“Bu benim yurdum

                                                                                                                                            Ve benim Timbuktum…

                                                                                                                                                 Çocuklar yas tutuyor

                                                                                                                                                             Ve acı çekiyor

                                                                                                                                   Burası sevginin, samimiyetin

                                                                                                                                                    Ve asaletin toprağı

                                                                                                                                                           Öyleyse söyleyin bana,

                                                                                                                                                       Çocuklar neden ağlıyor?

                                                                                                                                                    Adaletsizlik, şiddet

                                                                                                                                 Ve gelecek korkusu yüzünden

                                                                                                                     Ağlamayı bırakın, benim Timbuktum

                                                                                                                                                   Hep burada olacak”

 

Dini duygular; yüzlerce yıldır, dünyada birtakım çıkar grupları ve otoriteler tarafından halkın üzerinde bir baskı ve kontrol aracı olarak kullanılmıştır. Doğru olandan saptırılan öğretiler ile din; halkı uyuşturan, sindiren ve insanları her türlü baskıya boyun eğen, kolay yönlendirilebilen kitleler durumuna getirmiştir. Bir bakarsınız ki, bu yöntemle bazen işlerine gelmeyen gerçekleri saklarlar; Ortaçağ Avrupa Katolik Kilisesi ve Engizisyon mahkemeleri gibi… Bir bakarsınız ki, bazen savaşı ve katliamı meşru hâle getirmeye çalışırlar; Haçlı Seferleri gibi, İsrail’de katliam fetvası veren hahamlar gibi… Şimdi de, dinin halkı yönetme aracı olarak kullanıldığı bir başka manzaraya bakalım… Afrika’da bir kent burası: Timbuktu.

Moritanyalı yönetmen Abdurrahmane Sissako imzalı Timbuktu (2014), Fransa’nın Oscar Ödülleri olarak bilinen Cesar Film Festivali’nde yedi ödülün sahibi oldu. Timbuktu, bir zamanlar Afrika’da İslam’ın yayılmasında etkili olan önemli bir kültürel merkezdi. Farklı inançlara sahip insanların birlikte kardeşçe yaşadığı bu yerde, artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Eski ahit bozulmuş, tahammülsüzlük tüm inançlara zarar vermiş, totaliter rejimin uyguladığı şiddet ve baskının, radikal grupların kendince yorumladığı bir şeriat sisteminin kıskacında kalmıştır.

Şeriatçı grup, halkın yaşantısına kısıtlamalar getirir. Müzik âleti çalmayı, sigara içmeyi, top oynamayı vs. yasaklar. Kadınlar peçe ve eldiven takmaya zorlanır. Tüm yasaklara sadece kadınlar karşı koyar. Filmin en dikkat çekici yanı ise bu kadar radikal bir grubun olduğu bir yerde halkın silahla değil de sadece sessizlikleriyle isyan etmesidir. Filmde deli olarak resmedilen ve renkli giysilerle, elinde horozuyla sürekli dolaşan, isyancıları hiç önemsemeyen bir kadın Zabou, adeta farklı renkleriyle bir sembol olarak karşımıza çıkar. Toplumsal hayatı zorlaştıransa radikal gruplardır… Oysaki hadiste “Kolaylaştırın, zorlamayın; sevdirin, nefret ettirmeyin” denir. Zaten Müslüman bir ülkeye şeriat getirmeye çalışmak; içinde kendi trajikomikliğini barındırır.

Filmin bir sahnesinde gençler, hayali bir topla çift kale maç yaparlar. Bu sahneyle yönetmen; “Yasaklarla insanların bedenlerini tutsak edebilirsiniz ancak düşüncelerine, hayallerine ve ruhlarına zincir vuramazsınız.” sözünün altını çizer. Film; kamaranın çöldeki bir ceylanı takibiyle başlar, sonrasında silâh sesleri duyulur. Bir pikap üzerindeki şeriatçı gruptur ceylanın peşindeki. Bu sahne insanın merhamet duygusunu tahriş eder. Ceylan; âdeta masum ve ezilen halkın timsalidir.

Yönetmen filmde genel kamara açılarını cömertçe kullanır. Köye doğru kayan kamera bizi; çölde geleneksel Afrika çadırında yaşayan göçebe bir ailenin üyeleri Kidane, eşi Satima ve kızları Toya’ya gösterir. Kidane’nin ailesinin düzeni, ineklerinden birinin gölde su içerken Amadou’nun balık ağlarına takılması ve Amadou’nun bu ineği öldürmesiyle bozulur. Kidane, öldürülen ineği için Amadou’yla gölün içinde kavga eder. Sonrasında yanlışlıkla patlayan silahla Amadou’yu öldürür. Şeriatçıların kendilerince uyguladıkları kurallara göre Kidane’ye ölüm cezası verilir. Toya; babasına doğru koşar. Çaresiz bir ceylanın kaçışıyla başlayan film, babasız kalan masum kız çocuğunun koşuşuyla sona erer. Değişmeyen yazgıları içinde iki masum varlıktır onlar…

 

Halil Dusak

Fil'm Hafızası

Fil'm Hafızası

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Elif Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Elif
Ziyaretçi
Elif

Bu yazı için teşekkürler filmi güzel özetlemiş güncel konulara dikkat çekmişsiniz.
Özellikle 21. yüzyılda dahi ezilmeye çalışılan kadınların güçlü kararlı tutumuna dikkat çekmeniz hoşuma gitti.

“Yasaklarla insanların bedenlerini tutsak edebilirsiniz ancak düşüncelerine, hayallerine ve ruhlarına zincir vuramazsınız.” sözünü burada vurgulamanız nokta atışı olmuş.

Önceki yazı

Boğaziçi Film Festivali 2018: The Old Man & the Gun (2018)

Sonraki yazı

"Kundura Sinema" Seyircisiyle Buluşmaya Hazırlanıyor