bir yer edinen efsanevi Macar yönetmen Béla Tarr, 70 yaşında hayatını kaybetti.
Usta yönetmenin vefatı, Macaristan ulusal haber ajansı MTI tarafından, yönetmen Bence Fliegauf’un aile adına yaptığı açıklamaya dayanılarak duyuruldu. Yerel haber sitesi Telex’in aktardığı açıklamada, Béla Tarr’ın uzun ve ağır bir hastalık sürecinin ardından bu sabah erken saatlerde yaşamını yitirdiği bildirildi.
Damnation ve Sátántangó gibi karanlık ve apokaliptik başyapıtlarıyla tanınan, yavaş sinema akımının öncü isimlerinden olan Tarr’ın ölüm haberi, 1997 yılından bu yana üyesi olduğu Avrupa Film Akademisi tarafından da doğrulandı. Akademi, yayımladığı taziye mesajında; yalnızca meslektaşlarının derin saygısını kazanmış bir yönetmeni değil, aynı zamanda dünya genelindeki sinefiller tarafından büyük bir sevgi ve takdirle anılan, güçlü politik duruşuyla sinema tarihinde iz bırakmış müstesna bir sanatçıyı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını ifade etti. Açıklamada ayrıca, kederli ailesinin bu zor ve hassas süreçte basın ve kamuoyunun anlayışına sığındığı, kendilerine yönelik açıklama taleplerinde bulunulmamasını saygıyla rica ettikleri belirtildi.
Béla Tarr’ın Kariyeri
1955 doğumlu Béla Tarr, sinemaya 16 yaşında babasının hediye ettiği kamerayla başladı. Kariyerinin ilk yıllarında Béla Balázs Stüdyosu‘na katıldı ve 1977’de ilk uzun metrajlı filmi Aile Yuvası‘nı çekti. 1988 yapımı Karanlık (Damnation) ise Macaristan’ın ilk bağımsız uzun metrajlı yapımı olarak Berlin Film Festivali’nde izleyiciyle buluştu.
Tarr’ın, 2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar László Krasznahorkai ile kurduğu uzun soluklu ortaklık; Doğu Avrupa’daki toplumsal ve ruhsal dönüşümü yedi saatlik bir anlatıyla ele alan Sátántangó (1994) gibi önemli eserleri beraberinde getirdi. 2011’de Torino Atı ile yönetmenliği bıraktığını açıklayan Tarr, sonraki yıllarda vaktini Avrupa’daki çeşitli akademilerde genç yönetmenlere ders vermeye adadı. 2019’da verdiği bir mülakatta bu kararını, “Yapmak istediğim her şeyi yapmıştım.” diyerek özetledi.
Zamanın akışını ve insan ruhunun derinliklerini siyah-beyaz birer hakikat gibi perdeye işleyen Tarr, geride bıraktığı her kareyle sinemanın yalnızca bir anlatı değil, bir varoluş biçimi olduğunu hatırlatmaya devam edecek.

























