Pakistan asıllı Kanadalı yönetmen Zarrar Kahn’ın Cannes’da prömiyerini yaptığı In Flames (2023), küçük bir dairede annesi ve erkek kardeşiyle yaşayan Mariam’ın yaşamını aktarmaktadır. Mariam, büyükbabasının ölümünü takiben ailesiyle birlikte yüklü borçlarla baş başa kalmıştır. Annesinin yetersizliği ve dayısının ailesi üzerindeki baskısı Mariam’ı günden güne daha derin bir çıkmaza sürükler. Bu zorlu dönemlerde Mariam ona iyi gelecek olan Asad’la tanışır. Mariam gibi üniversite sınavına hazırlanan Asad, Mariam’dan çok etkilenir. Asad’ın, Mariam’ın kalbini kazanmak için mücadelesi başlar. Seyirci, oldukça ataerkil bir toplumda var olmaya çalışan Mariam’ın toplum tarafından ilk kısıtlanmasını arabasına saldırıldığında görür. Mariam, araba sürerken bir anda sokaktan geçen bir adam tarafından saldırıya uğrar. Neye uğradığını anlayamadan olay yerinden uzaklaşır. Ardından tekrardan hakkını savunmak için olay yerine geri döner. Ama burada karşılaştığı durum içler acısıdır. Çünkü bir destek verilmesi gereken durumda sokaktaki ahali tarafından kılık kıyafetinden dolayı yargılanır. Yaşadığı şeyi hak ettiği ima edilir. İlk darbeyi toplumdan yiyen Mariam, ikinci şoku kız arkadaşından alacaktır. Polise gidip saldırganı ihbar etmek istediğinde arkadaşı ona bunu yapmaması gerektiğini, eğer yaparsa annesinin Mariam’ın kütüphaneye gelmesini ve araba kullanmasını yasaklayacağını söyler. Tüm bunlara rağmen Mariam kimseyi dinlemez ve hakkını savunur. Filmin her yerinde karşımıza çıkan patriyarkal yapı ve toplumsal yozlaşma, Mariam’ın peşini asla bırakmamaktadır. Mariam’ın direnişi ve önüne çekilen her engele karşı sergilediği tavır filmde en güzel işlenmiş noktalardan biri. Ayrıca filmin Mariam’ı Pakistan toplumunda kadının yaşadıkları üzerinden değil de âşık olup ardından yaşadıkları açısından aktarması filmi çoğu feminist yapımdan ayırıyor. Çünkü aşk cinsiyetten arınmış çok insani bir duygu. Pakistan kültüründe doğup büyümüş bir kadının yaşadığı aşkı feminist bir yaklaşımla beyaz perdeye aktarmak hikâyeyi başka bir yere taşıyor.
Zarrar Kahn, “In Flames ile katı ataerkil bir toplumun sınırları içinde yaşamanın nelere yol açtığını keşfetmeyi amaçlıyorum,” diyor ve ekliyor: “Cinsiyetçi baskının psikolojik etkisine, Pakistan’da genç ve âşık olmanın dehşetine ışık tutmak istiyorum.” Aşk hepimiz için heyecan ve tutku dolu bir duygudur. Sevince daha meraklı, daha coşkulu oluruz. Bu duygu, yaşam motivasyonuna dönüşür. Mariam’ın hikâyesinde de aşk tam olarak bu noktada kendini göstermektedir. Asad, Mariam için bir yaşam motivasyonuna dönüşmektedir. Asad, hayatında olmuş olan tüm erkeklerden farklı biridir. Mariam’ın rüyası başlamıştır. Asad, Mariam’ı sahile davet eder. Mariam’da bu teklifi kabul eder. Güzel bir günün ardından dönüş yolunda Asad ve Mariam kaza geçirirler. Ve Mariam’ın kâbusu orada başlar. Mariam o an yapması gereken ile toplumsal gerçeklik arasına sıkışır. Toplumsal baskı, Mariam’a sevdiği adamı ölüme terk etmesini sağlar. Filmin ikinci yarısı Mariam’ın yaşadığı pişmanlık, yas ve varoluş üçgenini seyirciye aktarmaktadır. Mariam, gerçeği kendisine dahi itiraf edemez. Çünkü gerçeklik, onun peşini bırakamayacak kadar güçlü bir yerdedir. Asad’ın durumunu öğrenmek için hastaneye gittiğinde siyah bir eşarp takar. Asad için yas tutmaktadır. Ama tüm gerçekliği bilmesine rağmen yine de bir umut yaşadığını duymak istemektedir. Asad’ı kaybettiğini duyduğu an, Mariam için sadece yas sürecinin başlangıcını oluşturmamaktadır. Aynı zamanda Mariam’ı sevdiği adama ihanet eden, onu ölüme terk eden bir kadına dönüştürmektedir. Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan Mariam için yaşam eskisinden de daha zorlayıcı bir sürece dönüşür. Ailesi yaşadığı topluma göre ileri sayılmasına rağmen annesi Mariam’ın durumundan endişelenip onu bir din hocasına götürecektir. Yaşadığı topluma göre daha özgür olan Mariam, tekrar toplumun cehaletine takılacaktır. Birçok farklı yol deneyerek Mariam’ın iyi olması için çabalayan annesi, en basit şeyi yapmamaktadır: Mariam’a nasıl olduğunu sormak. Baştan beri anlaşılmaya ve görülmeye ihtiyaç duyan Mariam için en yıpratıcı nokta da bu olur. Çünkü bazen çözümler ne kadar yardımcı olacak gibi gözükse de ya da bir insana iyilik yaptığımızı düşündürse de bu pek bu şekilde gelişmemektedir. Bazen sadece nasılsın diye sorabilmek en iyileştirici yardım olmaktadır. Bu yardımdan oldukça uzak olan Mariam, yönetmenin söylediği gibi âşık olmanın dehşetini yaşamaktadır.
Mariam’ın kaza gününü geride bırakması gerekecektir. Yaşayabilmesi için geride bırakması… Ve bunu yapabilmesi için de Asad’la en son mutlu olduğu ana, sahile gitmesi gerekecektir. Esasında Asad’la bir vedaya ihtiyacı vardır. Ve onu kurtaramayacağını kendisine hatırlatmasına… Ve filmin son sahnelerinden biri olan Mariam’ın annesinin sahildeki evi ateşe verdiği sahne, bana Şule Gürbüz’ün Kambur kitabındaki şu cümleyi hatırlattı: “İnsan ara sıra evini yakmalı ve çıkıp seyretmeli.” Mariam onu yakıp kül eden duygularla başa çıkabilmesi için ev gibi hissettiği yeri yakması gerekecektir. Asad’la en güzel anları yaşadığı yer olan o ev, en büyük pişmanlığına dönüşmüştür.
Oyunculuklarıyla, kurgusuyla, sinematografisiyle oldukça etkileyici olan yapım, aynı zamanda cesurca işlenmiş bir feminist film olma özelliği de taşımaktadır. In Flames, en basit tanımıyla kadın olmak ve suçluluk duymak üzerine işlenmiş hayatın içinden bir yaşamın aktarımıdır.