Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Lynne Ramsay ve Morvern Callar

Lynne Ramsay 5 Aralık 1969 doğumlu, Ulusal Film ve Televizyon Okulu (NFTS) mezunu, İskoçyalı bir yönetmen. En çok bilinen filmleri arasında Ratcatcher, Morvern Callar ve Filmekimi”nde gösterime girecek We Need to Talk About Kevin var. Kadın olması -film endüstürisine erkeklerin hakim olduğunu hesaba katalım-, genç olması ve başarılı olması en çok dikkat çeken yönleri ve şimdiden herkes onu geleceğin en iyi yönetmenleri arasında sayıyor.

Lynne aynı zamanda fotoğrafçı da. Belki bu yüzden “an” ı muhteşem bir şekilde yakalıyor ve filmlerinde herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği kareler sunuyor. Küçük dokunuşlarla, basit ama anlamlı detaylarla örülü filmleri bir mesaj verme derdinde değil, daha çok sizi filme çekip mekanı, zamanı, özneleri ve durumu hissetmenizi sağlıyor. Yönetmenin İlk uzun metrajlı filmiRatcather”dan önce çektiği Gasman, Kill the Day ve Small Deaths gibi kısa filmleri de çokça beğenildi ve bir çok ödül aldı.

Morvern ise, yani Morvern Callar, öyle aldığı ödüllerden ve başarılarından bahsedebileceğimiz biri değil. Markette çalışan 20 li yaşlarda bir kadın. Bir Noel gecesi konuk oluyoruz evine. Noel ağacının aydınlattığı loş odasında yerde yatan erkek arkadaşını görüyoruz. İntihar notunda “Doğru olanı yapmak gibi bir şey…” diyor kendini öldürme sebebi olarak. Kız arkadaşından bitmiş bir romanını Morvern Callar ismiyle yayınlamasını istiyor ve bankada da yüklü miktarda para olduğunu yazıyor. Son olarak “Cesur ol. Seni seviyorum” diyor. Ve biz izleyicileri, neden intihar ettiğini hiçbir zaman anlayamayacağımız bir noktada öylece bırakıyor.

Morvern ne yapmalı? Polise mi haber vermeli? Sanırım Morvern gereksiz yere başının ağrımasını istemiyor ve kimseye bu intihardan söz etmiyor. Kafası karışık. Lynne, yani yönetmen, Morvern”in içinde bulunduğu bu durumu bize yansıtmak için onun yüzüne sık sık yakın çekim yapıyor ve böylece Morvern”in penceresinden bakmaya başlıyoruz yaşananlara. Gergin ve düşünceli halini, mantıksız gibi görünen ama belki de mantıklı olan davranışlarını takip ediyor ve yalnızlığını okuyoruz Morvern”in.. Erkek arkadaşının ona özel olarak bıraktığı ve film boyunca walkmaninde ona eşlik eden kasetten dinlediği şarkılar ise bize onun iç dünyasını anlatan müthiş bir araç. Sanki bir kulaklığın biri Morvern”in kulağında diğeri bizde, hafif hafif sallanarak dinliyoruz müzikleri. Onun yalnızlığını en çok hissettiğimiz an ise gürültülü ve karanlık bir diskoda kulağında kulaklıklarla etrafta boş boş bakınarak dolandığı sahne olmalı. Bazıları içinde bulunduğu durum ile iç dünyası arasında büyük bir uçurum olduğunu hisseder çoğu zaman, bazıları ise bu uçurumda kaybolmuştur zaten.

Nihayet Morvern erkek arkadaşının bedenini yok ediyor ve hayat devam ediyor. Ev, iş, arkadaşlar, eğlence… Yaşamın sıcaklığı ölümün soğukluğunu bastırmaz mı zaten hep? Ancak yine de başımıza gelen tatsız olaylar karşısında soğukkanlılığımızı uzun süre korumak mümkün olmayabilir. Morvern”in arada elleri titriyor çünkü. Bu Morvern”in istemsiz de olsa gösterdiği ilk tepki. Film boyunca ne ağladığını ne de bağırdığını göreceğiz.

Bankadaki para çekiliyor ve Morvern ve arkadaşı İspanya”ya tatile çıkıyor. Kaçış belki de, kim bilir? Nereye giderse gitsin ellerini hep toprağın üstünde buluyor, dokunuyor, hissediyor. Doğaya dair herşeyi seviyor, özellikle de solucan ve böcekleri. Ordan oraya savruluyor Morvern, ama her yolun sonunda dönüş hep kendisine, yüzleştiği kişi hep kendisi. Kendi yalnızlığı. Bizim yalnızlığımız. O büyük boşluk içinde ne ölüm ne de başına gelebilecek kötü herhangibir şey umrunda. Her şey olağan, sessiz ve tasasız.

Kaldıkları apart otelde Morvern bir erkekle birlikte oluyor. Sevgilisinin intiharının üzerinden kısa bir süre geçmişken neden böyle yapıyor diyeceksiniz? Neden diye sormayın. Bu filmde “neden” aramayın. Nedeni yok. Hayatta yaptığımız pek çok şeyin de nedeni olmadığı gibi. İlk defa gözlerinin dolduğunu görüyoruz ama Morvern”in. Neden? Nedeni yok…

Elinde kendi adıyla yayınlanmış bir roman için aldığı yüz bin poundluk çek, bavulunda eşyaları tek başına istasyonda bekliyor. Sabahın ilk ışıkları… Kuş cıvıltıları ve havada insanı heyecanlandıran bir başlangıç kokusu var.

Veeee kaset biter, film de biter.

Eğer kendi kendine söylediği yalanlarla ayakta kalabilen, kontrolü dışında gelişen olaylara tahammülü olmayan, hayatı ezbere yaşayan ve sürekli başına gelenlerin nedenlerini sorgulayan biriyseniz bu film size göre değil, izlemeyin.

Yorum yaz