Imperium (2016), neo-Nazi bir grubu FBI ajanlarının incelemesini ve bu grubun içerisine sızmasını konu alıyor. Bu film için özellikle Amerikan dağıtımında kullanılan fragmanı tercih ettim. Ayrıca belirtmem gerekir ki fragman konusunda en başarılı bulduklarım da Amerikan dağıtım şirketlerininki oluyor genelde. Fragman, heyecan dozunu yerinde tutarak ve belirli sembollerle bize Nazilerin, ırkçıların şiddet içerikli sarsıcı yapısını başarılı bir biçimde gösteriyor. Harry Potter’dan (2001/2011) hayranlıkla izlediğimiz Daniel Radcliffe büyümüş de ajan olmuş, bize soluksuz bir macera yaşatacakmış diyebiliyoruz. Ülkemize ve dağıtım şirketlerimize yönelik eleştirim ise sanki bıraksak tüm ajan filmlerinin adını “Köstebek” koyabilme ihtimalleri.

screen-shot-2016-07-06-at-10-46-39-am

 

Ama biz filme dönelim; FBI ajanı olan Nate Foster (Daniel Radcliff) bir dava üzerine yaptığı çalışma sırasında ırkçı bir grubun, bölgede faaliyette olduğunu fark eder. Amacı ve FBI tarafından kendisinden istenen, bu grubun içerisine sızarak yapacakları eylemleri ortaya çıkarıp, engel olmaktır. Çünkü grubun bombalı saldırılar planlayacağı yönünde endişelere sahiptirler.

Gerçek olaylardan esinlenerek çekildiği vurgusunun fragmana koyulması ve bunun aksiyonun yükselttiği noktalarda yapılması, seyirciyi filmi izleme konusunda daha da heveslendiriyor. İzleyici olarak filmin her zaman gerçek olaylarla bağının bulunması ve bunların yaşanmış olması, filmle bağ kurma konusunda bizi yönlendiren etmenlerden. Bu fragmanın da bunu başardığını söylemek mümkün.

Nate Foster, Nazi grubu içerisine sızarak bilgi almasını gerektiren bu görevi kabul eder. Foster sürekli hata yapma ve yakalanma korkusuyla karşı karşıyadır. Onlardan biri olmak, bir faşist gibi düşünebilmek hiç kolay iş değildir; günümüz dünyasında bunun kolay olmadığını düşünmek işimize gelmektedir ya da. Çünkü ideolojik temellerle hareket eden ırkçı eylemlerin yanı sıra “ordinary fascism” olarak geçen gündelik, sıradan faşizm, aslında karşılaştığımız en büyük tehlikedir. Her gün, bireylerin o kaçındığımız kimselere dönüşmesinin, onların arasındayken hiç de zor olmadığını fark ederiz. Bugün Twitter’a girip şöyle bir bakınsanız bir kimsenin; ırkı, dini, rengi, cinsel yönelimi ve düşünceleri yüzünden nasıl kolaylıkla linç edildiğini görebilirsiniz. Faşizm yaşam alanı bırakmaz. Faşizm bazen öyle sıradan ve herkesin onayına açıktır ki tehlikesi de buradadır. Bazen akıl dışılığıyla, yaygınlığı arasındaki makasın bu denli dar olması size endişe verici gelir. Bazen de bu akıl dışılık içerisinde neredeyse tek rasyonel davranan sizmişsiniz gibi gelebilmektedir.

Fragmanda asıl demek istediğimi özetler nitelikte çok etkileyici bir cümle geçiyor: “Kötülerin kazanması için iyilerin bir şey yapmaması yeterli.”

Aslında bugün dünyadaki tüm sorunu gözler önüne seren şey bu. Çok söylenir ama tekrar etmekten çekinsem de hatırlatmak gerekli sanırım; Martin Niemöller’in sözü olduğu belirtilen o cümle şöyle: “Benim için geldiklerinde sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Bencillikle olmasa da, yani bir gün bana da sıra gelirse, diye düşünmeden kendini ortaya koyabilmek asıl meseledir. Birisine yaptığımız yardım geri döner diye değil de sadece doğru olduğu için savunmak gereklidir. En basit görünen ama en çelişkilere açık ayrım buradadır. Cesaret, kendi doğrularınızı, insanlık için anlam ifade ettiği ölçüde onay beklemeden savunabilmektir.

Yönetmen Daniel Ragussis’in ilk uzun metraj filmi Imperium (2016), doğru olanı yapma arayışını, bu doğruları ve yanlışları hiç düşünmemiş genç bir ajanla bize sorgulatmaktadır. Yönetmen, iyi oyuncuları topladığı, heyecan dozunu yüksekte tutabileceği bir senaryoyla başlamış. Filmi izlemediğimi itiraf etmeliyim. O yüzden bu fragmanı seçip beni heyecanlandırmasını bekledim. Şimdi sanırım merak edenlerin yapması gereken tek şey var: Foster ırkçı grubu engelleyebilecek mi yoksa köstebek olduğu anlaşılıp tehlikeyle karşı karşıya mı kalacak, onu görmek.

Gülin Çavuş

Gülin Çavuş

1990’da İstanbul’da doğdu. ODTÜ ve Binghamton Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimi aldı. ODTÜ Kentsel Politika Planlaması ve Yerel Yönetimler Bölümü’nde lisansüstü eğitimine devam ediyor. Sinemaya olan ilgisi, babasının geçmişte Yeşilçam’ın sayılı ses mühendislerinden biri olmasından ileri geliyor. “Ama Ankara’da deniz yok abi!” laflarına rağmen Ankara’yı seviyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Bir Fragman: Goodbye Berlin

Sonraki yazı

Oscar and The Wolf Türkiye’de