Ben senin tek tanrınım.

Put yapmayacaksın.

Tanrının adını boşuna ağzına almayacaksın.

Sabat günü tatil yapacak, o günü kutsal kılacaksın.

Anne ve babana saygı göstereceksin.

Öldürmeyeceksin.

Zina yapmayacaksın.

Çalmayacaksın.

Yalancı şahitlik yapmayacaksın.

Komşunun malına göz dikmeyecek, kıskanmayacaksın.

 

Bu on emir üzerine kuruludur Tevrat öğretisi. Salt belirli bir dinin yaptırımları değil, insanlığa yöneltilmiş bir erdem çağrısıdır her bir emir. Bu nedenle bu emirler üzerine kurgulanmış olaylar da evrensel bir boyut taşır. Polonyalı yönetmen Krzystof Kieslowski’nin, ülke televizyonu için hazırladığı ve her biri yaklaşık bir saat uzunluğunda olan film dizisi Dekalog da adı üzerinde, “on” emrin dile getirdiğini beyazperdeye taşıyan, birbirinden bağımsız on farklı yapımdır. Serinin çekimleri 1988 ile 1990 yılları arasında tamamlanmıştır; ancak bu kadar kısa sürede hazırlanmasına karşın her bir film, usta bir kurgu ve teknikle Kieslowski’nin sonraki başyapıtlarına temel olmuştur. Nitekim serinin 5. ve 6. filmleri, daha sonra uzatılarak Öldürme Üzerine Bir Film (1988) ve Aşk Üzerine Bir Film (1988) olmak üzere iki uzun metraj film hâline getirilmiş, bu filmler de uluslararası alanda ödüllere layık görülmüştür.

Peki, üzerine sayısız makale yazılan, inceleme yapılan Dekalog serisini bu denli etkileyici ve başarılı kılan nedir? Filmlerin temel dokularına baktığımızda, başta da değindiğimiz gibi hemen her dinin, ideolojinin, politikanın temel ilkeleri olan erdemlerin konu olarak işlenmesi, filmlere “insan”ı ve insanî duyguyu kucaklayan bir üslup kazandırmıştır. Bu süreçte olağanüstülüklerin anlatılmasındansa her şeyin, yaşadığımız sokakların, içinden geçtiğimiz apartman boşluklarının, izlerine nazar ettiğimiz sigara izmaritlerinin etrafında şekillenmesi, yani etrafımızın değil, bizzat içimizin yansıtılması, izleyici olarak bizleri de on emrin sorgu hedefine koymuştur. Böylelikle izlediklerimiz, aslında kendimizle ilgili itiraf edemediğimiz, en kuytuda kalmasına göz yumduğumuz –ve belki öyle kalmasını arzu ettiğimiz- duyguların, dürtülerin ta kendisi, yani baştan sona “biziz”dir.

Seri, “Tanrı’nın on emri” üzerine kurulmasıyla bir taraftan gizemli bir gerilim atmosferine sahipken diğer taraftan bir sanat dalı olarak sinemada farklı teknik yapılara örnek teşkil etmektedir. Bu anlamda seri, hem sinema sanatını anlamak hem de bir din öğretisinin nasıl evrensel bir boyuta taşınabileceğini görebilmek için kuşkusuz, bir Kieslowski klasiği niteliğindedir. Hazırladığımız Dekalog serisi listesinde bu on klasik yapıma daha yakından bakacak, Kieslowski’nin bizleri davet ettiği sorgu yolunda yürüyeceğiz.

Rabia Elif Özcan

Rabia Elif Özcan

1995 yılının temmuz ayında, Konya’da doğdu. Bir elinde kalem, bir elinde kitap; okuyarak ve yazarak büyüdü. Ömrüne kelimelerden bir yol çizmek üzere 2014’te Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne başladı. Yürürken, yerken, yaşarken okudu; kelimeleri nefes gibi tüketti, bir bir içindeki mürekkebe doldurdu. Ve gün geldi, bir film şeridinin üzerinde, mürekkep akmaya başladı.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz: United We Stand

Sonraki yazı

Jim Jarmusch’un Yeni Filmi ‘’The Dead Don’t Die’’ Oyuncu Kadrosu ile Dikkat Çekiyor