Fil'm Hafızası
ListelerSinema Yazıları

Ey Aşk Sen Nelere Kadirsin!

Şubat ayı sevgi ve aşk ayıdır. Sinemada da aşk filmleri her zaman önceliğim olmuştur. Bu neden ile 14 Şubat’ı geride bıraktığımız bu günlerde kendi aşk filmleri listemi yapmaya karar verdim. Söz konusu liste tamamen kişisel olup, yorumlarda başka aşk filmleri de paylaşırsanız çok memnun olurum. Yorumlarda görüşmek üzere…

  1. Brief Encounter (1945)

Akıllardan hiç silinmeyecek bir aşk filmi yaratmayı başaran yönetmen David Lean’in 1945 tarihli filminin başrol oyuncuları Celia Johnson ve Trevor Howard’dır. Film tren istasyonunda geçen bir sahne ile başlar. Filmin ilk sahnesi aslında son sahnesidir. Bir masada orta yaşlı bir çift, yarı çekingen ve tutuk; sohbet etmektedir. Birden sohbetlerine üçüncü bir kadın dâhil olur. Çok geçmeden masadaki beyefendinin treni istasyona yanaşır. Harvey masadan ayrılırken, Laura’nın omzuna elini koyarak ona veda eder. Filmin aslında bütün özeti, o omza konan çekingen eldir.

Harvey’nin vedasıyla, Laura’nın evine ve ailesine gidişini izleriz. Her şey normal görünmektedir. Laura’nın sevimli iki küçük çocuğu ve sevecen bir kocası vardır. Karısının yorucu bir gün geçirdiğini sezen anlayışlı koca, Laura’nın ateş başında dinlenmesini ister. Pikaba Rachmaninoff’un İkinci Piyano Konçertosu’nu koyan Laura, geçmişe doğru bir yolculuğa çıkar. Sıradan insanların sıra dışı aşkı yansır bundan sonra beyaz perdeye. Son sahnenin geçtiği tren istasyonunda bir rastlantı sonucu tanışır Laura ve Harvey. Her ikisi de evlidir. Birbirleriyle tanışıncaya dek, mutlu birer yuvanın bekçileri olduklarını düşünmektedirler. Ancak umulmadık bir anda tattıkları aşk duygusu, hayatlarını fırtınalı bir denize çevirir. Hem birbirlerinden kopamamakta hem de hissettikleri suçluluk duygusu yakalarını bırakmamaktadır. Bu film, sıradan bir çiftin dünyanın en büyük aşkını yaşayabileceğini gösteren eşsiz güzellikte bir filmdir ve listenin ilk sırasında yer almayı sonuna kadar hak eder.

 

  1. The Bridges of Madison County (1995)

Evli, iki çocuk annesi, orta yaşa yaklaşmış bir kadını ne mutlu edebilir? Böyle biri, ailesini bir arada görmek ve onlara yemek hazırlayıp evi çekip çevirmek dışında başka bir şey istemese gerek. İşte Franceska mutluluk piramidinin en tepesindeki kadındır. Onu seven nazik bir kocası ve boyunca iki evladı vardır. Ne var ki tutkuyla bağlı olduğu hiçbir şeyi yoktur Franceska’nın. Oysa ilk gençlik yıllarında hiç de böyle hayal etmemiştir hayatını.Şimdi ise sahip olduğu tek özgürlük alanı, birazdan kocası ve iki çocuğunun, bir boğa yarışmasına katılmak üzere dört günlüğüne evden ayrılacak olmalarıyla, kendi kendine geçireceği zamandan ibarettir.

Ne olduysa o dört günde olur. O dört güne, koskoca bir hayata yetecek kadar büyük bir aşk hikayesi sığmıştır. Franceska, yalnızlığının daha ilk gününde, National Geographic dergisinde yayımlanacak bir makale için, Madison Kasabası’ndaki köprüleri fotoğraflamaya gelen karizmatik fotoğrafçı Robert Kincaid ile tanışır. İkili tanışmalarının daha ilk saniyesinde, sanki hayatlarını sonsuza dek değiştirecek o dört günün farkındadır. Fotoğrafçımız aramakta olduğu Roseman Köprüsü’ne, Franceska’nın yardımıyla ulaşır ve bu andan itibaren birlikte zaman geçirmeye başlarlar. Franceska ilk önceleri, Robert’a karşı duyduğu hisleri çok saçma bularak kendini dizginlemeye çalışsa da ikili, dolgu dizgin bir aşk yaşamaktan kendilerini alamayacaktır.

Dört gün sona erip de aile yeniden bir araya geldiğinde Franceska’nın gitmekle kalmak, tutkuyla ya da “keşke” ile geçecek bir ömre, yani ölmekle yaşamak arasında karar vermesi gerekmektedir. Filmin başrollerinde Meryl Streep ve Clint Eastwood var.

 

  1. The Way We Were (1973)

Amerikan Film Enstitüsü tarafından oluşturulan tüm zamanların en iyi 100 aşk filmi listesinin (AFI’s 100 Years… 100 Passions) 6. sırasında yer alan film, çok dramatik bir aşk hikayesini içinde barındırmakla birlikte aslında altı çizilecek derecede politik bir tavır da sergilemektedir. Soğuk savaş döneminde, savaş karşıtı bir aktivist olan Marksist Katie üstünden, dönemin Hollywood’una karşı bir duruş sergilenir. Film, Amerikan popüler kültürüne mal olmuş kült bir eser mahiyetindedir. Filmin replikleri pek çok dizi ve filme konu olmuştur. Çekildiği tarihten bu yana, filmi izleyen üç nesil kadının da hayatının bir döneminde, karşısındaki adamın anlamayacağını bile bile, son vuruşu yapmak için “Your girl is lovely Hubbell” dediğini hayal ettiren filmdir.

Film, adından da anlaşılacağı üzere kendi olmaktan vazgeçemeyen Marksist Katie ile politika ile arası hiç de iyi olmayan edebiyatçı Hubbell’ın aşkını konu edinir. Katie, üniversite yıllarındaki idealizmini hiçbir zaman kaybetmemiştir ve Hubbell için zor kadındır. Aşk, bambaşka karakterlere sahip iki insanı yola getirebilir mi bilinmez ancak film, en iyi aşk filmleri listesindeki konumunu kesinlikle hak etmektedir. Film, En İyi Özgün Müzik ve En İyi Şarkı dalında Oscar’ı ve yine En İyi Şarkı dalında Altın Küre ödülü ile En İyi Özgün Senaryo dalında Grammy ödülünü kazanırken, Barbra Streisand’a En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar, Altın Küre ve BAFTA adaylığını getirmiştir.

 

  1. Pride and Prejudice (2005)

Jane Austen tarafından kaleme alınan ve İngiliz Edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen dünyaca ünlü roman Pride and Prejudice, bugüne kadar birçok kez sinemaya, tiyatroya ve televizyona uyarlanmıştı. Bu kez Joe Wright yönetmenliğinde, başrollerinde Keira Knightley ve Matthew Macfadyen ile karşımıza çıkıyor ve Keira Knightley’e en iyi kadın oyuncu dalında Oscar ve Golden Globe adaylığı getiriyor.

Hikâye 18. yy. İngiltere’sinde geçmektedir. Bennet Ailesi’nin beş kızları vardır ve kızlarının soylu ailelerle evlilik yapmaları, ailenin yegâne amacıdır. Neyse ki istikbaldeki evliliklerden biri çok da uzakta değildir. Soylu ve varlıklı Bay Bingley, en az kendi kadar soylu ve varlıklı arkadaşı Bay Darcy ile birlikte birkaç ay geçirmek üzere kasabaya gelir. Ailenin en büyük kızı Jane, Bay Bingley’nin eşi olmak için biçilmiş kaftandır. Ne var ki Bay Darcy’nin, Bennet Ailesi’ne karşı beslediği önyargı, müstakbel evliliğin sonu olacaktır. Ancak söz konusu aşk olunca kibirli Bay Darcy’miz bile dize gelecek ve ailenin en bağımsız karakterli kızı olan Elizabeth’e gönlünü kaptıracaktır. Elizabeth ise ablasının Bay Bingley ile evlenmesinde bir engel olan Bay Darcy’nin aşkına karşılık vermeyerek, onu asla affetmeyeceğini söyleyecektir. İzleyicinin, Jane Austen’ın incelikle yarattığı Bay Darcy efsanesi ile tanışma vakti ise çoktan gelmiştir. Şövalye ruhlu Bay Darcy, değil Elizabeth’in, Antarktika’nın kalbindeki buzulları eritmeye yetecek kadar kahramanlığı ardı ardına sıralayacaktır. Elizabeth’in ise yanıtlaması gereken bir soru kalmıştır: Aşkta gurur var mıdır?

 

  1. While You Were Sleeping (1995)

Yönetmenliğini Jon Turteltaub’un yaptığı filmde Lucy karakterine, romantik komedilerin her daim favori ismi Sandra Bullock hayat veriyor. Filmde, Sandra Bullock’a, o güzel sarı saçları ile Bill Pullman eşlik ediyor. Lucy, Chicago’daki bir tren istasyonunda gişecidir. Lucy, hayatta yapayalnızdır ve çalıştığı tren istasyonundan sabahları işine gitmek için trene binen bir avukata platonik olarak sırılsıklam aşıktır. Bir sabah tam da Noel arefesinde, yakışıklı avukat Peter, gaspçıların saldırısına uğrar ve kendini tren raylarında bulur. Onu kurtaracak kişi hiç kuşkusuz Lucy’dir.  Peter hastaneye kaldırıldığında komadadır. Peter’ın birbirinden sevimli ve gürültücü bir kuş sürüsünü andıran ailesi ise hastanede yaşanan bir karışıklık sonrasında, Lucy’yi Peter’ın nişanlısı zanneder ve bağrına basar. Lucy bir anda kendini âşık olduğu adamın nişanlısı ve çok geniş bir ailenin ferdi olarak bulmuştur. Ne var ki Lucy, Peter’ın ailesi ile vakit geçirdikçe Peter’ın kardeşi Jack’i tanıma fırsatı yakalayacaktır. Peter hastane odasındaki derin uykusundayken, Lucy ile Jack Chicago’nun buz gibi havasında sımsıcak bir aşka tutulacaklardır. Ufacık bir yanlış anlamayla arapsaçına dönen bu aşk hikayesi, izleyicinin gönlünde çok naif bir mutluluk bırakıyor.

 

  1. Wall-E (2008)

İnsanlık Dünya’yı koca bir çöplüğe çevirdikten sonra kendine harap edecek başka dünyalar bulmak için Dünya’yı terk etmiştir. Geriye ise Dünya’yı çöplerden arındırması için programlanmış çöpçü robotlar bırakmışladır. Wall-e de bu robotlardan biridir. Filmde insanlar ne kadar ruhsuz ve duygusuz birer robota dönüşmüşlerse, Wall-E de bir o kadar insanlaşmıştır. Yapayalnız olan Wall-E’nin hayatı, Dünya’yı kontrole gönderilen Eva’nın gelişiyle tamamen değişir. İlk görüşte âşık olan Wall-E değme romantik filmlere taş çıkartan bir romantizm yaşatır izleyenlere. Oscar ödüllü filmin yönetmeni Andrew Stanton iken, Ben Burtt, Elissa Knight ve Jeff Garlin başrol oyuncuları arasında yer alır.

 

  1. Vesikalı Yarim (1968)

Film, sinema tarihinin en klişe hikayelerinden birini anlatıyor. Ancak o kadar güzel anlatıyor ki hayatınızda izlediğiniz en güzel aşk filmleri arasına girmezse gelip beni bulun. Türk sinemasında Metin Erksan’la birlikte biçim denemeleri yapan ilk yönetmenlerden olan Ömer Lütfü Akad’ın şaheseri olan bu filmde, manav Halil ile pavyon şarkıcısı Sabiha’nın aşkı anlatılır. Edebiyatımızın Burgazadalı prensi Sait Faik Abasıyanık’ın Menekşeli Vadi adlı öyküsünden sinemaya uyarlanan siyah-beyaz bu melodramın senaryosu Safa Önal’a aitken, filmin başrollerini ise Türkan Şoray, İzzet Günay ve Ayfer Feray paylaşmıştır.

 

  1. Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)

Sevginin emek demek olduğunu hepimize öğreten bu film olmadan aşk filmleri listesi tamamlanamaz. Efsanevi Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un eserinden beyaz perdeye uyarlanan bu filmde bildiğiniz gibi başrolleri Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin paylaşırken filmin yönetmenliğini ise Atıf Yılmaz üstleniyor. İlyas yakışıklı bir kamyon şoförü, Asya ise güzeller güzeli bir köylü kızıdır. İkisinin birbirine âşık olup evlenmeleri çok uzun sürmez ancak İlyas’ın Asya’yı hayal kırıklığına uğratması da çok uzun sürmeyecektir. Köylü kızıdır, tek başına ayakta duramaz deyip geçemeyeceğimiz karakterdeki Asya, kocasının tokadını sineye çekmez ve bebesini kucağına alıp yollara düşer. Yolda karşısına bir yangında ailesini kaybeden Cemşit çıkar. Cemşit, Asya ve oğluna yuvasını açar. Cemşit, Asya’dan hiçbir karşılık beklemeden Samet’e babalık etmeye başlar. Yıllarca süren bu ilişkinin başlarda adı konmamışken zamanla güvenin adı sevgi olmuştur. Ta ki bir gün bir rastlantı sonucu İlyas, Asya ve Cemşit’in evlerine gelinceye dek. Asya en büyük aşkı ile emek emek sevgisini büyüten Cemşit arasında bir seçim yapmak zorunda iken bu seçimi belki de Samet onun yerine yapacaktır.

 

  1. Notting Hill (1999)

William Thacker adlı bir kitapçı Londra’nın en sevimli semti olan Notting Hill’de yaşamaktadır. Kitap dükkanını birgün dünyaca ünlü yıldız Anna Scott’un ziyaret etmesiyle Thacker’in hayatı değişir. Thacker ünlü bir yıldızla aşk yaşamanın zorluklarına alışmaya çalışırken, Anna Scott daha ilk zorlu sınavlarında sınıfta kalır ve bu tatlı adamın aşkına hak ettiği değeri veremez. Anna Scott hayatın kendine ikinci kez tanıdığı şansı doğru değerlendirebilecek midir? Julia Roberts ve Hugh Grant’ın başrollerinde olduğu zamansız bir romantik komedi olan film, izleyicilerinin ayaklarını yerden kesecek türde bir romantizme sahip.

 

  1. Two Weeks Notice (1995)

İdealist bir çevre aktivisti bir inşaat şirketinin avukatlığını yapabilir mi? Olmaz olmaz demeyin. Marc Lawrence’nin yönetmenliğini yaptığı romantik komedi türündeki 2002 yapımı Amerikan filminin başrollerinde, romantik komedi denince akla gelen ilk isimler olan Sandra Bullock ve Hugh Grant var. Sandra Bullock’un hayat verdiği Lucy Kelson, Harvard mezunu bir avukattır. Aynı zamanda ülkenin en ünlü hukuk profesörlerinin kızı olan Lucy hayatını, kentsel dönüşümle birlikte yerle bir edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan tarihi binaların korunmasına adamıştır. Çocukluğunun geçtiği Coney Island’daki halkevinin yıkılacağı haberini aldığında ise soluğu halkevini yıkacak olan inşaat şirketinin sahibi George Wade’nin yanında alır. George Wade’in ise o günlerde tek ihtiyacı olan Lucy gibi dişli bir avukattır. Halkevinin yıkılmaması koşulu ile Lucy, George ile çalışma teklifini kabul eder. Ne var ki bu birliktelik bir zaman sonra çığırından çıkacak ve George, takacağı kravatı bile Lucy’e sorar hale gelecektir. Bu durumdan son derece mutsuz olan Lucy, işten ayrılmak istediğini bildirerek iki haftalık ihbar süresini başlatır. Lucy’nin George’ye delicesine âşık olduğunu anlaması için artık yalnızca iki haftası kalmıştır. Pembe bulutlar üstünde dolaşmak istediğiniz zamanlarda izlemeniz gereken filmler listesinde yer alır kendisi. İyi seyirler…

Ezgi Ulukoca
15 Şubat 1984’te Eskişehir’de doğdu. Ertesi gün hava çok soğuktu, evden çıkmadı. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu, avukattır. Sinema ve edebiyat ile ilgilenir. Seyahat etmeyi, bir de çillerini çok sever. Ayaklarının altından gıdıklanır, viskiyle arası yoktur. Kerevize bayılır.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir