Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Spırıted Away: Ruhların Kaçışı (2001)

Ruhlarınız, güneş batıp eğlence parkı ışıklarını söndürdüğünde Yubaba’nın gece hamamında yıkanmaya hazır olsun: Miyazaki’den ruhlar sofrasına tren bileti var. Oraya vardığınızda karşınıza iki seçenek çıkacak, ya açgözlülükle domuza dönüşecek ya da Yubaba’nın kapitalist düzeninde piyonluğunuzun kaderini kendiniz kıracaksınız.

Küçük bir kız çocuğunun ailesini kurtarma macerası için bunlar belki de iddialı sözler. 30,8 milyar yen kazancıyla Japonya’da en fazla gişeye sahip olan Spirited Away (2001), en iyi Japon animasyonu olarak anılsa da “çocuklara hitap eden bir çizgi film” için fazla korkutucu karakterler içerdiğine ve kafa karıştırdığına dair negatif eleştirileriyle de konuşulmaya devam ediyor. Bu noktada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmekte fayda var. Deniz üzerinde tren yolculuklarının yapıldığı, Noh maskesinin ortalarda dolaştığı, 8 milyon Shinto ruhunun bir araya geldiği bu hikâye, tek bir olay etrafında dönen çocuk odaklı bir çizgi filmin çok ötesinde. 2000’lerde Yubaba’nın yüzünü aklınıza kazıyan Spirited Away’i yıllar sonra tekrar izlediğinizde, filmin Japon mitolojisiyle birleşen detaylarından yeni ve farklı tatlar almamanız neredeyse imkânsız. 

“Biriyle bir kez tanıştın mı onu asla tamamen unutmazsın. Sadece, bazen anıların geri gelmesi biraz zaman alır, o kadar.”

Yönetmeni Hayao Miyazaki’ye, “Altın Ayı” ve “En İyi Animasyon” dalında Oscar kazandıran Spirited Away, Japonların dini inancı Shinto’dan esinlenilmiş, bol katmanlı bir kurgudan oluşuyor. Shinto’ya göre, gözle görülen veya görülemeyen her şeyin bir ruhu var. Temel olarak bu inancı vurgulayan film boyunca, dünyadaki canlı veya cansız nesneleri sembolize eden tüm ruhların, Yubaba’nın lüks hizmetleriyle göz boyayan gece hamamına dinlenmeye geldiğine şahit oluyoruz. Parası olanın daha iyi hizmet aldığı ruhlar hamamı; hiyerarşik kat düzeneğinden işçi-patron vurgusuna, çalışanlarının ismini ve dolayısıyla kimliğini çalan hamam sahibinden bodrum katında kömür taşıyan karakurumlara ve çocuk işçilere kadar her detayıyla kapital düzeni açıkça ortaya koyuyor.

Hikâyenin geçtiği yerin özellikle bir hamam olarak belirlenmesinin de bir tesadüften fazlası olduğunu düşünüyorum. Filmlerinde dünyanın gittiği düzenden, yapılan evrensel hatalardan ve doğanın katlinden dem vuran Miyazaki, Spirited Away’de “ruhların arındırılması” temasını hayal gücü sınırlarını aşan bir diyarda, “ruhların gerçek anlamda temizlenmesi” ironisiyle işlemeyi tercih etmiş olabilir. Kirletildiği için dev bir balçığa dönüşen ve kimsenin katlanamadığı bir pislik yığını haline gelen Nehir Tanrısı’nın temizlenmek için hamama gelmesi de Miyazaki’nin özden ve doğadan kopuşa bulunduğu atıflardan biri olarak yorumlanabilir. 

Anlatılan macerada, normal bir işleyiş içerisinde trajik unsurlarla karşılaşan Chihiro’nun korkak bir kızdan cesur bir kahramana evrilen karakter gelişimi sonucu nihai mutluluğa ulaşması, akıllara eski çağ efsanelerini ve mitolojik hikâyeleri getiriyor. Chihiro’nun saf dürüstlüğü ve cesareti Yunan mitolojisini andırırken şekil değiştiren varlıklar ve insan-hayvan dönüşümleri Japon mitolojisini çağrıştırıyor.

Her karakterin kendince gizli bir toplumsal kimliği yücelttiği filmde, kültür ve politik düzen imaları da ayrıca dikkatleri üzerine toplayan temalardan. Örümceğimsi bir karakter olan kazan ustası Kamaji, mevcut düzende talepleri yerine getirebilmek için durmadan, sekiz koluyla çalıştığı bir rutini devam ettirirken onun himayesinde olan karakurumlar, endişeli ve isyana hazır tavırlarıyla çalışan sınıfı simgeliyor. Ayrıca karakurumların çiziminde siyah rengin tercih edilmiş olması da ırksal bir detaya dikkat çekiyor olabilir.

İşçi sınıfının zıt kutbunda da gökyüzüne yakın lüks dairesinde para sayan, çalışanlarına sihirle kendi isimlerini unutturan ve böylece herkesi kendi otoritesine uygun “tek” bir düzen altında toplayan, cezalandırmak istediklerini domuza dönüştürüp yiyebilecek ölçüde yetkiye sahip Yubaba var. Yubaba’nın Zaniba isminde ona göre daha merhametli ve iyi kalpli bir ikizinin olması, iyiyle kötü arasındaki çizgiyi belirginleştirirken her kötünün bir iyilikle, yani her şeyin zıttıyla var olabileceği felsefesini de vurguluyor.

Yubaba, hamama yolu düşen insanları domuza dönüştürmesini “açgözlülüğün cezalandırılması” olarak açıklasa da kendisinin ve bebeğinin ekstrem boyutları ve talepkâr tavırları kapitalizmin tezat örüntüsünü örnekliyor. Film boyunca, Yubaba’nın tek değer verdiği varlığın bebeği Boh olduğunu düşünüyoruz ancak Boh şekil değiştirdiğinde Yubaba onu tanımıyor bile. Maddesel dünyada gerçek duygulara yer olmadığını anne-çocuk ilişkisiyle açıklayan Miyazaki, Yubaba’yla “gelişmiş” toplumların kaçınılmaz gerçeklerine de göz kırpıyor.

Yalnızlığın ve kimliksizliğin maske bulmuş hali: No Face

Nereden geldiğini ve nereye gitmek istediğini bilmediğimiz esrarengiz No Face karakteri, filmin en derin çizgilerinden bir tanesi. Aidiyetsizliği, yalnızlığı, iletişimsizliği bir hayalet imgesiyle birleşen No Face’in tüm karakterlere kıyasla farklı bir hissiyatı var. Sakin, sessiz, silik bir hayalet olarak ortalarda dolaşan bu ruh, herhangi birini yutup onun sesine sahip olarak konuşmadan çevresiyle iletişim dahi kuramıyor. Böyle bir profilden, parayla mutluluğu ve sevgiyi satın almaya çalışan bir ego yumağına dönüşmesiyle onun sahnelerinde de Chihiro’da olduğu gibi büyük bir karakter evrimi gözlemleme şansı yakalıyoruz. Büyük ölçüde Japon kültürünün izlerini taşıyan No Face, yüzündeki Noh maskesiyle Japon tiyatrosuna ve çeşitli mangalara atıfta bulunmakla kalmıyor, yalnızlık ve hırs gibi insanlığın en ilkel duygularına da hassas göndermeler yapıyor. 

Spirited Away‘i çekici kılan en önemli özelliklerinden biri, çok olası bir aşk temasının -tüm müsaitliğine rağmen- kolaylıkla ilgi toplayabilmek için ön plana çekilmemesi. Haku’yla Chihiro’nun Yubaba’nın hamamında tanışmadan çok önce, Chihiro’nun çocukken düştüğü nehirdeki tanışma anları, filmin ilerleyen zamanlarında bu durumu fark ettikleri sahneden itibaren büyük bir aşk hikâyesine dönmeyerek masum bir hatıra boyutunda kalıyor. Bu tanışıklık, Haku’nun gerçek ismini ve kimliğini hatırlayarak kapana kısıldığı alemden kurtulmasına yardımcı olmakla beraber Chihiro’nun ailesiyle birlikte eski yaşamına geri dönmesini sağlayıp kendi görevini tamamlıyor ve herkes için evin yolunu aydınlatıyor. 

Yağmur Baki
1994, Ocak ayında doğdu. Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Basılı yayınlarda ve yayınevinde editörlük ve içerik yazarlığı yaptıktan sonra şimdilerde dijitali deneyimliyor. Edebiyatta ve sinemada psikanalizle ilgileniyor.

Yorum yaz