“Ağlayamadığım için beni affet hayatım. Neden bilmiyorum, ağlayamıyorum. Bunu neden yaptın? Bana yardım et Willy, ağlayamıyorum. Bana sanki yine iş gezisine gitmişsin gibi geliyor. Seni beklemeye devam edeceğim. Willy, hayatım ağlayamıyorum. Bunu niye yaptın? Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, anlayamıyorum. Bugün evin son taksidini de ödedim. Bugün hayatım. Ve evde kimse olmayacak. Artık özgür ve borçsuzuz. Özgürüz, özgürüz, özgürüz.”

 

The Salesman, İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin 2016 yapımı filmi. Film 69.Cannes Film Festivali’nde “En iyi senaryo” ödülüne layık görüldü ve aynı zamanda 89. Akademi Ödülleri’nin “Yabancı dilde en iyi film” kategorisinde yarışacak. Farhadi’nin A Separation (2011) filmi de 84. Akademi Ödülleri’nde “Yabancı dilde en iyi film” ve “ En iyi özgün senaryo” kategorilerinde verilen ödüllerin sahibi oldu.  

The Salesman, konusunu Arthur Miller’ın The Death Of Salesman adlı eserinden alıyor. Arthur Miller eserinde, her şeyin para, başarı ve saygınlık olduğu toplumda, bireyin yaşam savaşı ve inandığı değerler uğruna yok oluşunun öyküsünü konu alır. Satıcının ölümünde bireyin ruhsal bunalımından yola çıkılarak, toplumun önemli bir sorununa dikkat çekilmektedir; toplumsal normlar ve değer yargıları.

Toplumsal normlar ve değer yargıları, bireyle toplum arasındaki ilişkilerin bütününden oluşur ve birçoğumuzun kendi hayatını şekillendirmesinde önemli bir yer tutar. Bu noktada analitik psikolojinin kurucularından Carl Justav Jung devreye girer ve “Persona” (maske) terimini kullanır. Jung’a göre Persona, benlik rolü yapan bir maskedir. Hatta bu, iyi oynanmış bir rolden daha fazlası olmadığı hâlde kişi ve etrafındakiler o kişiliğe inanır. Jung, Persona’sını bireysel bilinç ve sosyal topluluk arasında aracılık eden karmaşık bir sistem olarak tanımlar: Bu, kişi ile topluluk arasında kişinin nasıl görüneceğine dair bir uzlaşmadır. O kadar açıktır ki esasında kişilik maskesi, tiyatroda bilindiği üzere, iki özellik taşır: Diğerlerine belli bir izlenim bırakmak ve kişinin gerçek doğasını gizlemek.

 

Farhadi The Salesman’de suç, ceza, intikam, iyilik, kötülük ve sevgi kavramlarını irdeler. Öyle ki filmin başındaki sahnelerden birinde kahramanlarımızdan Emad, evleri yıkılmak üzereyken hayatını tehlikeye atarak komşularından birinin yardımına koşar. Emad ve Rana çifti, bunun üzerine başka bir eve taşınırlar. Yeni taşındıkları evlerinde eskiden oturan kiracı, bir hayat kadınıdır. Bir gün kapı çalar; Rana Emad’ın geldiğini zannedip kapıyı açar ve duşa girer. Gelen Emad değil, eski kiracının evine gidip gelen adamlardan biridir. Rana bu olay sonucunda ağır bir şekilde yaralanır ve film bunun üzerine şekillenmeye başlar.

Emad, bir tiyatro oyuncusu ve öğretmendir. Hayatını toplumsal normlar ve değer yargılları üzerine şekillendiren Emad, okulda uyuyakaldığı zaman fotoğrafını çeken öğrencilerinden birini oldukça sert bir şekilde uyarır ve Rana’nın kendisinden, yaralanmasına neden olan olayı unutmasını istediği zaman Rana’ya, “İnsanlara ne söyleyeceğiz?” diye tepki gösterir.

Rana’nın, Emad’a yaşanan olayı unutmasını öğütlemesine rağmen, Emad intikam almaya kararlıdır. Olayın peşini bırakmaz ve Rana’nın yaralanmasına neden olan adamı bulur. Bu adam yaşlı bir satıcıdır. Yaşlı satıcının hayatı Rana ve Emad’ın da sahneledikleri The Death Of Salesman’deki satıcının hayatıyla benzerlikler taşımaktadır.

Emad, adamı bulduktan sonra ona verilebilecek en büyük cezanın, ailesine olanları anlatması olduğunu düşünür. Çünkü satıcıyı cezalandırırken kısasa kısas ilkesini uygulamak istemektedir. Bu noktada seyirciyi düşündüren bir diğer nokta da, Emad’ın, eşinin değil de kendi intikamını almak istemesidir. Nitekim Rana, adamı affettiğini söylemektedir. Satıcı bu olay üzerine hayatını kaybeder. Kim bilir, belki de intihar etmiştir: The Death Of Salesman

Tüm bunların yanı sıra Rana, bu olaylar yaşanırken tüm masumluğuyla filmdeki yerini korumaktadır. Hiçbir hatası olmamasına rağmen belki de en büyük cezayı Rana çekmektedir. Bu da özelde İran’da geneldeyse; tüm dünyada kadın olmanın zorluklarını çarpıcı bir şekilde izleyiciye sunar.

Filmin son sahnelerinden birinde The Death Of Salesman oyununun son sahnesinde yer alan, Satıcı’nın eşinin, Satıcı’nın intiharı üzerine söylediklerini işitiriz: “Seni beklemeye devam edeceğim. Willy, hayatım ağlayamıyorum. Bunu niye yaptın? Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, anlayamıyorum. Bugün evin son taksidini de ödedim. Bugün hayatım. Ve evde kimse olmayacak. Artık özgür ve borçsuzuz. Özgürüz, özgürüz, özgürüz.”

The Salesman, ayrıca izleyiciye ilk sahnesinden itibaren muhteşem bir görsel şölen sunuyor. Oyuncuları, renkleri ve ışığı ustaca kullanan yönetmenin bu filmi, bir başyapıt olarak sinema tarihindeki yerini alıyor.

Ozan Kayhan

Ozan Kayhan

Ekim 92’de Hakkari’de doğdu. İyi dostluklar biriktirdiği Van Fen Lisesi’ni bitirip 2012 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yerleşti. 2011 Van depremi, hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Sinemaya olan tutkusu üniversitedeki öğrenci kulübü Sinema TÖK ile başladı, Fil'm Hafızası'yla da devam ediyor. En sevdiği şair Edip Cansever, en sevdiği kelime ise alternatif.

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Toplumsal Normlar Ve Değer Yargıları Üzerine Bir Film: The Salesman"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Veli
Ziyaretçi

Sene olmuş 2017 hala öğrenemediniz! Film analizi(!) sadece filmde olanlari direkt anlatıp gecmek değildir, zaten bunlar filmde gösteriliyor. Asıl bahsedilmesi gereken filmde gosterilmeyen veya direkt gorulemeyen olmalidir. Filmi izlemeyen de zaten analiz okumaz. Birkaç akademik analizi incelemenizi şiddetle öneririm.

wpDiscuz
Önceki yazı

Zorlu Psm’den Yeni Bir Festival Daha: Zorlu Psm Caz Festivali

Sonraki yazı

15. Filmmor Kadın Filmleri Festivali 11 Mart’ta Başlıyor!