Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Smithereens: Avare Bir Gezgin

Smithereens: Avare Bir Gezgin

Susan Seidelman’ın ilk uzun metrajı Smithereens (1982), New York City’nin 70’li yıllarının sonunda yükselen alternatif sinema sahnesi No Wave’nin düşüşe geçtiği ve yerini Variety (1983),  Downtown 81 (1981), Jim Jarmusch’un Stanger Than Paradise’ı (1984) gibi filmlere bıraktığı bir zamanda, üç yıla yakın bir zaman diliminde çekildi. 1979 yılında filmin hikâyesine dair notlar almaya başlayan Seidelman, çekimlere 1980 yılında başladı. Ancak başrol oyuncusu Susan Berman’ın yangın merdivenlerinden kaçtığı bir sahnede düşerek bacağını kırması, çekimleri altı ay kadar erteledi. Ancak 1981 yılında iş başına dönebilen ekip, Smithereens’ı 1982 yılında vizyona taşımayı başardı. Film, New York City’nin birkaç yıldır sürmekte olan yeraltı film furyasından sonra, hem yapımı hem de dağıtımıyla profesyonal olarak tanımlandı. Smithereens, 1976’da Amos Poe’nun ilk super 8mm kamerayla çekilen Unmade Beds’inden başlayarak 1982 yılına değin çekilen filmler arasında Cannes’da gösterime giren ilk film oldu ve amatör kimliği rafa kaldırılıp bir nevi Holywoodlaşan New York film sahnesinin ipuçlarını verdi.

Şehrin yeraltı sinema sahnesinden bağımsız bir yönetmen olan Seidelman, New York Sinema okulunda okudu. İlk uzun metraji için Colombia Üniversitesi senaryo programından destek aldı ve o zaman için hayli yüksek bir bütçe olan yüz bin dolara yakın bir fon oluşturmayı başardı. Seidelman’ın bu profesyonel yaklaşımı, filme olan görece büyük destek  karşılandı ve uluslararası gösterimlerde yerini aldı. Buna rağmen film, şehrin özellikle Aşağı Doğu Manhattan tarafıyla özdeşleşen kaosun ekonomik darboğazından, uyuşturucu ve yaygın seks işçiliği fenomeninden, gece kulüplerine sıkışmış müzisyenlerinden ve New York City’e gelen genç yolcularından soyutlanamadı. Aksine, sürekli yolculuk eden avare bir kadın kahraman yaratarak şehri çevreleyen birçok insanı, sosyo-ekonomik durumu belgeleyen bir yapıma dönüştü.

Yaşadığı yokluktan görece başarılı müzisyenlerin aklına girerek onlara katılacak, sonrasında da ünlü olup ailesinden uzakta, ünlü ve zengin olarak yaşamayı hayal edip avunacak olan genç kadın kahramanı Wren’in şehire güç yetiremediği bir dram olarak Smithereens, seyirciyi de kahramanın yüzüne kapıları kapatan insanlarla tanıştırıyor. O zamanın ciddi bir endişe kaynağı olarak problemli ev sahipleri ve sanatçıları, amaçsızca ömür tüketen kadınları ve erkekleri, sokakları belediye kontrolünden çıkmış bölgelerde büyüyen yoksul siyahi çocuklarıyla New York City’nin kriz dönemindeki sosyo-kültürel çeşitliliği yansıtıyor. Bu anlamda film, özellikle şehrin Aşağı Manhattan bölgelerinin kültür-sanat yeni çıkışlarının belgelemesini yapan Downtown 81’a paralel bir şekilde seyirciyi şehiriçi bir tura çıkartıyor ve tarihsel bir dönüm noktasında duran New York City’i karakterlerinden birine dönüştürüyor.

Smithereens, yarattığı kadın karakteri Wren’i şehrin yoksul ve göçebe kayıp gencini temsil etmesi anlamında tiplemeye yükseltti. Bunu yaparken sürekli düşen ama ayağa kalmaya devam eden kadını şehirle savaştırdı,  bu konuda kötümser olarak New York City’nin insanlarının mücadelesindeki zorlukları belgeledi. Her ne kadar şehrin No Wave film sahnesinin örneklerinin şoke edici ve hiççi estetiğini benimsemediyse de, yarattığı hikâye ve tiplemesiyle şehrin üzerinde gezinen umutsuzluğa dair alt metinler sundu. Sonunda da filmi, çaresizce yürümeye devam eden tiplemesinin yolculuğunun bitmeyeceğini imleyerek noktalamayı seçti.

Dipnot: Filmin yapım sürecine dair bilgilere ulaşmak için kullandığım, göz atmak isterseniz bakabileceğiniz adres:

https://www.imdb.com/title/tt0084698/trivia?ref_=tt_trv_trv

Dipnot2: Smithereens öncesi New York City yeraltı film sahnesi hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak için yazıma göz atabilirsiniz:

https://redreviewbook.blogspot.com/2018/01/geek-bir-yaz-new-york-no-wave-sinema.html?spref=fb&fbclid=IwAR3Wami7rXirMn12k5ypFr9W1gCTttU9l7pduBHXqTAMJ3OM5qpjP5M0F94

 

 

 

Koray Soylu
1996 yılının Mayıs ayında anneler gününde doğdu. İdealize ettiği üniversite bölümünün getirdiği gelecek kaygısıyla cebelleşmekte. Çok konuşur. Zıpzıp karakteristiğin altında suratı asık bir gotik bulunuyor. Şair olmaktan korkan tutkulu bir araştırmacı yazar, müzik ineği, amatör bir senaryo yazarı, yönetmen ve tasarımcı. Sinemayı en çok tutkularını yüceltmek, korkularını yatıştırmak için kullanıyor. Bu yüzden takıntılı bir kişiselci. Şu sıralar hayalleri arasında en sevdiği şarkıyı ölünceye kadar sıkılmadan dinleyebilmek öne çıkıyor. Şimdilik buna en yakını bir gün kedi olarak uyanması. İkisi bir araya gelirse ne âlâ.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir