1-Mardin’de doğmuş, liseyi orada bitirmiş ve sinema sektörüne orada atılmış bir yönetmensiniz. Filminiz Kırık Kanatlar’ın (2017) da Mardin’de çekildiğini ve oranın yerelliğini resmettiğini göz ününde bulundurarak filminizin ne kadar şahsi olduğunu söylersiniz?

1991 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde Körfez Savaşı’nın cereyan ettiği zamanlarda doğmuşum. Dünyanın öbür ucundaki bir süper gücün benim doğduğum ve halen yaşadığım ilçenin yanı başındaki bir devletin diktatör cumhurbaşkanı “Saddam Hüseyin’i tahttan indirmek için müdahalesi söz konusuymuş. Babam halen bu savaşa ait televizyondan edindiği bilgileri, o günlere ait hatıraları anlatır durur. Ve ben bu tatsız hatıralar içinde bu yaşıma kadar büyüyüp gelmişim… Bu da benim için Körfez Savaşı kadar eski bir hatıra. Oldum olası filmi izlemek benim için aşırı büyüleyici bir etkinlikti. Ortaokul ve lisede aynı sırayı paylaştığımız Halil İbrahim Çevik ile öğretmen ders anlatırken, veyahut derse katılmamız gerekirken, bizim durmadan sinemadan konuştuğumuz ve neler yapabileceğimizi düşündüğümüz zamanlarla başlayan, bir sinema serüveni benimkisi. Bir gün ansızın İbrahim’in evinin bahçesine ve mahallenin her yerine kurduğu setin içinde buldum kendimi. Kamera arkasında çalıştım, sesler aldım, ışık kurdum vs. Tüm bunlar, 2017 yılında Kırık Kanatlar filminin çekilmesine kadar gelen sürecin kısa özeti…

2- Peki, Kırık Kanatlar’ın yolculuğu nasıl başladı ve bu hikâye bize neler söylemek istedi?

Kin ve nefreti geçmişimizden devralırız, tıpkı kültürel miras gibi; o bizim ruhumuzun karanlık ve kuytu köşelerinde bekler, ta ki fırsat bulup dışarıya çıkıncaya kadar. Buna belki bilinçaltı da diyebiliriz. Robin’in babasına karşı yaptığı buydu. Babasını o şekilde cezalandırmak, tıpkı kan davalarının şiddete ters tepki göstermesi gibi. Bununla beraber 2017’de Beyrutlu yönetmen Ziyad Duveyri’nin En İyi Yabancı Dilde Oscar’a aday gösterilen “L’insulte (Hakaret)” filminde kin ve nefretin dışarıya en iyi şekilde nasıl yansıdığıyla, Robin ile babasının hikâyesini birbiriyle paralel görebiliriz.

Robin, on beş yaşında güvercinlerle zaman geçirmeyi seven bir genç. Babası olan İsmail Amca da evde keklik besliyor ve keklik avcılığı yapıyor. Çocuğunun gittikçe kendisine benzediğini fark eden İsmail Amca, ona şiddetle karşı çıkar ve bu durum baba oğul çatışmasına döner. Bu sırada babanın içinde gizlediği pek çok şey, oğulda açığa çıkar. Babalar her ne kadar açık etmeseler de oğullarının kendilerine benzemesini ister. Ancak burada tam tersi söz konusu. Çünkü Robin aslında babasından daha özgür biridir. Güvercin metaforu gibi. Keklik ise tutsak, kafesin dışına çıkamayan babası İsmail  gibi. Keklik her zaman tutsak ve kafestedir. Tıpkı Robin’in babası İsmail Amca gibi. Ayrıca keklik öyle bir türdür ki, sesler çıkararak kendi türündeki diğer kekliklerin de yakalanmasını ister, buna sebep olur.

Minimal bir konu seçimi yapmak istiyordum. Sıkça görüştüğümüz, çağdaş sanatçı olan Mehmet Ali Boran bizlere hep gerçek yaşanmış hikâyelerinden söz ederdi. Bu senaryonun fikir kısmını ondan almıştık. Hikâyenin geliştirme sürecini de Velit Ataklı ile birlikte gerçekleştirdik. Çünkü Velit’in babası zamanında keklik avcılığı yapıyordu, ayrıca onun babası da besleyip büyüttüğü ve çok sevdiği horozunu kesip ona yedirince çok üzüldüğünü anlatır dururdu. Senaryonun daha iyi hale gelmesi için desteklerini esirgemeyen Eser Bozan ve Roza Erizin hocalarımıza da teşekkürlerimi sunuyorum. Film senaryosunu üç ayda tamamladık. Eski Mardin’de köhne bir mekânda çekimlere başladık. Çekimleri dört gün sürdü. Bu süre zarfında bizi en çok zorlayan hava şartlarıydı. Filmin bazı sekanslarında sıcak renkler var, ama çekimlerden önce kar yağmıştı, sanırım pek fark edilmiyor. Yine de bu senaryonun soğuk kış şartlarına daha iyi uyum sağlayacağını düşündük.

3- Filminizin vimeo videosu tanımında -üstü kapalı olsa da- belirtildiği üzere filminiz bir babalar ve oğullar filmi, en azından böyle okumak mümkün. Yeniden filmin yerelliğini ve mesleğinizle bu yerelliğin kodlarından ve belki de bu bölgeden soyutlanışınızı göz önüne alırsak, film günümüzde etkisini artırarak yüzleştiğimiz nesiller arası boşlukları sizce ne kadar temsil ediyor olabilir?

Baba, İsmail Amca, yaşadığı mekâna, giyim ve kuşamına bakacaksak olursak feodal, baskıcı, gelenekçi, otoriterdir. Robin ise daha yenilikçi ve özgürlükçüdür. (Bu aynı zamanda klasik kuşak çatışmasının en çok tekrar edilmiş resimlerinden biridir.) Kum torbasını hazırlayıp her gün yumruk atmak sıradan bir hobi değildir. Kuşak çatışmasının dışavurumunu Robin üzerinden imgeler. Keklik ve güvercin metaforları ise her birinin kendi mekânıyla tasarlandı. Robin, babasının hususi alanına müdahale ettiği için bu kadar sert tepki, karşılık görüyor. Mekânlar, -hele ki tercih hakkımız olduğunda-bizim bütün dünya görüşümüzü yansıtan birer ayna değiller midir? Babanın kaldığı mekânlar, sosyolojik anlamda ataerkil anlayışın avantajı esas alınarak tasarlanmış yapılardır. Filmin açılış planlarında güvercinlerin uçtuğu ilk mekânın gecekondu oluşunun sosyo-ekonomik bir karşılığı da vardır pekâlâ.

4Filminizi yerellik ve değişen nesillerin çatışması kapsamından çıkarmak anlamında, sizce Kırık Kanatlar, Doğu’daki ataerkil aile yapısını ve sosyal yapılanmayı da hesaba katacak olursak, baba ile oğulun arasındaki evrensel iktidar çatışmasına dair neler imliyor?

Bugün başta yaşadığımız coğrafya olmak üzere dünyanın pek çok yerinde savaş ortamı devam ediyor. Savaş, bir erkek hastalığıdır zannımca. Kadının kendini gerçekleştiremediği, ortak, eşit yaşama dahil olamadığı her yerde SAVAŞ kelimesi büyük harflerle, kalın puntolarla, altı çizili yazılır. Doğu’da daha yoğun yaşansa da, bu, evrensel bir sorundur.

Savaş, sadece savaş cephelerinde çatışanları etkilemiyor elbette. Öyle ki bundan belki de en büyük zararı siviller görüyor. Tıpkı İsmail Amca ile oğlu Robin’e yansıdığı gibi. Belki İsmail Amca iktidar, Robin’in temsil ettiği şey ise bizleriz. Bir çocuğu sevdiği nesnelerden ve hayallerinden ne kadar uzak tutmaya çalışırsanız aslında bir o kadar da teşvik etmiş oluyorsunuz. Çünkü yasaklar arzuyu doğurur. Baba-oğul çatışması iktidarı ele geçirmeye çalışan diğer erkek üzerinden de okunabilir. Belki bir dahakine bunu çalışırım.

Doğu’da süregelen savaşın sivilleri bizler yine de umutluyuz. Kafamızı nereye çevirsek, orada bir iz bırakan hikâyelerimiz var. Bu son sürece dair kaygılarım var elbet, ama umudu yine de diri tutuyorum. Yaşanan tecrübeler var, diyelim bu süreç dondu ya da ertelendi, eninde sonunda tekrar masada çözüleceğini biliyoruz. Barış’a kendimi daha yakın hissediyorum. Ayrıca bazıları film yapar, bazıları ise sinema. Ben de sinema yapmayı seviyorum, film değil. Bir film çektiğimde Fransız da İspanyol da Arjantinli de beni anlasın istiyorum. Tabii bunu Kürtçe yapmak istiyorum. Kürtçe benim anadilim.

5- Kanaatimce Kırık Kanatlar söylemekten çok göstermeyi tercih etmiş bir film olarak okunabilir. Filminizdeki bu simgecilik de çoğunlukla kuş ve kuşla ilişkili simgeler üzerinden sağlanıyor. Kuşların, özellikle de güvercinlerin, tarihsel olarak özgürlükle özdeşleştirildiğini de hesaba katarsak filminiz baba ve oğul ikiliği üzerinden özgürlüğe, özgürleşmeye dair neler söylüyor?

İnsanlar özgür doğar. Özgürlüklerini kendilerinden uzaklaştıkça kaybederler. Fiziksel veya manevi savaşların olduğu yerde şiddet kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Baba-oğul çatışması, babanın kendini gerçekleştirmediği, varoluşunu anlamlandıramadığı hallerde oğulun bireyselliğine müdahale etmesiyle kendini gösterir. Babanın bilineni / deneyimini (çoğu zaman yanlış bildiğini) aktarma çabası genelde manevi şiddetin sebebi oluyor.

Oğulun kendini gerçekleştirme çabası ise nihayette iktidarın yöntemini kullanarak şiddetle mukabele etmek ile sonuçlanıyor.  Orta yaşlarında iken bir sabah uyanıp, “Yaşlandıkça babama benziyorum.” demek, “Kendim olamadım” demenin bir başka ifadesi aslında. Bu anlamda, şiddetin kendinden uzaklaşmakla ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Robin ne zaman özgür olur peki?

Cevap veriyorum: “Babasından öğrendiği şiddeti sevgiye dönüştürebildiğinde.”

6- İsmail amcanın bir keklik avcısı (öldüren), Robin’in ise güvercin besleyen (yaşatan) bir genç olduğunu hesaba katarak; film yeni nesillerin, eskilerine göre daha barışçıl ve hoşgörülü olduğu şeklinde okunabilir mi?

Yeni nesilden çok “öz”le ilgili bir mesele olduğunu düşünüyorum. Birileri güvercinlerimize kastettiği zaman onlarınkini öldürerek cevap vermememiz gerektiğini düşünüyorum. Şiddet kendisine bir muhatap bulamadığı zaman ne yapacaktır?

7- Filmde çoğunlukla kuş üzerinden bir simgecilik olduğu söylenebilecek olsa da başka manidar simgeler bulmak mümkün. Örneğin İsmail’in keklik kafesine yukarıdan baktığı, kafesin içinden İsmail’i gördüğümüz sahne. Burada hem bir esaretten hem de bir güç ilanından bahsetmem mümkün kanaatimce. Hem bu sahne özelinde (İsmail’e kafesten bakan aslında biz olduğumuz için, biz de parmaklar ardında hissediyoruz aslında) hem de filminizin genel alt metnine bakacak olursak esareti nasıl tanımlarsınız? Bunu toplumsal boyuta taşırsak esir olan kimdir?

Çözüm bulamamak, kendini tekrar eden şiddetin içinde yaşamak. Bu kısır döngüyü fark edip kahretmekten başka bir şey yapamamak esaretin en koyu hali bence. Her iktidar kendi zalimlerini yaratıyor. İktidar olmadan yaşamayı bilmemek esaretin en genel tanımı bende.

8- Filminiz babanın gücünü temsil ettiği söylenebilecek olan kekliklerin Robin tarafından öldürülmesiyle bitiyor. Filmde kuşlar aracılığıyla simgeleştirilen baba ve oğul arasındaki gerilimi böyle çözmeniz bu tip bir hegemonya kurma çabasının, yalnızca bir yıkımla sonuçlanacağını gösteriyor. Bu anlamda, filminizin umutsuz ve karanlık bir geleceği betimleyen, bir çeşit tarihsel bir belgeleme olduğu söylenebilir mi?

Umutsuz asla değilim. Ama evet, yaşadığımız karanlık filmimdeki karanlıkla aynı. Geleceğe dairse henüz bir şey söylemedim. Hangi karanlık benzemez ki bir diğerine? Herkese teşekkür ediyorum. Hayat kısa, sanat uzun solukludur.

Kadir Eman

1991 Mardin Kızıltepe ilçesinde doğdu. Lise eğitimini Kızıltepe’de tamamladı. 2010 yılında Güneydoğuya gelen dizi ve sinema ekiplerinden etkilenerek sinema sektörüne girdi. Bağımsız film atölyelerinde sinema eğitimi aldı. Bu eğitimler daha çok senaryo ağırlıklı derslerden oluşuyordu. Birçok kısa film, reklam ve dizi setinde bulundu, farklı görevler aldı. 2017’de “Kırık Kanatlar” filmini çekti.

 

 

Koray Soylu

Koray Soylu

1996 yılının Mayıs ayında anneler gününde doğdu. İdealize ettiği üniversite bölümünün getirdiği gelecek kaygısıyla cebelleşmekte. Çok konuşur. Zıpzıp karakteristiğin altında suratı asık bir gotik bulunuyor. Şair olmaktan korkan tutkulu bir araştırmacı yazar, müzik ineği, amatör bir senaryo yazarı, yönetmen ve tasarımcı. Sinemayı en çok tutkularını yüceltmek, korkularını yatıştırmak için kullanıyor. Bu yüzden takıntılı bir kişiselci. Şu sıralar hayalleri arasında en sevdiği şarkıyı ölünceye kadar sıkılmadan dinleyebilmek öne çıkıyor. Şimdilik buna en yakını bir gün kedi olarak uyanması. İkisi bir araya gelirse ne âlâ.

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Mahmut Aslan Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Mahmut Aslan
Ziyaretçi
Mahmut Aslan

Başarıların devamını diliyorum.

Önceki yazı

Gary Oldman The Woman In The Window'da Rol Alacak

Sonraki yazı

Red Bull Music Festival İstanbul’dan B-Movie’lere Özel Konsept!