!f İstanbul!f izlenimler

!f’ten Bir Bakış- İmkânsızı Düşlemek ve Yaratmak: Loving Vincent: The Impossible Dream (2018)

Post-empresyonizmin yaratıcısı Vincent Van Gogh, kendisiyle ve sanatıyla her tanışanın, her hayranının aklını fikrini hep ve hala başka başka kanallardan yakalayan bir sanatçı. 19. yüzyıl ressamlarından biri olmasına rağmen bu gün hala fikirleri, tekniği, görüsü, hayat hikâyesi, yaratıcılığı ve dehasıyla; hem sanatın pek çok yönünde akılda kalan eserler veren sanatçılar hem de sanatla bir şekilde yolu kesişen izleyici adına; imkansız denen sınırları zorlamak, daha önce yapılmayanı yapmak için önemli ve renkli bir cesaret kaynağı.

Hem izleyenin kalbini hem de uluslararası alanda pek çok ödülü göğüsleyen Loving Vincent da böyle bir cesaret ve deliliğin ürünü aslında. Filmin yaratıcısı Dorota Kobiela belgeselin ilk anlarında ekiple tam da bu hissiyatı paylaşan bir ilk konuşma yapıyor. “Hiçbiriniz ünlü prodüksiyonlarda deneyim kazanmış profesyonel animatörler değilsiniz, Hollywood gibi film endüstrisinin merkezi olan ve yüksek bütçeli bir stüdyoda değiliz, Polonya film endüstrisinin bile merkezinde sayılmayız. Doğru. Ama hepimizin içinde beni; daha önce tüm o büyük film endüstrilerinin bile yapmaya kalkışmadığı bir şeyi yapabileceğimize, büyük sinema perdelerinde Vincent’ın ve Morenalı bir grup kaçığın kalbinde neler yattığını gösterebileceğimize inandıran bir şey var.”

Her zaman yaratıcı zekanın, yaratılan eserlerin arkasında kalan hikâyelerle çok haşır neşirdim. Sanatla ilgili en ilgimi çeken alan her zaman hiç gösterilmeyen yöne de bakmak oldu. Loving Vincent’ı ilk izlediğimde, bir ressamı kendi fırça darbeleri ve kendi renkleriyle anlatmak iddiasıyla yola çıkmış bu insanlar aslında kim, onları da bir anlatan mutlaka olmalı, biri de çıkıp onların hikâyesini anlatmalı demiştim. Sonraki sayısız izlencemde de bu fikirde sabittim komik derecede. Bu yüzden, Loving Vincent’ın yapım sürecini anlatan, Miki Wecel’in yönetmenliğini yaptığı Loving Vincent: The Impossible Dream benim merakla beklediğim belgesellerden biriydi.

Yirmi dokuz yaşına kadar bir meslek üzerine gelişmeyi her denediğinde reddedilen Vincent’ın hayatının en karanlık, aidiyetsiz ve kitap okumaktan başka hiçbir şey yapmadığı bir dönemde eline fırçayı almasıyla başlayan hikâye, Polonya’lı animasyon sanatçısı Dorota Kobiela’nın aynı yaşta hayatını değiştirecek bir hikayeye dönüşür. Sonra hayat arkadaşı da olacak olan, Akademi ödüllü Hugh Welchman’la başka bir animasyon film için tanıştıklarında ilk görüşte aşka tutulurlar. Dorota aklındaki Vincent kısa film projesini Hugh’la paylaşır paylaşmaz, proje üzerine uzun konuşmalar, beyin fırtınaları başlar.

7 dakikalık bir kısa film projesiyken 80 dakikalık dev bir projeye dönüşen filmin yolculuğu, belgeselde Dorota ve Hugh’un röportajlarıyla birlikte, Loving Vincent için animasyon sanatı üzerine eğitim alan resim sanatçıları, Loving Vincent’tan anlık görüntüler ve filmin yapım aşamasını animasyon anlatılarla hikaye eden bir belgesel. Yaratıcıların, röportajları sırasında meslekleriyle ilişkili mekânlarda görüntülemiş olması da benim için ‘Vincent’ın hikâyesini anlatan insanların hikâyesinde anlamlı bir detay. Kendine ait ve ait hissedebileceği bir alan arayışı bu kadar sancılı geçen bir insanın hikâyesini anlatmak üzere yola çıkan sanatçıları parçası oldukları mekânlarda mutlu ve heyecanlı görmek sevinçli bir deneyimdi.

Dorota ve Hugh’un aşkla bir hikayeyi nasıl ördüklerini; Dorota’nın ilk senaryo deneyimini; tamamı elle çizilen ilk uzun metraj filmde çalışmak üzere resim ve animasyon sanatçılarını bir araya getiren uzun eğitim sürecini; proje için fon, kaynak ve uygun stüdyo arayışlarını; genelde bulduğu her bez parçasını dönüştüren ve kare formata yakın çalışan Vincent Van Gogh’un tablolarından 16:9 formata uygun bir ambiyans yaratım sürecini; oyuncu ve prodüksiyon ekibinin oluşumunu; düşük bir bütçeye rağmen herkesin birbirine nasıl uyumlanarak eklendiğini; onlarca insanın beş yıl boyunca imkansızı başarmak ve galasında tam on iki dakika boyunca alkışlanacaklarını bilmeden bu film için nasıl kenetli çalıştıklarını, bu dev şölenin ardında yatan hikayeyi, iyi ve kötü anlarıyla büyük bir içtenlikle anlatan doyurucu bir belgesel deneyimiydi Loving Vincent: Impossible Dream.

Irmak Göksu
1987 Mayıs’ında İstanbul’da doğdu. Üniversiteden çıkıp tam kütüphaneci olacaktı ki kütüphaneleri kapattılar, o da bayıldığı İngiliz Edebiyatı sayesinde dümeni çevirmenliğe kırdı. Sinemaya, müziğe, yürümeye, fotoğrafa, kitaplara, kahveye, yazmaya, insan ruhuna, ağaçlara, hayvanlara ve bilmecelere tutkun. Bol bol yürüyor, anneannesine ve Alice’e inanıyor.

Yorum yaz