Yaşadığımız, duyduğumuz, tanık olduğumuz, hakkında efsaneler yazılan, kendini kendinden çalıp karşındakine koyan o güçlü bağı hepimiz biliyoruz: Halk arasında aşk denilen, tanımı kişiden kişiye değişen bir olgu. Leylâ’yı Mecnûn’a, Kerem’i Aslı’ya, Romeo’yu Juliet’e ve Chow Mo-wan’i Mrs. Chan’e bağlayan da aşktı; dağları deldiren, bir ‘ah’ çektirip küle çeviren, aşkını fısıldadığı tapınakta çiçekler büyüten de.

Bu bağ gönle düştü; dilimizden dökülemeyen sözcükler kaldı boğazımızda; konuştuğumuzda etrafımızı sarmaşıklarla donatacak sözcükler kaldı.

In the Mood For Love (2000), sinemada ilk izlediğim şiirlerden biri. Öyle ya şiir her zaman okunmaz ya da dinlenmez; bazen izlenir, hatta bazen koklanır. Kar Wai Wong’un sakin sularında yüzdüğümüz, biraz şanslıysak su yüzüne çıkıp filmin rüyasına dalabildiğimiz o güzel film. İki yan komşu olan Mr. Chow ve Mrs. Chan ve sürekli yurtdışında olan ya da mesaiye kalan eşleri. İkisinin ortak noktası yaşadıkları apartman değil yalnızca; eşlerinin çantaları da ortak, kravatları da, aldandıkları kişiler de.

Zihinden silinemeyen müziği ile beraber ağır ağır akan sahneleri, uzun yürüyüşleri ve birbirlerinin omuzlarına başlarını teslim edişleri bir yana filmin son sahnesi bir yana.

Filmin son sahnesi, 12. yüzyılda Kral II. Suryavarman tarafından Kamboçya’da inşa edilen Angkor Wat’ta geçiyor. Var olan en büyük tapınaklardan biri olan bu yerde, Chow’u tek başına yürürken izliyoruz; aynı ritimde, aynı dinginlikte. Bir derdi olduğu her adımından belli olan biri var karşımızda ve orada ne işi olduğunu sorgulamak istiyoruz. Ama o bize bunu anlatıyor. Fısıldayışında duyuyoruz içindekileri. Chow, içinde Chan’e karşı beslediği ve kimselere, kendisine bile anlatamadığı aşkını tapınaklara dinletiyor. Bilmiyor ki bu dinletinin sonunda o ufacık ovuğa can verip budaklandıracağını. İçinde beslediği, büyüttüğü o dipsiz ve sonsuz aşkını kelimelere döktüğünde taşı dile getireceğinin farkında değil. Belki de farkında, bu yüzden anlatmıyor kimseye. İzlediğim onlarca aşkı dile getirme sahnelerinden en sahicisi. Bu herkesi kendinden eder hâle getiren duyguyu erdemsiz bırakmamak, filmin başarılı olduğu noktalardan en güçlüsü kanımca. Aşkı dürtülerden uzak kılmak, eline dahi çekinerek dokunmak, aldatıldıklarını bildikleri hâlde kendilerine ve var olan durumlarına sadık kalmak, aşklarını susarak yaşamak bizi filme hapseden ve her defasında kalbimizi kıran.

 In the Mood For Love; dinlediğimiz aşk masallarından katbekat gerçek ve sarsıcı. Unutulmayacak, fısıldamaktan beslenecek ve yeşerecek bir aşk.

Nurbanu Gürsoy

Nurbanu Gürsoy

1993 yılının mart ayında İstanbul'da çıktığı bu garip yolculuk, ismini bir avuç içinde bulunan kağıtlar arasından kendi eliyle seçerek başladı. Lise hayatının son senesinde sinemanın büyülü dünyasını fark etti ve 2011 yılında sinema okumaya başlayarak farkındalığını resmiyete döktü. O gün bugündür okur, izler, keşfeder ve yazar. Artık yolda yürürken kafasında çektiği klipleri kameraya dökebiliyor. Bir de içi durmadan seyahatler çekiyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

17 Mart'ta Vizyonda!

Sonraki yazı

Mükemmel Bir Gün (2014)