Joachim Trier’in aralarında Cannes Film Festivali, BAFTA ve Akademi Ödülleri’nin yer aldığı bol ödüllü son filmi Sentimental Value (2025), isminden de anlaşılacağı üzere bizleri duygular ve duygulanımların egemenliğinde bir yas evinin hikâyesini izlemeye davet eder. Bu neredeyse yüzyıllık ev, içinde yaşamış olanların hayatlarında belirleyici olan pek çok karşılaşmayı kucaklamış, acıları ve sevinçleri çerçevelemiştir. Nesillerce her bir yaşantının izlerini taşımış, zaman zaman ağırlaşıp ardından hafiflemiş, geçişken bir sahne rolü üstlenmiştir. Duvarları, yerleri, koridorları, merdivenleri adımlarla, dokunuşlarla, gülüşlerle, tartışmalarla sallanmış, aşınmış, bir ailenin yaşamdan geçiş öyküsüne tanıklık etmiştir. Karin barışı savunduğu için işkence gördükten sonra buraya sığınmış, Gustav henüz yedi yaşındayken annesi Karin’i burada kaybetmiş, Gustav’ın eşi Sissel aynı evin “kütüphane” adı verilen odasında yıllar boyunca terapistlik yapmıştır. Anneleri Sissel’in vefatından sonra büyüdükleri bu eve dönen Nora ve Agnes, uzun süre önce burayı terk eden babaları Gustav ile karşılaştıklarında yas hikâyeleri bir yüzleşme yolculuğuna dönüşür. Bu analizde filmde kendisini hiç görmediğimiz, tanımadığımız annenin ölümüyle başlayan süreçte, bir sistem olarak ailenin işlevi, aile bireylerinin çatışma, dağılma ve uzlaşma gibi ilişki dinamikleri bağlamında irdelenerek ele alınacaktır.
Aile kavramını bir sistem olarak ele alma fikri 1950’lere dayanır. Bu dönemde psikoloji bilimi bir paradigma değişikliği ile odağını bireylerin içsel dünyalarından ayırarak, ruhsallığı sosyal bağlamın ön plana çıktığı ilişkisel ve sistemsel bir pencereden de ele almaya başlar. Böylelikle ortaya çıkan sistemik yaklaşımlar, bireyin yalnızca kendisine değil, ilişkilerine odaklanmanın öneminden ve bu alanda yapılacak çalışmaların iyileştirici olma potansiyelinden söz eder. Bu türden yaklaşımların teorik zeminini oluşturan öncülerden Murray Bowen’in Aile Sistemleri Kuramı, ailenin duygusal bir ünite olduğunu ve bir üyenin davranışının tüm sistemi etkilediğini vurgular [1]. Böylelikle bir aile sisteminde yer alan bireyin içsel yaşantılarıyla kişiler arası ilişki dinamikleri arasında bir köprü kurulmuş olur.
Benliğin Ayrımlaşması
Sentimental Value’da dinamikleri film boyunca ilmek ilmek işlenen aile sisteminin, ailede yaşanan kayıp sonrasında nasıl değişerek dönüştüğüne tanık oluruz. Farklı hayatlarını kendi hâllerinde sürdürüyormuş izlenimi veren Nora ve Agnes, annelerinin kaybının yasını yaşarken ve ona karşı son görevlerini yerine getirirken, Gustav’ın beklenmedik talebiyle karşılaşırlar. Ödüllü yönetmen Gustav, son eserinde Nora’nın oynamasını istemektedir. Büyük prodüksiyonlarda yer alan başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Nora, babasının teklifini reddeder. Buradaki çatışmanın bir ucunda Nora’nın babasına karşı tepkili ve mesafeli tutumu, diğer ucunda Gustav’ın kızıyla yakınlaşmak konusundaki ısrarcı çabası dikkati çeker.
Aile Sistemleri Kuramı’nın temel bileşenlerinden biri benliğin ayrımlaşması kavramıdır. Bu kavram bireylerin duygusal yoğunluk veya ilişkisel baskı altında bile kendi düşüncelerini, duygularını ve inanışlarını koruyabilme yeteneğini ifade eder. Diğer bir deyişle, birey duygusal süreçleri ile mantık ve akıl yürütme arasında bir denge kurabilir, aile üyeleriyle yakın ilişkiler sürdürürken bile “kendi olma” yani bireyselleşme hâlini koruyabilir. Aile sistemi içinde kaygı düzeyi yükseldiğinde, sistemin üyeleri duygusal nesnelliği sürdürme, aynı zamanda diğer bireylerle ilişki kurabilme kapasitesine sahiptirler. Bowen, bireyin duygusal deneyimlerinin ve aile yapısının duygusal dinamiklerinin o kişinin duygusal yoğunluk düzeyini belirlemede merkezi bir rol oynadığını öne sürmüştür. Bowen ayrıca bahsi geçen bu duygusal yoğunluk düzeyinin yetişkinliğe geçiş döneminin başında istikrarlı hâle geldiğini de söyler. Oysaki Nora bu kapasitenin olgunlaşabileceği bir yaşam döneminde babasının evi terk etmesiyle ve annesinin depresyon yaşamasıyla birlikte ruhsal olarak zorlanmıştır. İlişkilerindeki duygusal yalıtım ve özerkliğini koruma çabası, ona sağlıklı yakınlaşmayı deneyimleyememeye mal olmakta, bir duygusal kopma yaşamaktadır [2]. Bu durumun izlerine Jakob ile olan ilişkisinde rastlayabiliriz. Gustav’a kendisi için endişelenmeye hakkı olmadığını söylediğinde yine bu duygusal kaçınmayı izleriz. Agnes, bu durumu Nora’nın “yalnızlığı” olarak ifade eder. Nora gerçekten de duygusal olarak yalnızdır. Buradaki ilişki dinamiklerini, kuramın içsel/kişiler arası ayrımı bağlamında ele aldığımızda, Nora’nın içsel deneyimindeki öfke, kaygı, rekabet ve sevilme ihtiyacı gibi duygularını kişiler arası alanda ifade etme güçlüğüne tanık oluruz. Nitekim duygu dışavurumunu en belirgin gördüğümüz yer sahnedir. Mesleği onun için duygu ifadesine aracılık eden bir işlev görmekteyken, özel hayatında ve ilişkilerinde duygularına erişmekte zorlanır. Özellikle aile sistemi içinde olduğu sahnelerde donakalması veya ortamda bulunan diğerleri tarafından desteklenmeyen tepkiler vermesi, sistemdeki yabancılığına ve ayrılığına işaret eder. Babası Nora’nın sınırlarını zorladığında ona karşı olan öfkesi derinleşse de babasının onayı ve yakınlığına olan ihtiyacı belirgindir. Öyle ki bu ihtiyaç, yaşamda bir açıdan “izinden gittiği” babası ile olan ilişkisinde “kendi olma” potansiyelini baltalamaktadır.
Nesiller Arası Geçiş Süreci
Bowen’in kuramına göre aile sistemleri içerisinde kaygı nesilden nesile aktarılmakta, kaygının varlığına rağmen öznelliği koruyabilme kapasitesi bu durumdan etkilenmektedir. Aile yansıtma süreci olarak adlandırılan bu durum, bireyin benliğinin ayrımlaşmasını azaltabilir. Bu bağlamda Nora’nın yaşadığı ciddi kaygı belirtilerinin, Karin’in yaşadığı travmatik yaşantıların bir uzantısı olarak nesilden nesle aktarıldığı ileri sürülebilir. Gustav açısından baktığımızda, benzer bir yansıtma süreci ile karşılaşırız. Öyle ki annesi ile olan ilişkisinde deneyimlediği duyguları Nora ile olan ilişkisine öyle yansıtır ki, son eserinde annesi ve kızı arasındaki etkileyici geçişkenlik Agnes’in dikkatini çeker: İki karakter birbirinden çok da ayrılamaz bir şekilde resmedilmiştir. Sentimental Value, Nora’nın olduğu kadar -hatta belki de daha çok- Gustav’ın henüz bir çocukken intihar eden annesinin konuşamadığı ölümünün tutamadığı yasını yeni bir anlatıya dökmesinin hikâyesidir.
Diğer yandan Agnes, aile sistemini kucaklayan, toparlayan ve işlevselliğini sürdüren bir figür olarak karşımıza çıkar. Onun da babasıyla olan ilişkisinde ifade etmekte Nora kadar açık olmadığı bir öfkesi olsa dahi, aynı nesilleri bir arada tutan yaşlı ev gibi, babasını ve ablasını ayrı ayrı tutan bir ağacın kökü gibidir. Nora ile yaşadıkları katarsis sırasında ifade ettiği üzere, Nora’nın varlığından güç alarak kendini güvende hissetmiş, sonrasında ailenin bakım verme yükünü üstlenmiştir. Bowen’in Aile Sistemleri Kuramı’nın bir başka önemli bileşeni olan Üçgen Yapılar’a göre iki kişi arasındaki gerilimi azaltmak için üçüncü bir kişi sisteme dahil edilerek bir yapı oluşturulmaktadır. Benzer şekilde, film boyunca Agnes’in Gustav ve Nora arasında dengeyi bulmaya çalışan, gerilimi azaltan, toparlayıcı bir unsur olarak yer aldığına tanık oluruz.
Anlatı Yaratmanın Önemi
Gerek psikanalitik çalışmalarda gerekse aile sistemleri yaklaşımlarında anlatı yaratmak önemli bir yere sahiptir [3]. Buradaki anlatı bireysel olduğu kadar bir grubun, konumuz özelinde bir ailenin anlatısı da olabilir. Psikoterapi süreçleri, başta duygusal yoğunluk düzeyleri olmak üzere, bireylerin işlevselliğini etkileyen pek çok alanda iyileştirici etki gösterme potansiyeli taşır. Anlatı oluşturmaya odaklanan terapi süreçlerinde bireyler kendi hayatlarının uzmanları olarak sorunları dışsallaştırmaya, baskın olumsuz anlatıları ve ön kabulleri yıkmaya, böylelikle hem birey hem de aile sistemleri için anlamlı anlatıları yeniden yazmaya odaklanırlar.
Sentimental Value, baştan sona anlatı yaratmaya odaklandığını ifade eden bir film olarak karşımıza çıkar. Bu aileye nesillerce kanat geren eski evin hikâyesi ile başlayan sahneler, evin adeta kabuk değiştirerek yenilendiği görüntülerle sona ulaşır. Buradaki güçlü görsellik aslında Nora, Gustav ve Agnes -belki de Karin ve Sissel- arasındaki ilişkilerin yeniden yazıldığını gözler önüne sermenin başka bir ifade aracı olur. Mekânın kapsayıcılığı o kadar belirgindir ki, farklı zamanları usta bir geçişkenlikle bağdaştıran filmde bu ev, anlatıları birbirine sıkı sıkıya yapıştıran bir dolgu malzemesi gibidir. Kendi gerçekliğinden ayrılıp bir film setine dönüştüğünde dahi, bu evin filmde belki de başrolü üstlenmiş karakter olduğunu hissederiz. Her yasın, her çatışmanın, her duygunun olduğu gibi, o da işlevini yerine getirdikten sonra zamandaki yolculuğuna dönüşerek devam eder.
Kaynaklar:
[1] Calatrava M, Martins MV, Schweer-Collins M, Duch-Ceballos C ve Rodríguez-González M (2022). Differentiation of self: A scoping review of Bowen Family Systems Theory’s core construct. Clinical Psychology Review, 91, 102101. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2021.102101
[2] von Sydow K, Beher S ve Retzlaff R (2024). Systemic Psychotherapy: An Introduction to Its Theoretical Foundations and Clinical Practice. Deutsches Ärzteblatt, 121(23), 783-792. https://doi.org/10.3238/arztebl.m2024.0194
[3] Ferreira JB (2019). Family Therapy. In EFPT Psychotherapy Guidebook (2. Baskı). https://doi.org/10.21428/fc0b32aa.19d22c72


























