12 yıldır ailesinden uzakta yaşayan ve onlarla yalnızca özel günlerinde kart yollayarak iletişime geçen bir adamın öleceğini öğrenmesi üzerine ailesine dönüşü etrafında gerçekleşen olaylar tanımı It’s Only The End Of The World (2016) için bir özet cümlesi olabilir. Bu adamın yani Louie’nin eve dönüşüyle, hiçbir şeyin kaldığı yerden devam edemediği ve her şeyin yabancılaşma sebebi olduğu bir evren yaratıyor başarılı ve genç yaşına bir çok ödül sığdırmış yönetmen Xavier Dolan. Film, Fransız oyun yazarı Jean-Luc Lagarce’nin aynı isimli oyunundan uyarlansa da Dolan yine kendine has dilini yansıtmayı başarıyor. Renk paleti, film müzikleri, oyuncu kadrosu seçilmişliğiyle kendini gösteriyor. Başrollerde Marion Cotillard, Léa Seydoux, Vincent Cassel, Gaspard Ulliel, Nathalie Baye gibi Fransız sinemasının güçlü isimlerinin performanslarıyla harikalar yarattığı ve Dolan’ın genç bir sinema dâhisi olduğunu bir kez daha kanıtladığı film Cannes Film Festivali’nde jüri büyük özel ödülünü almayı da başarıyor. 

     Henüz ailesine doğru yeni yola çıkmış uçakta otururken Louis’nin yaşadığı tereddüt ve iç çatışmaya dönüşen bu yolculuk; eve vardığında başına gelebileceklerin provası gibi sanki. Öyle ki, eve vardığında yıllardır görmediği için nasıl bir genç kadın olduğunu bile bilmediği kız kardeşi, onu çok sevmesine rağmen yalnız bırakılmanın öfkesiyle deliye dönen ağabeyi, düğünlerine bile gelmediği için hiç tanışamadığı ağabeyinin eşi ve aileyi bir arada tutmaya çalışırken neredeyse deliren annesi kendisini karşıladığında beklenmedik bir aile dramına dönüyor film. Annelerinin (Nathalie Baye) çabasına, ailecek yenecek güzel bir akşam yemeği umuduna, Louis’ye olan özlemlerine rağmen kimse içindeki öfkeyi susturmayı başaramıyor. Louis’nin yokluğunun hesabı her karakter tarafından ayrı ayrı ruhunun nasıl yaralandığını göstererek soruluyor kendisinden. Zaman onlar için çok hızlı akarken bir gün bile geçmiyor filmde. Bir öğle vaktinden akşamüstüne kadar geçen sürede tüm kırgınlıklar, öfke ve özlem, yarım bırakılanlar alelacele tamamlanmak istercesine ortaya seriliyor. Louis ölümcül hastalığını söylemek için doğru anı beklerken o an hiç gelmiyor, geçmişle yüzleşmesi uzun sürüyor. Film, Louis’nin eve gelişine kadar olan sahneler ve sonrasında ağabeyiyle sigara almaya çıktıkları kısa yolculuk sahnesi haricinde evlerinde geçiyor. Mavinin ve tonlarının hakim olduğu ev sahnelerinde iletişimsizlik ve gerilim had safhada yaşanıyor. Yakın plan çekimlerin çoğunlukta olması karakterlerin hislerine odaklanmamızı sağlarken, alt ve üst açı planları hem izleyicinin karakterle olan ilişkisini yönetmek hem de karakterlerin birbirleri arasındaki ilişkilerin vurgulanmasına yönelik kullanılıyor. 

     Kendisini gerçekleştirmek ve yazar olmak üzere ailesinden ayrılıp uzakta bambaşka bir yaşam kuran Louis yaşadığı hayattan pişman olmasa da ailesini yaşarken terk etmenin acısını bu kez sonsuza kadar terk edecek olmakla birleştirerek yaşıyor. Bu ağır yük ve dile getiremediği gerçek film boyunca izleyicinin de omzunda ağırlık hissi oluşturuyor; Louis’nin duygusal iniş çıkışlarına, gel gitlerine tanıklık ediyoruz. Maviden bir anda sarıya dönen son sahnede gün batımıyla birlikte film de sona yaklaşıyor. Karmaşanın, bağırmaların, yüksek sesin ve kavganın sürekli hâle gelmesiyle bazen gerçeklik ve zaman algısı sarsılıyor, her karakterin bir diğeriyle olan kavgası bir noktadan sonra karakterin kendi içindeki kavganın yansıması hâlini alıyor. Dış çatışmalar iç çatışmalara dönüşüyor ve iç çatışmalar da dış çatışmalara. Günün sonunda Louis amacına ulaşamamış gibi gözükse de aslında yaşanması gerekenin geç kalınmış bir versiyonu yaşanıyor, söylenmesi gerekenler söyleniyor ve yüzleşmesi gerekenle yüzleşiyor. 

     It’s Only The End Of The World’de Xavier Dolan olaylarla değil anlarla ilgileniyor. Anların kusursuzluğunu yakalamaya çalışan, hislere odaklanan, sinematografik açıdan çok güçlü bir anlatı kuruyor ve yine özgün üslubunu filmin her bir planına işliyor. Filmin sonundaki kuş metaforunu da izleyicisine bir hediye olarak bırakıyor, soruları sormak da izleyiciye kalmış oluyor. 

İlgi Özdikmenli

İlgi Özdikmenli

1995 yılının Ağustos ayında doğdu. Yaz mevsimine aidiyeti belki de bu yüzden çok fazla. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim okudu, bu sırada Studio Oyuncuları’nda tiyatro eğitimini tamamladı. Uzun zamandır “ne yapmak istiyorsun?” sorusuna “insan hikayeleri anlatmak istiyorum” cevabını veriyor. Bu isteğinden ve sinemanın yeni bir dünya kurabilmesine olan hayranlığından yola çıkarak oyunculukla birlikte yönetmen olma idealini birleştirdi. Yine kendi üniversitesinde sinema yüksek lisansına başlamak üzere. Heykel yapıyor. Tatlıları, kamp yapmayı ve yolda olmayı çok seviyor.

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
1 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Mehmet Bahri Erdoğdu Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Mehmet Bahri Erdoğdu
Ziyaretçi
Mehmet Bahri Erdoğdu

Gerçekten derin bir gözlem ve saf bir anlatım, kutlarım sizi..

Önceki yazı

Angelina Jolie The Kept’in Başrolünde

Sonraki yazı

Laurel ve Hardy Yeniden Beyaz Perdede